25 Ara 2011
UYARI: Bu yazı 18 yaşından küçükler için uygun değildir.
Justin Bieber hepinizin malumu, bacak kadar boyuyla dünyanın en populer şarkıcılarından biri olup “Küçük İbo’nun neyi eksikti” diye düşündürtmekte. Üstelik Küçük İbo’muz başıboş dolaşırken, Justin Bieber tüm yakışıklılığıyla Selena Gomez diye bir ablayı (Abla çünkü kendisinden büyük. Bendense 8 yaş ufak) da götürmektedir. Justin’in atletik vücudu, sivilceli suratı, lego adam saçları fırtınasını canım ülkemde de öyle bir estirdi ki; yüksek teraslarda “I love you Justin Bieber” diyen genç kızlarımız oldu.
Hal böyle olunca da yurdumun yakışıklı delikanlıları çekemez oldu bu oğlanı. Kolay mı, 15 yaş altındaki tüm kızlar ona hayran. Valla benim zamanımda böyle biri olsa intihar etmiştim. Hatırlıyorum, bir defasında kızın biri sahnede Tarkan’a tangasını fırlatmıştı da içim cız etmişti. Oysa benim hiç tangam olmadı sevgili okur. O yıllarda tek eğlencem tangram çözmekti. Neyse, konumuz bu değil…
Geçtiğimiz Perşembe akşamı bir video çıktı ortaya. 12-13 yaşlarında 2 kız çocuğu Omegle‘de. Omegle, dünyanın her tarafından rastgele insanlarla anonim olarak kameralı sohbet edebileceğiniz bir servis. Özünde çok seksi olsa da özellikle erkekler yüzlerini göstermeye utanıp başka uzuvlarını göstermekten çekinmediği için yine çok seksi olsa da o yaşta bir kız için de çok da uygun değil zannediyorum.
Karşı tarafta ise yine aynı yaşlarda 2 erkek çocuğu var. Video’yu kaydeden de onlar. Yalnız ufak bir fark var ortada. Kamera yerine Justin Bieber’in evde çekilmiş bir görüntüsünü açmışlar. İngilizce yazıyorlar. Bizim kızlar da 8 dakika boyunca Justin Bieber’le konuştuğunu sanıyor. Çığlık atıyorlar, seviniyorlar, şaşırıyorlar… Hiç düşünmüyorlar “Justin’in benimle ne işi olur” diye. Haklılar da. Neden olmasın? Justin Milyon dolarlık, istediği kız elinin altında bir velet de olsa Omegle’de bir Türk kızına aşık olabilir. Video’nun sonunda ise bizim oğlanlar gerçek yüzlerini gösteriyorlar. İki kızımız da acemi bir orta parmak işareti ile çocukları selamlayıp “biz anladık ki” ayağı yapıyorlar. (daha fazla…)
20 Kas 2011
Aşağıda bir basın bildirisi yayınlıyor olacağım. Blogumda kendi elimden çıkmamış hiçbir metni yayınlamak adetim değildir. Hatta ilk kez böyle bir yazıyı blogumda paylaşıyorm. Zira Gündem: Çocuk olarak yayınlanan bildiri, Van – Erciş depremindeki tabloyu gözler önüne serip, 300.000 çocuğun hayatından sözediyor. Bugün 20 Kasım. Yani Çocuk Hakları Günü. Van’daki 300.000 çocuk da, çadırda soğuktan donarak ölme hakkını doya doya yaşıyor. Aşağıdaki basın bildirisini dikkatle okumanızı rica ediyorum. (yazının sonunda iletişim bilgileri de mevcuttur)
VAN-ERCİŞ BÖLGESİ’NDEKİ ÇOCUKLARIN YAŞAMINI KORUMAK İÇİN HERKESİ İVEDİLİKLE HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ.
Van Erciş bölgesinde 23 Ekim’de meydana gelen 7.2 şiddetindeki depremin yıkımının ardından kış koşulları da bölgede yaşamı zorlaştırmaya devam ediyor. 2309 binanın yıkıldığı, 11847 binanın ağır hasarlı, 17923 binanın orta hasarlı olduğu bölgede süregiden 5 ve üzeri büyüklükteki artçı depremler sebebiyle bölge halkı yaşamını dışarda, edinebiliyorlarsa çadırlarda yoksa derme çatma barakalarda geçirmeye çalışıyor. Bir milyonu geçen bölge nüfusuna rağmen devlet tarafından kurulan çadırkent, mevlana kent, konteryner kentlerde barınan nüfusun toplamı yirmi bini geçmiyor. (daha fazla…)
25 May 2010
Blogumda bir kitap kategorisi olduğu halde kitaplardan pek söz etmiyorum. En büyük sebebi de yeterince okumuyor oluşum. Bugün ise okumak bir yana, henüz çıkmamış bir kitaptan, Küçük Aptalın Büyük Dünyası‘ndan bahsedeceğim.
