Kategori kitap

5000 Lira Borç Verir misiniz? Bir Kitap Yazacağım

Blogların daha çok değer gördüğü, dijital pazarlama ajanslarının göz bebeği olduğu dönemlerde sıkça kurye gelir, kapıma sürpriz bir şey bırakırdı. Bir davet, bir markanın yeni ürünü, bir hizmetin tanıtımı, bir kitap vs. Şimdi geçti tabii o devir. Beklenti elbette bunları bloga konu etmem. Yalnızca buna değer görecek kadar iyi, içinden dersler çıkarılacak kadar kötü olanları bloguma taşımayı tercih ettim.

Blogumla ve benimle temas kuran sosyal medya çalışmalarını bazen övdüm, bazen gömdüm. Örneklerini Sosyal Medya kategorisinde görebilirsiniz. Bugün de maalesef biryayın evini, bir parçacık bir yazarı ve yazar olma süreciyle ilgili durumlara inceden bir dokunacağım. Burda meseleyi önemsediğim için, kimseyi kırmamak adına yazar ya da yayınevi adı vermeyeceğim. Çok merak eden yazıdan yola çıkıp muhtemelen bir sonuca ulaşır. Devamını oku →

Mart 21 / 2017
Yazar Simto ALEV
Yorumlar Yorum Yok

Küçük Aptalın Büyük Dünyası

Blogumda bir kitap kategorisi olduğu halde kitaplardan pek söz etmiyorum. En büyük sebebi de yeterince okumuyor oluşum. Bugün ise okumak bir yana, henüz çıkmamış bir kitaptan, Küçük Aptalın Büyük Dünyası‘ndan bahsedeceğim.

PuCCa‘nın yazdığı bu kitaptan bahsetmeme sebep ise, birkaç sebeple önemli bir iş olması. Kitabı tanıtmaktan ziyade de önemli kılan detaylara değineceğim. Fakat peşinen söyleyeyim, kitap uç bir durum yaşanmazsa 1 Haziran’da, yaşanırsa da Haziran’ın ilk haftası satışta olacak.

(Yukarıdaki resim kitap kapağıdır, tıklarsanız büyür.)

Kitap önemli çünkü bir “blog yazarı”nın bir “kitap yazarı”na olan tamamlanmış yolculuğuna emsaldir.  Üstelik -bilgimce-  Türkiye’deki ilk emsaldir.

Okuyan Us Yayıncılık ve başındaki güzel adam Cem Mumcu, tematik kitaplarına Dizüstü Edebiyat adında yeni bir seri eklemeyi düşünmüş. Dizüstü Edebiyat serisi, başarılı blog yazarlarından bazılarının yazdığı/yazacağı kitaplardan oluşacak. Ben de naçizhane bir blog yazarı ve daha önemlisi okuyucusu olarak blogların başlı başına birer medya organı olduğunu, pek çok blog yazarının -sözüm ona- bazı köşe yazarlarından çok daha “usta” olduğunu bu nedenlerle de daha çok önemsenmeleri gerektiğini fırsat buldukça söylemeye çalıştım.

Bloglar hala pek çoğu tarafından alelade “site”ler olarak görülse de, medya planlama ajansları hala görmezden gelse de ve daha önemlisi, sırf ortam “internet” diye, internet önemsiz, yalan-yanlış, tü kaka diye yazdıkları önemsenmiyor. Oysa PuCCa gibi bir sürü blog yazarı edebiyatın dibini sıyırtıp parmak yalatmaktadır. Ya da bir sürü blog yazarı önlerine her gün yüzlerce basın bülteni düşmemesine rağmen gündemi daha iyi tutmakta ve takip etmektedir. Ve bir sürü blog yazarı da hiçbir marka, siyasi parti, örgüte yandaş olmadan tamamen dürüst içerik üretebilmektedir.

Ben edebiyat kısmında kalacağım; PuCCa tanıdığım en eski blog yazarlarından biri. Bildiğimden beri de kendi tarzında istikrarını koruyarak ilerlemeye devam ettiğini söylemeliyim. Hani klişe bir söz ama “kalemi kuvvetli” bir yazar. Anlatacak derdi, söyleyecek sözü var. Bu nedenle böyle bir blog yazarının kitap çıkarıyor olması da, birilerinin onu -ya da blog yazarlarını- kitap çıkaracak kadar önemsemesi çok değerli.

