14 Ara 2011
Zaman zaman blogumda marka ve ürün deneyimlerimi paylaşıyorum. Kimi zaman memnuniyetimi, kimi zamansa şikayetimi yazılı olarak da kaydetmiş oluyorum. Marka ve ürünler hakkında yazarken dikkat ettiğim bir husus iyisini de kötüsünü de eksik tutmamaktır. Hatta ürünü çok kötü bulursam yazmamayı dahi tercih edebilirim. Ancak bazı anlarda da yazmak gerekiyor sanırım. Bu yazıda aracıyı güzelleyecek olsam da Sinbo’nun bir uzantısı olan Scarlett marka “akıllı duy” adlı ürün ve firmanın hizmet kalitesi hakkında tek bir satır iyi söz yazamayacağım.
Odamdaki mobilya değişikliğinin ardından masa lambamdan kurtuldum. Tavan lambasını açmak için ise anahtara erişemez oldum. Duvardan masama kablo çekerek bu sorunu geçici olarak halletsek de bu çirkin görüntüden kurtulmak istiyordum. Biraz araştırınca da uzaktan kumandalı duyları keşfettim. İlginç bir ürün. Elektrikçilerde veya yapı marketlerde bulamadım. İnternetten alacağım. (almaz olaydım) Pek çok yerde stok tükenmiş. Gittigidiyor ve Sahibinden’de 15 liralık ürünü 60-90 liraya satanlar var. Koşarak uzaklaştım!
Derken 12 Kasım tarihinde ygt shop adında bir e-ticaret sitesinde ürünü 18 lira gibi bir fiyata buldum. Bolu’da bir şirket. Bizim “main stream” sitelerden biri de olmadığı için ilk başta pek güvenemedim. Sonra online destek servislerini gördüm. Yazılı olarak ürünün ellerinde olup olmadığını sordum, “var” dediler. “Peki kumandası içinden çıkıyor mu?” dedim. Cevap olumlu. Cumartesi akşamıydı. “O halde sipariş veriyorum” dedim. Pazartesi günü kargoya vereceklerini söylediler.
Nitekim öyle oldu. Hatta Pazartesi günü telefonla arayıp “Yanlış bilgi vermişiz. Ürünün kendi kumandası yok. Herhangi bir TV kumandasıyla çalışıyor.” bilgisini verdiler. Böylece beni vaktinde ve benden önce arayıp bilgilendiren ilk alışveriş sitesi olarak tarihe geçtiler. Onayımla birlikte ürün kargoya verildi ve 15 Kasım salı günü elime ulaştı. İşte gerginlik yaratan zamanlar da o zaman başladı. (daha fazla…)
5 Ara 2011
Gerçek manasıyla olmasa da şiddeti her gün artan bunalımlı bir ay geçirdim. Sıkıcı bir bayram tatilinin ardından 3 haftalık haftasonlarını da kapsayan bir çalışma maratonuyla havaların pek güzel olmaması bir araya gelince, bir aylık bir süreyi evden dışarı adım atmadan geçirdim. Çalışma tempom yoğun yaşanmış olsa da işim oturup kod yazmak olunca yorgunluğum da ağırlı olarak mental oluyor. Artık fiziken yorulmam, zihnen boşalmam ve ardından güzel de bir dinlenmem gerekiyordu. Haftasonu tam olarak bunlar oldu.
3-10 Aralık Dünya Rakı Haftası ve aynı zamanda Engelliler haftası. Yani benim için çifte bir kutlama bahanesi vardı. Rakı haftası Türkiye ile birlikte 7 ülkede hafta boyunca kutlanıyor. Yeni Rakı’nın düzenlediği kutlamaların ilki Cumartesi gecesi Kumkapı’daydı. Ben ne gitmeyi planlamış ne de blog yazarı etkinliklerine katılmıştım. Ancak Cuma akşamı Zarakol Dijital’den gelen davete itiraz edemedim. Cumartesi rakı tadında bir akşam yaşadım. (elimde geceden fotoğraflar yok fakat sağdaki fotoğraf tüm rezilliğimin özetidir)
Hem bir süredir görmediğim insanlarla karşılaştım, hem bazılarından güzel haberler aldım hem de yeni yüzler gördüm, tanıştım o akşam. Vurulan kadehlerin eşlik ettiği davullu klarnetli bir müzikal çoşkudan, Yeni Rakı Orkestra’sının sokaktan geçişine; gece ilerledikçe artan çoşkuyla herkesin ayrı telden söylediği geceyi ben kısa bir uyku ile kapattım. Aşırmayı planladığım tef de orada kaldı. (: (daha fazla…)
20 Eki 2011
Bugün benim doğum günüm. Çiçek Sepeti de kutlamak için bir şey(ler) göndermiş. Onun hikayesini anlatacağım, iletişim ve sosyal medyadaki ilişkisini yorumlayacağım birazdan. Fakat önce söylemek istediğim bir şey var; bu yalnızca kurumsal bir teşekkür ve yorumdur. Bugün doğum günümü gerek internet üzerinden, gerekse telefonla kutlayan gerçek kişilerin önünde değildir. Olur da birileri alınır diye söylüyorum. Her birine onların kutladığı içtenlikle, teşekkür etmenin yerini zaten toplu teşekküre adanmış bir blog yazısına sığdırmak pek de akıl karı değildir. Tabii ki vesile ile hepsine ikinci bir teşekkür etmekten de kaçınmıyorum. Teşekkürler!
Bu sabah henüz yataktan çıkmadığım saatte çalan kapıyı annem açtı. Adımı duydum, imza istedi. “Herhalde sipariş ettiğim şeyler geldi kargoyla” dedim ama annemin masaya bıraktığı şeyin güçlü “tak” sesini duyunca da “o ne ya?” dedim. “Sana çiçek gelmiş” dedi annem. Allah allah? Kim çiçek yollayacak ki bana?
18 Eyl 2011
Dün öğle saatlerinde Facebook’umda ilginç bir arkadaşlık teklifi gördüm. İlginç, çünkü teklifi yapan Yılmaz Morgül’dü. On sekiz de ortak arkadaşımız var. Herhalde sahte hesaptır, biri eğleniyordur diye ilgilenmeden diğer 60 teklif arasında beklemeye bıraktım. Zaten ilgilenecek vaktim de yoktu. Ancak akşam saatlerinde bakmaya fırsat bulduğumda hesabın gerçekten Yılmaz Morgül olduğunu anladım. Aynı hesap bilgisini Twitter hesabına da yazmış zira.
O an tek düşündüğüm şey bu işin ne kadar saçma olduğuydu. Birbirimizi internette takip etmiyoruz, hiçbir diyalogumuz olmamış. Dolaylı yoldan dahi bir bağımız, ortak bir tanıdığımız yok. Çok saçma! Eh, madem bu kadar saçma, Twitter’da kendisine de “mention” ederek “ne iş” diye sordum. Sormaz olaydım!
Kendisini afişe etmekle suçlandığım gibi, bir sosyal medya başarısızlığına da tanık oldum. Şimdi tüm süreci, ekran görüntüleri ile aktarıp hem yorumlarımı yazacağım hem de “ifşa etme” suçlamasının pek de haksız kalmamasına sebep olacağım. Lütfen ekran görüntülerini aradaki yorumlarımla takip ediniz. (Resimlere tıklayarak tam boy görebilirsiniz) (daha fazla…)