PuCCa‘nın yazdığı bu kitaptan bahsetmeme sebep ise, birkaç sebeple önemli bir iş olması. Kitabı tanıtmaktan ziyade de önemli kılan detaylara değineceğim. Fakat peşinen söyleyeyim, kitap uç bir durum yaşanmazsa 1 Haziran’da, yaşanırsa da Haziran’ın ilk haftası satışta olacak.
(Yukarıdaki resim kitap kapağıdır, tıklarsanız büyür.)Kitap önemli çünkü bir “blog yazarı”nın bir “kitap yazarı”na olan tamamlanmış yolculuğuna emsaldir. Üstelik -bilgimce- Türkiye’deki ilk emsaldir.
Okuyan Us Yayıncılık ve başındaki güzel adam Cem Mumcu, tematik kitaplarına Dizüstü Edebiyat adında yeni bir seri eklemeyi düşünmüş. Dizüstü Edebiyat serisi, başarılı blog yazarlarından bazılarının yazdığı/yazacağı kitaplardan oluşacak. Ben de naçizhane bir blog yazarı ve daha önemlisi okuyucusu olarak blogların başlı başına birer medya organı olduğunu, pek çok blog yazarının -sözüm ona- bazı köşe yazarlarından çok daha “usta” olduğunu bu nedenlerle de daha çok önemsenmeleri gerektiğini fırsat buldukça söylemeye çalıştım.
Bloglar hala pek çoğu tarafından alelade “site”ler olarak görülse de, medya planlama ajansları hala görmezden gelse de ve daha önemlisi, sırf ortam “internet” diye, internet önemsiz, yalan-yanlış, tü kaka diye yazdıkları önemsenmiyor. Oysa PuCCa gibi bir sürü blog yazarı edebiyatın dibini sıyırtıp parmak yalatmaktadır. Ya da bir sürü blog yazarı önlerine her gün yüzlerce basın bülteni düşmemesine rağmen gündemi daha iyi tutmakta ve takip etmektedir. Ve bir sürü blog yazarı da hiçbir marka, siyasi parti, örgüte yandaş olmadan tamamen dürüst içerik üretebilmektedir.
Ben edebiyat kısmında kalacağım; PuCCa tanıdığım en eski blog yazarlarından biri. Bildiğimden beri de kendi tarzında istikrarını koruyarak ilerlemeye devam ettiğini söylemeliyim. Hani klişe bir söz ama “kalemi kuvvetli” bir yazar. Anlatacak derdi, söyleyecek sözü var. Bu nedenle böyle bir blog yazarının kitap çıkarıyor olması da, birilerinin onu -ya da blog yazarlarını- kitap çıkaracak kadar önemsemesi çok değerli.
Küçük Aptalın Büyük Dünyası‘nı önemli yapan bir diğer şey ise anonimlik kavramı. Yıllardır kimliğini gizleyip Maryln Monroe fotoğrafı ve PuCCa adı ile tanınan bu güzel -olduğunu düşündüğüm- kız kitabında da PuCCa imzasını kullanıyor. PuCCa’nın gerçek olmadığını düşünenlerden, anonim bir yazarı okumayı tercih etmeyenlere kadar pek çok insan figürünü gözlemlediğimi söyleyebilirim. Sadece adlarını gizlemeyerek ya da seksi fotoğrafları için tıklatarak anonimlik kavramından uzaklaştığını düşünüyorlar. Oysa özellikle sosyal medyada, bloglarda, internet gibi güvensiz bellenmiş bir ortamda anonimlik adını ve yüzünü gizlemek değil, “kim olduğun”u gizlemektir.
Ben PuCCa’nın adını, ne iş yaptığını, yüzünün neye benzediğini bilmesem de yazdıklarından kim olduğunu, ne anlattığını biliyorum. Bunu da yeterli buluyorum açıkçası. Kaldı ki bir yazı kurguyla oluşturulup edebiyatla zenginleştiriliyorsa. Bir gerçeğin içine bir de hayal katılabiliyor, ama ikisi ayrıştırılabiliyorsa; yazı amacına ulaşıyorsa altındaki imzanın gerçek bir ad olup olmaması da mühim değildir. Bu kitabın altında PuCCa imzası varsa, kitabı “PuCCa”nın yazdığını da biliyorumur. Hepsi bu! Ha, PuCCa’yı merak etmiyor muyum? Ediyorum. Aynı zamanda anonim kalma tercihine saygı da duyuyorum…
Yine de anonim bir kitap çıkarmanın risk olduğunu düşünüyorum. İyi ve belli kesimlerde popüleritesi olan bir yazar, profesyonel bir ekibin içinde (malum, 1000 lirası olan herkes köşedeki ozbirik yayınevinden kitap çıkarabiliyor) kaliteli bir iş yapıyorsa, geleceği nokta imza günleri, televizyon programlarına konuk olma vesairedir. Medya’nın da yazılarında cinsellik de barındıran bu anonim kızın üstüne gitmesi olasıdır. Bence olması gereken, güzel şeylerdir de bunlar PuCCa için. Umarım bu süreçte kimse bu konudaki saygısını yitirmez. Benim için üzücü olansa, ortak bir platformu paylaşacak kadar yakın olmama rağmen, internetten indireceğim(!) kitabı belki hiçbir zaman imzalatamayacak olmak.