Küçük Aptalın Büyük Dünyası‘nı  önemli yapan bir diğer şey ise anonimlik kavramı. Yıllardır kimliğini gizleyip Maryln Monroe fotoğrafı ve PuCCa adı ile tanınan bu güzel -olduğunu düşündüğüm- kız kitabında da PuCCa imzasını kullanıyor. PuCCa’nın gerçek olmadığını düşünenlerden, anonim bir yazarı okumayı tercih etmeyenlere kadar pek çok insan figürünü gözlemlediğimi söyleyebilirim. Sadece adlarını gizlemeyerek ya da seksi fotoğrafları için tıklatarak anonimlik kavramından uzaklaştığını düşünüyorlar. Oysa özellikle sosyal medyada, bloglarda, internet gibi güvensiz bellenmiş bir ortamda anonimlik adını ve yüzünü gizlemek değil, “kim olduğun”u gizlemektir.

Ben PuCCa’nın adını, ne iş yaptığını, yüzünün neye benzediğini bilmesem de yazdıklarından kim olduğunu, ne anlattığını biliyorum. Bunu da yeterli buluyorum açıkçası. Kaldı ki bir yazı kurguyla oluşturulup edebiyatla zenginleştiriliyorsa. Bir gerçeğin içine bir de hayal katılabiliyor, ama ikisi ayrıştırılabiliyorsa; yazı amacına ulaşıyorsa altındaki imzanın gerçek bir ad olup olmaması da mühim değildir. Bu kitabın altında PuCCa imzası varsa, kitabı “PuCCa”nın yazdığını da biliyorumur. Hepsi bu! Ha, PuCCa’yı merak etmiyor muyum? Ediyorum. Aynı zamanda anonim kalma tercihine saygı da duyuyorum…

Yine de anonim bir kitap çıkarmanın risk olduğunu düşünüyorum. İyi ve belli kesimlerde popüleritesi olan bir yazar, profesyonel bir ekibin içinde (malum, 1000 lirası olan herkes köşedeki ozbirik yayınevinden kitap çıkarabiliyor) kaliteli bir iş yapıyorsa, geleceği nokta imza günleri, televizyon programlarına konuk olma vesairedir. Medya’nın da yazılarında cinsellik de barındıran bu anonim kızın üstüne gitmesi olasıdır. Bence olması gereken, güzel şeylerdir de bunlar PuCCa için. Umarım bu süreçte kimse bu konudaki saygısını yitirmez. Benim için üzücü olansa, ortak bir platformu paylaşacak kadar yakın olmama rağmen, internetten indireceğim(!) kitabı belki hiçbir zaman imzalatamayacak olmak.

Tabii deli gibi blog yazan birinin kitap çıkardığı bir anda duyulunca, akla gelebilecek ilk şey kitabın 120 sayfayı geçmeyen ve blogda yıllardır yazılmış yazılardan seçmecelerle hazırlanmış olmasıdır. Öyle değil… PuCCa bu kitap için ayrı bir yazım sürecine girmiş. Üstelik de 300 sayfayı devirmiş.

Demem o ki; zaten tanıdığımız, güvendiğimiz, adını olmasa da kendini bildiğimiz bu kız dolu dolu doyurucu bir kitaba güzel bir ekiple imzasıdı atmış. Türkiye için bir ilk başarılmış ve anonimlik konusunda belki tabular da zorlanmıştır. Bu yüzden varsa önyargılarınızı bir kenara bırakıp 1 Haziran’da bu kitabı bulup alın. Söz, PuCCa imzalamazsa ben Cin ali çizeceğim.

Bu arada yazı boyunca PuCCa’dan çokça bahsetsem de bu kitap Dizüstü Edebiyat’ın sadece ilk kitabı. Önümüzdeki 3 aylık süreçte sırasıyla Sami Hazinses ve Her Boku Bilen Adam‘ın da kitapları gelecek. Hepsini şimdiden tebrik ediyorum, zaten bir işi başardıkları için başarı dilemiyorum.

Bitirirken;
Kitap
hakkında PuCCa’nın yazısı burada, çekilen enfes klip HD olaraksa şurada. Ayrıca Dizüstü Edebiyat‘ın ve PuCCa GüNLüK‘ün birer Facebook sayfası da var.

Sevgiler,
Kelebekler sizinle osursun…

Mayıs 25 / 2010
Yazar Simto ALEV
Kategori Haber, kitap, Yorumsal
Yorumlar 8 Yorum

Kitap Zinciri

Kitap Zinciri, FriendFeed’deki onlarca gruptan biri. Eray Alakese sayesinde öğrendiğim grubun paylaşımları ise diğerlerinin aksine online değil, offline platformda. Adından da anlaşılacağı gibi grup, kitaplardan bir zincir oluşturmayı hedefliyor. Kitap Zinciri üyeleri daha önce okudukları (ya da isterlerse okumadıkları), belki tekrar ellerine dahi almayacakları kitapları, okumak isteyen bir başka Kitap Zinciri üyesine veriyor. Böylece birkez alınmış kitap birçok kez okunup birçok kişiyi besliyor.

