25 May
Twitter’da Cumartesi gününü 3 yazılık malzeme çıkararak yaşadığımı paylaşmıştım. İlki, dün yazdığım “Kayacan” vukuatıydı. İkincisi ise şu an yazdığım kahvaltı. (fark ettim ki Twitter’a yazdığım sıralama farklıymış.)
Rutin bir yaşantıda; rutini bozma korkusuyla kontrolsüzce, kendini tekrarlayarak yaşanan olaylar, bazen rutinin getirdiği sıradanlığın dışına çıkabilirler. Kahvaltı (ve gibi) rutinler her ne kadar zorunlu sayılsa da, sıradanlaştıran şey muhtemelen yaşamın şartlarıdır. Ve bazen aşılırlar. O zaman da paylaşmaya değer olur diye düşünüyorum.
Ben aile ilişkilerimin (çekirdek hariç) çok da sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Yeterince sık görüşemiyoruz. Birbirimizi de yeterince tanımadığımızı düşünüyorum. Hatta 2. derece kuzenlerimi geçtiğimiz ay, ancak 20 yıl kadar sonra yüzyüze görebildim. Gerek yeterince tanımadığımdan, gerekse çok fazla ortak arkadaş vs. olmadığından, akrabalarımla bir araya gelmek benim üzerimde bir gerginlik yaratıyor. Ne konuşacağımı, neleri anlatabileceğimi kestiremiyorum. Genelde insanlarla, görüşmelerimde onların da ilgisini çekebilecek ve uzayan bir ortak sohbete vesile olacak laflar etmeyi severim.
Bundan bir ay kadar önce, -Cuma günü- kuzenim arayıp, “biz Cumartesi günleri amcamla kahvaltıya gidiyoruz. Yarın sen de gelir misin?” dedi. Son 15 yıl içinde örneği görülmemiş, heyecan verici bir plan olsa da, günün yoğunluğuyla reddetmek zorunda kaldım. (Bundan da şu sıkıcı yazımda bahsetmiştim.) Bunun ardından kahvaltı planını 3 hafta daha ertelememiz gerekti.
İşte ben “sık görüşemiyoruz” derken, geçtiğimiz Cumartesi günü kuzenim ve amcam ile ortalama görüşme standartlarımızın üzerine çıkıp, Nişantaşı’nda keyifli bir sabah kahvaltısı ve sohbetinin ortağı oldum. Yukarıda bahsettiğimin aksine, pek gerilmediğimi, hatta oldukça keyifli olduğumu söyleyebilirim. Yıllar sonra farklı bir ortamda bir araya gelip, farklıca sohbet edebilmek. Onların kahvaltı-yeme alışkanlıkları gibi farklı detaylarını deneyimlemek de oldukça hoştu. Bence “tanımak” sözcüğü asıl anlamını da bu noktada bulmaya başlıyor.
Ve bu anlatımın ardından, blogumu iyi bir aracı seçip kuzenim ve amcama açık teşekkür ediyorum.
Bunlar da o kahvaltıdan atraksyonel olmasa da, anıları sabitleyen araçlar arasında yerini alacak bir kaç fotoğraf:
14 Nis
Bir yandan yaptığı logoları çok beğeniyordum Sunipeyk hocamın, bir yanda da siteme gözle görülmese de ufak düzenlemeler yapmaya devam ediyordum. Kafama koyduğum ise, yeni bir logo, yeni bir header vs. ile tasarımı biraz daha değiştirmekti. Bir de kişisel bir logomun olması benim için şarttı artık. Ama yapabilecek beceri bende yok.
Sunipeyk bugün de yine birileri logo ihtiyacını dillendirince Eskişehir Osmangazi Üniversitesi – Bilgisayar Kulübü için bir logo yapmış. Ben de FriendFeed’de hocamdan biraz da şakayla logo istedim. Sağolsun beni kırmadı, hemencecik, aşağıda göreceğiniz logoyu tasarladı. Ben “ama bu benim siteme uymuyor” diye ağlayınca, uygun renk ve boyutta yeniden tasarladı.
İşbu başlıkta yeni logomu arz ederken, Sunipeyk hocama bolca teşekkür ediyorum.. ((:
11 Nis
Bu yıl ikincisi düzenlenen BlogÖdülleri ile ilgili bir duyuru girdisi yazmıştım. Bugün (11 Nisan) oylamalar başladı. 1 Mayıs 2009 tarihine kadar 14 kategoride, 1000′in üzerinde bloga oy verip seçme yapabilirsiniz. Her kategoride sadece bir bloga oy verebileceğiniz Letoonia Resorts Kişisel Bloglar kategorisinde adayım. Hemen bö2009‘a üye olup oy vererek heyecanımıza ortak olabilirsiniz. Kişisel bloglar kategorisinde tabii ki oylarınızı almayı dilerim ancak yine de adil bir oylama olmalı. Oylamaya başlamak için de kategoriler sayfasına girmelisiniz.
Direkt olarak bana oy vermek için:
http://2009.blogodulleri.com/blog/simto-alev
Ayrıca bir çok blogu takip etmeme, bazı blog yazarlarıyla arkadaş olmama, sosyal medyada bir parça yer almama rağmen, Türkçe içerikli bu kadar çok sayıda özgün blog olduğunu bilmiyordum. Bu Türkiye’de internetin gelişimi için oldukça sevindirici bir durum. Nitekim artan kalem sayısının kazandırdırdığı çoklu görüşler, eleştiriler, yorumlar bir çok alanda çerçeveleri genişletecek ya da kaldıracaktır. Mükemmel…
Haydi, oylarınızı verin, 2 Mayıs’da ödül töreninde hep birlikte eğlenelim.
7 Nis
Selim tam olarak bu başlığı kullanarak bloguna bir girdi yazmış. Bir mim değildi ve kendi için yazmış. Dayanamadım; çaldım, kopyaladım. (: Konu basit. Bu girdiye cevap olarak benimle yaşadığınız komik bir anınızı yazacaksınız. Hem okuyup güleceğiz, hem hafızalar tazelenecek, hem de çok güzel bir arşiv olacak. Dilerseniz mimleyebilirsiniz de… (:
Haydi, başlayalım!..