Tabii deli gibi blog yazan birinin kitap çıkardığı bir anda duyulunca, akla gelebilecek ilk şey kitabın 120 sayfayı geçmeyen ve blogda yıllardır yazılmış yazılardan seçmecelerle hazırlanmış olmasıdır. Öyle değil… PuCCa bu kitap için ayrı bir yazım sürecine girmiş. Üstelik de 300 sayfayı devirmiş.
Demem o ki; zaten tanıdığımız, güvendiğimiz, adını olmasa da kendini bildiğimiz bu kız dolu dolu doyurucu bir kitaba güzel bir ekiple imzasıdı atmış. Türkiye için bir ilk başarılmış ve anonimlik konusunda belki tabular da zorlanmıştır. Bu yüzden varsa önyargılarınızı bir kenara bırakıp 1 Haziran’da bu kitabı bulup alın. Söz, PuCCa imzalamazsa ben Cin ali çizeceğim.
Bu arada yazı boyunca PuCCa’dan çokça bahsetsem de bu kitap Dizüstü Edebiyat’ın sadece ilk kitabı. Önümüzdeki 3 aylık süreçte sırasıyla Sami Hazinses ve Her Boku Bilen Adam‘ın da kitapları gelecek. Hepsini şimdiden tebrik ediyorum, zaten bir işi başardıkları için başarı dilemiyorum.
Bitirirken;
Kitap hakkında PuCCa’nın yazısı burada, çekilen enfes klip HD olaraksa şurada. Ayrıca Dizüstü Edebiyat‘ın ve PuCCa GüNLüK‘ün birer Facebook sayfası da var.
Sevgiler,
Kelebekler sizinle osursun…
4 May 2010
“Okumana Engel Var Mı?” bir sosyal sorumluluk projesinin adı. Ben Fırat Berkan Bağcı’nın nazik bir daveti vesilesi ile tanıştım. Hemen projenin detaylarını, paylaşmak için öğrendim.
“Kişisel Gelişim ve Girişimcilik Kulübü”, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin yeni bir kulübü. Kurucuları kulübü Berkan’ın deyimiyle bir evlat gibi sahiplenmişler. Kulüp olarak da adındaki iki konuya bağımlı kalmak istemeyerek gözlerini büyük hedeflere dikmişler. Bir sosyal sorumluluk projesine.
Takip edenler biliyor, zaman zaman sosyal sorumluluk projelerine en azından bir yazı ile olsun destek vermeye çalışıyorum. Bunu yaparken de içtenliğine inandığım adamları, projeleri seçiyorum. Yoksa herkesin bir projesi var. Bu adamlar da o içten insanlardan işte.
Ali Rıza Aydoğdu, engellilerin aslında diğer insanlar tarafından engellendiği düşüncesi ile bir projeye başlamak istediğini söylüyor. Kulübün de kabulü ile proje başlıyor.
Projeye emek veren 100′ün üzerinde üniversite öğrencisi var. Bu öğrenciler 15 Mart’tan beri haftanın iki günü, Metin Sabancı Spastik Çocuklar ve Gençler Eğitim Öğretim Rehabilitasyon Merkezi’ne gidip, oradaki öğrencilerle kitap okuma etkinliği gerçekleştiriyor. Amaçları hem onlara kitap okuma alışlanlığı kazandırmak hem de eğitimlerine destek olmak. Berkan , 100′ü aşkın gönüllü üniversitelinin her etkinlik sonrası yüzlerinde tebessümle okula döndüklerini söylüyor.
“Okumana Engel Var Mı?” projesinin bu dönemki on haftasını Dünya Engelliler Haftası’na denk getirmişler. Bu bahaneyle proje dahilinde engellileri de (kulüp onlara “engelsiz” diyor) eğlendirmek maksatlı bir eğlence düzenliyor.
Eğlence 13 Mayıs Perşembe akşamı, saat 19:00′da; YTÜ Beşiktaş Kampüsü Oditoryumunda gerçekleşecek. Geceye Sertab Erener, Demir Demirkan, Murat Evgin, Batıkan Manço, Hasan Şaş, Hakan Şükür ve Kurtalan Ekspres de katılımlarıyla destek olacak.
Berkan bu eğlence ile engelsiz kardeşlerimize bir de kitlesel olarak “Yanınızdayız” mesajı vermek istiyoruz diyor.
Kulüp, “Okumana Engel Var Mı?” projesini gelecek yıl da devam ettirmek niyetinde. Ben de daha fazla uzatmadan, yazıyı Berkan’ın cümlelerinden biriyle bitireceğim:
Sosyal işkencelerin artık son bulmasını ve toplumda engelli kavramının değil, aslınd engelleyen kavramının olduğuna dikkat çekmek istiyoruz.