logo

Sosyal Medya’ya başlarken

Son birkaç aylık dönemde, bazı arkadaşlarım elindeki iş için “sosyal medya”ya girme kararından bahsedip, benden fikir almaya çalıştı. Her birine de bilgim yettiğince, “social media for beginners” tadında anlatmaya çalıştım. “Nasıl daha çok takipçi kazanırım” sorularını yanıtladım. Şimdi “sosyal medya nedir” sorusunu pas geçerek ve o saçma “sosyal medya uzmanı” etiketine sahip olmadan, arkadaşlarıma ilettiklerimi burada da yazacağım.

Peşinen söylüyorum, bu yazıyı okuduktan sonra markanızın takipçi sayısı pik noktasına erişmeyecek. Burada kampanya kurguları önermeyeceğim. O zaten markaya özel tasarlanması gereken bir meseledir. Yalnızca, bugünün en popüler sosyal medya araçlarının birer aktif kullanıcısı olmadan “benim markam neden takip edilmiyor” deyinlere, başlangıç bilgileri vermeye çalışacağım. Fazlası hiç değil… Aşağıda yer alan bilgiler yalnızca benim tecrübe ve gözlemlerimin bir yansımasıdır. Rahatlıkla “Olmaz o öyle!” diye haykırabilirsiniz.

Öncelikle kabul edilmesi gereken şey, sosyal medya denen olgunun, Facebook ve Twitter’a eşit olmadığıdır. “Bookmarking”, video paylaşım siteleri, bloglar, slayt paylaşım siteleri, forumlar, soru-yanıt siteleri, hayat akışları (life streaming) derken onlarca kola ayrılıyor ve en nihayetinde internete eşitleniyor. Yine de hiçbir mecrada şu an için Facebook ve Twitter’da olduğu kadar ekmek yiyemeyeceğiniz açık. Sadece bilin ki; Twitter kullanarak sosyal medyada var olamazsınız. (daha fazla…)

  • 3 Comments
  • Filed under: sosyal medya
  • Güncellemeler

    İki, üç gündür bir şeyler yazmıyorum bloguma. Fakat bu sürede yine bloguma zaman ayırıp, ufak tefek şeyler yaptım. Gerçi okuyucu kısmının çok da ilgisini çekecek şeyler ya da pek mühim şeyler değil ama, her zaman okuyucuyu hedef alarak yazmamalı sanırım. Kendime notlar almak için açtığım blogumda, bayağı bayağı yazar oldum. Bu defa ama, yaptıklarımı kendime not babında yazayım.

    - Temada dikkat çekmeyen, ama benim de gözüme takılan ufak tefek bir iki görsel hatayı düzelttim.
    - Temanın tamamını değil ama, sık görülen/kullanılan yerlerini Türkçeleştirdim.
    - Sayfa başına düşen yazı sayısını 10′dan 6′ya düşürdüm.
    - Yazıların altında benzer konuları listeleyen bir eklentiyi kurdum.
    - Etiketsiz yazılarıma etiket girmeye başladım. (Bu devam edecek)
    - Sağ tarafa bir etiket bulutu ekledim.
    - Süresi dolan reklamı kaldırdım. Ancak yerine yeniden AdSense koymadım. Yeniden reklam alırsam yayınlarım ama en azından şimdilik AdSense kalabalığı istemiyorum sitemde.
    - Son günlerde artan ve Akismet’i de delip geçen spam yorumlardan ötürü, yorum yazmayı onay gerektirecek hale aldım. Ancak bir defa yorumu onaylanan, onay beklemeden yorum yazabilecek. 
    - RSS’imi FeedBurner’a taşıdım. Şurdan takip edebilirsiniz: http://feeds2.feedburner.com/simtoalev 

     –
    Sanırım hepsi bu kadar…

  • 5 Comments
  • Filed under: Benden..
  • Türkiye’de Televizyonculuk

    television-posters.jpgZaman kavramım sorunlu olduğu için net süre veremeyeceğim ama yaklaşık 5-6 yıl süreyle neredeyse hiç televizyon izlemedim. Zaman zaman belgesel kanalları, bir de Okan Bayülgen. Onlara dahi çok da vakit ayırdığım söylenemez. Hal böyle olunca televizyonda olup bitenlerden bir haberdim.

    Magazin gündeminden, gündüz kuşağındaki kadın programlarından kaçamadım. Sokakta, internette, gazetelerde… Her yerde gözüme gözüme sokuldu. Ben kaçtıkça onlar peşimden gelip kabusum oldular.. Ne var ki benim bahsediceklerim bunlar değil aslında…

    Son zamanlarda akşam vakitleri ailemle zaman geçiriyorum biraz. Tam da dizi saatlerine denk geliyor. Bakıyorum biraz haliyle. Ne kadar özensiziz bu konuda. Geçen gün mesela hangisi olduğunu bilmediğim bir dizide oldu şunlar: Adamın biri, başka “adamın biri”lerden kaçıyor. Hafif ormanlık bir alan. Kaçan adam max. 30 derecelik açıda, 10 metre bi tepede tökezliyor. Aşağı kadar da yuvarlana yuvarlana ilerliyor. Şiddetli bir düşüş değil. Yaralanmaz bile insan. Neyse, sahne değişiyor. Ardından da tekrar bu “adamın biri”ne dönüyor. Yerde boylu boyunca yatıyor, baygın. Normalde düşmesi gereken yerden biraz öteye uçmuş. Üzerine bir sonbahar boyunca dökülen yaprakların tümü yığılmış. Bir kaç da dal parçası. Resmen toprağa gömülmüş.. Nasıl oldu anlamadım..

    Beni asıl rahatsız eden şeyse; özel bölümler. Her bölümden önce, bir önceki bölüm için özel bölüm yayınlanıyor. Bölümün tam 30 dakikalık özeti. (Amerika’da dizilerin bir bölümü 40-45 dk arasında değişiyor.) Özel bölüm yetmiyormuş gibi, 5-10 dakika da “özet” veriyorlar. Çıldırıyorum. (yine Amerika’da özetler 2 dakikayı geçmiyor.) Ayrıca tüm bunların aralarında 8-9 dakika da reklam veriyorlar.  (6dk rtük’ün izin verdiği reklam süresi + tanıtıcı reklam + dizi trailer’leri)

    İşte böyleyken böyle.. Derken toparlayıp yazıya bir final yazamadım. Eğer öncesini okuduysanız, final için de bu cümlelerle idare edin. Öpüyorum sizi..

  • 1 Comment
  • Filed under: Benden.., Yorumsal
  • Aysun Kayacı 250.000 Dolara Öpüştü

    Başlığa aldanmayın. Aslında sadece öpüşür gibi yapmış. Haber kaynaklarında da gerçekten öpüşmediği vurgulanıyor. Çünkü önceki reklamdan sonra bazı gençler “pepsi içtim aysun beni öpmedi” diye şikayet etmiş. Her neyse, önemi yok bunların. Aysun Kayacı öpüşür gibi yaptığı bu Pepsi reklamından 250.000 dolar almış. İşte o reklam:

    [youtube]http://www.youtube.com/watch?v=6uhrSdpaEhw[/youtube]

  • 3 Comments
  • Filed under: video
  • Bi' Büyük Blog