Mayıs 03 / 2010
Yazar Simto ALEV
Kategori Haber, kitap
Yorumlar 2 Yorum

Kipitap Çocuk Kitapçısı

kipitap
Kipitap.Com hakkında yazmak için ilk alışverişimi tamamlamayı bekledim. Bunun da iki nedeni vardı. Birincisi; Kipitap.com yeni ve heyecan verici bir site. Bunun heyecanıyla tecrübe edinmeden sadece bir tanıtım yazısı yazmak istemedim. İkincisi ise ilk alışverişimi kardeşime yeni yıl hediyesi almak için gerçekleştirdim. Sürpriz olmasını istiyordum ve pakedi kardeşime verene kadar bekledim. Bundan sonraki alışverişlerimizi kardeşimle birlikte yapacağız.

Kipitap.Com başlıkta da yazdığı gibi bir çocuk kitapçısıdır. Yanlış bilmiyorsam Türkiye’de çocuk kitaplarına odaklanmış başka bir site de yok. Sitenin fikir babası Özgür ve fikir annesi Deniz. Özgür ve Deniz henüz 1,5 yaşında (ya da ben o yaşta olduğunu sanıyorum(: ) tatlı bir kızın, Zeynep’in ebeveynleri. Zaten çocukları için kitap bakarak bir hayli tecrübeli olmuş bu aile Kipi ile birlikte bu siteyi kurmuş. Ekibin tamamını da şu sayfada listelemişler. Umarım bir şeyleri yanlış takip etmemişimdir.

Bunları yazıyorum, çünkü bu bir site tanıtımı, “heyoo ne güzel düşünmüşler”in ötesinde, fikirlerimi anlatabilmek istiyorum. Yoksa “böyle bir site açılmış” der, geçerdim. Kipitap.Com büyük bir şirket değil, arkasında bir holding yok, hatta kimlerin yaptığı belli. Bir sorun çıktı mı ekipten birilerine kolayca ulaşabileceğinizi düşünüyorum. Bugün büyük alışveriş sitelerinin bazılarının telefon numaralarını bulmak bile mümkün değil..

Alışverişim aslında tamamen sorunsuz geçmedi. Önce sanal kredi kartımla alışveriş yapamadım, sonra havale ile yaptım ancak sitede hiçbir şeyi seçemediğimden sipariş numaramı baka baka yazmam gerekti. Bunlar tabii kolayca aşılabilir teknik detaylar. Yeni açılmış bir sitede de görünmesi muhtemel. Kendilerine rastladığım küçük hatalarla ilgili bir mail de atacağım. Mutlaka düzelteceklerdir.

24 Aralık tarihinde verdiğim siparişim ancak 30 Aralık’ta elime ulaştı. (kargoya bir gün önce verildi.)  Gecikmenin sebebi yılsonu nedeniyle dağıtımcı firma ve yayınevlerinde yapılan depo sayımlarıymış. Bu da mazur görülür bir sebep. -Daha önce bir alışveriş (?) sitesinden aldığım cep telefonu kargoya verilmeyince 7-10 günlük bir mücadele sonucu telefonlarına ulaşarak istediğim renk olmadığı için göndermediklerini öğrenmiştim. Bir haber dahi vermediler- 26 Aralık tarihinde ise Kipitap.Com’dan biri mail atarak durum hakkında bilgi verdi. Üstelik anladığım kadarıyla mail elle yazılmıştı. Bir otomatik mesaj değildi. Bu güzel bir şey…

Bugün kargo elime ulaştı. Hediye paketi seçeneğini işaretlememiştim. Fakat şık bir hediye paketine sarılmıştı kitaplar. (Bilseydim kardeşime vermeden önce kargo paketini atardım. (: ) Paketin içinden aldığım 4 kitap, 4 adet Kipi’li kitap ayracı, bir kaç sticker çıktı. Bir de benim siparişimde olmayan bir kitap. Üzerinde bir post-it vardı bu kitabın. Mutlu yıllar diliyordu Kipi ekibi. Bu detayı yazmamın asıl sebebi ise post-it’in üzerine elle yazılmış olmasıydı. Yine samimiyeti gösteren bir detay. Hazır bir kart olsa “Amaan, dolduruyorlar işte pakedi reklamla” derdim ama.. Böylesini görünce seviniyor insan.

Kardeşimse biraz erken aldığı hediyesine çok sevindi. “Hediye” statüsüyle “sürpriz” olarak ona ilk kez kitap aldım. Bu yüzden ne tepki göstericeğine dair tereddütlerim vardı ama, iyi bir hediye almışım. Gerçi sonra “Ben de elektro gitar aldın sandım” dedi ama, neyse.. :D Kitapları onunla seçmediğimiz için okuduğu kitaplardan birini de almış oldum. Gerçi benim aldığım başka bir yayın evinden çıkmış ve daha dolgun gözüküyordu ama burda mesele kardeşimin bir Samet Behrengi arşivine sahip olduğunu bilmememdi..

Hah, aldığım kitaplar mı? 
VINNN!!..
 Çocukluk Limanına Sığınan Foklar
 Koca Sevimli Dev
Küçük Kara Balık

Aralık 30 / 2008
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden.., kitap, Yorumsal
Yorumlar 2 Yorum

Murathan Mungan – Paranın Cinleri

Arkadaşım Yunus‘un tavsiyesi ile, ondan ödünç alarak okudum bu kitabı. Aslında anı, günlük gibi kişiye özel yazıları okumaktan çok da hoşlanmam. Ancak her zaman bir merak duygusu beni okumaya itebiliyor. Tek taraflı yazılmış, geçmişi ve geleceği gizli kalmış anı parçacıkları, hiç tanınmayan isimler oldukça sıkıcılaşabiliyor.

Murathan Mungan’ın bu kitabı (paranın cinleri) ise bir anı kitabından çok bir edebiyat eseri belki de. Hayatının farklı bölümlerinden aldığı bir kaç yaşam parçasını güzelce yoğurup, kendini okutan bir şekilde okuyucuya sunuyor. Benim de kitabı beğenme sebebim budur aslında. Murathan Mungan’ın (yazdıklarıyla) hayatı neredeyse hiç ilgimi çekmedi doğrusu. Ama okudum, okutturdu. Gördüm ki tamamen kişisel anılarla bile edebiyat yapılabiliyormuş. Heyecanlandım. Yazma arayışlarına geçtim. Hatta belki de başladım…

Taksim’de Bir Ben başlıklı yazımda, ilginç geçen bir günümü paylaştım. Çok keyif alarak olmasa da daha önce yazınsal olarak bazı anılarımı farklı yerlerde “aktarmıştım” aslında. Fakat bu defa bir anımı daha edebi bir forma sokma çabasıyla yazdım. Ne kadar başarılı bilmiyorum aslında objektif bakınca. Ancak içime sinmedi değil. İlginç bir deneyim oldu benim için.

Yazmayı çok seviyorum. Bazen sırf okunur olmak için kısa kesmeye çalışıyorum yazılarımı. Bu da toparlamamı güçleştiriyor. Fakat yazmayı, Türkçe’yle oynamayı, cümlelere taklalar attırmayı, bilgim yettiğince edebiyatla oynamayı ne kadar sevsem de, kurmaca hikayelerde pek başarılı değilim. İşte bu noktada Paranın Cinleri benim için yeni bir heves güzergahı oldu belki. Bu yolda devam etmeyi deneyeceğim. Kendim için bir şeyler yazmak benim için yetmez oldu. Onlarca, yüzlerce kişi yazılarımı okusun istiyorum. Beğenmelerini beklemiyorum, sadece okusunlar ve ben bunu bileyim. O zaman yazmaya dair heyecanım daha çok anlam kazanacak işte. Ve ben arsızca en olmadık şeyleri bile kendi dilimde, edebiyattan yoksun bırakmadan hoş süslemelerle ama abartmadan yazacağım.

Murathan Mungan’ın babası (Mungan henüz çocukken) hapisten çıktığında büyük bir konvoy yolunu kesip karşılıyormuş. Eve geldiklerinde ise bir grup gazeteci fotoğrafını çekmek için herkesi oradan uzaklaştırıyor. Mungan’ı da. O ise babasıyla aynı karede yer almak, fark edilir olmak istiyor. Ama gururlu da! Salondaki diğer kapıdan arka odaya geçiyor. Odanın kapısı, babasının hemen sağında. Ama gururlu ya, orada kendini göstermeyecek! Defterinden bir beyaz sayfa koparıp, kapının camına yapıştırıyor. İşte o fotoğrafta Mungan’ın babası ve bir beyaz sayfa var. O sayfadaysa Murathan Mungan’ın kendisi, gururu, fark edilme çabası var…

Hikayenin sonundan bir grup cümleyiyse aynen aktarmak istiyorum:
Bütün fotoğraflarda babamın yanındaki kapının camında o boş, beyaz kağıt görülüyor: Gizli Ben
Oradaydım. Babamın yanı başında.
Kâğıdı öne sürüp, kendimi geri çekmemin işaretinde, sonraki hayatıma ait bir metafor bulmak mümkün elbet.
Görülmek uğruna, yıllardır o boş beyaz kâğıda yazıyorumdur belki de…”

Bense bugün; bu yazımda kendi boş kağıdımı doldurup ortaya koyuyorum.

Okuyor musun beni?

Eylül 23 / 2008
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 9 Yorum