21 Oca 2012
Ya albümü yeni çıkmıştı ya da çıkmak üzereydi. Can Bonomo Disko Kralı’nda Okan Bayülgen’in konuğuydu. İlk orada tanıdım. İzlerken çok da eğlendim ama ilgimi sürdürmedim. Zaman geçince, tüm albümünü dinleyince ise çok sıkıcı bir şeyle karşılaştım. En azından ben, şarkıları sıralı dinlerken sıkılmıştım. O noktadan sonra bir Can Bonomo dinleyicisi olmasam da takip etmeyi sürdürdüm.
Hiç canlı canlı izleme fırsatım tabii ki olmadı ancak televizyon programlarından veya internete düşen video’larından gördüğüm, Can sahne’de büyüyen, güzelleşen bir adamdı. Aynı zamanda iyi bir sosyal medya kullanıcısı. Hem kullanıcı olarak Twitter’daki etkinliği başarılı hem de evinden verdiği “online” konserler ile yeni medya ile müzisyen ilişkisini kavramış görünüyor. Hoş, ben bu konserleri iyi bir ses aktarımı olmadığı, dolayısı ile müziğin kalitesini düşürdüğü için hiç tasvip edemedim. “Bu kadar mı kaygısız?” diye de düşünmedim değil.
Can Bonomo’yu hemen, herhangi bir müzisyeni takip ettiğim gibi izlerken Eurovision’a seçildiğinin duyurusu ile daha samimi bir takibe başladım. Hem kendisini, hem de sürecin gelişimini. Bu sene Türkiye için farklı bir Eurovision deneyimi olduğunu, olacağını düşünüyorum.
Önce kararın açıklanmasına bakalım. Daha ilk anda gazeteler “sürpriz isim” başlıklarını attı. Herkes çok şaşırdı. Hiç beklenmeyen biri seçilmiş. Üstelik kimse tanımıyor. Üstelik haber içeriklerine ve yorumlara bakarsak, TRT sanki bir şarkıcıyı/müzisyeni değil de; köşedeki marketin kasiyerini seçmiş. Öyle şaşırdık, öyle gösterdiler. Çünkü, nedense beklentilerimiz vardı. Spekülasyonlar üzerine “ya o gidecekti, ya bu”. Onlar gitmezse başarı hayal miydi? Bence tam aksi… Gerçi başarı ile kastettiklerimiz de farklı. Ondan da söz edeceğim.
Bu yazının devamını oku »
29 Ara 2011
Bir sosyal medya ahkam keseni olarak daha önce Sosyal Medya’da Ünlüler başlıklı yazımda Sertab Erener ve Demir Demirkan’ın sosyal medyaya sert ve başarılı girişini yazmıştım. Twitter, Friendfeed gibi araçları diğerlerinin aksine ajansa bırakmak yerine kendileri yazarak gerçek bir iletişim içindeydiler. Şimdilerde bu tavırdan vazgeçmiş görünüyorlar. Ancak artık birçok şarkıcı, oyuncu, televizyoncu, siyasetçi, gazeteci vs. kendi kimlikleriyle kendi hesaplarını yönetebilir ve bir duyuru makinesi olmak yerine birey olarak Twitter’ı kullanır oldular. (Henüz diğer platformlarda var olduklarını söyleyemeyiz.)
Tabii hala pek çok kişi de hesabını ajanslara bırakıyor. Kimisi konser, oyun vs. duyurusu yapıyor sadece, kimisi de tek bir tweet yazmadan “yumurta”dan 1.5 milyon takipçi topluyor. Ben kendi kimliği ile yazanlardan bahsedeceğim. Daha doğrusu takip ettiğim ve Twitter’ı hayranlarına aşk hayatını anlatmak ya da “ayy bende szi chok seviorum canlarm :))” yazmak için kullanmayan birkaç kişi hakkında yazacağım. Zaten başka türlü örnekler üzerine birkaç yazım var: [1] [2] [3] [4]
Bu yazı bir araştırma konusu değil, tamamen benim kişisel takip, gözlem ve diyaloglarımdan oluşan bir görüş derlemesidir. Sakın ola ciddiye almayınız. Sıralama da rastgeledir. Haydi, başlayalım…
Bu yazının devamını oku »
25 Ara 2011
UYARI: Bu yazı 18 yaşından küçükler için uygun değildir.
Justin Bieber hepinizin malumu, bacak kadar boyuyla dünyanın en populer şarkıcılarından biri olup “Küçük İbo’nun neyi eksikti” diye düşündürtmekte. Üstelik Küçük İbo’muz başıboş dolaşırken, Justin Bieber tüm yakışıklılığıyla Selena Gomez diye bir ablayı (Abla çünkü kendisinden büyük. Bendense 8 yaş ufak) da götürmektedir. Justin’in atletik vücudu, sivilceli suratı, lego adam saçları fırtınasını canım ülkemde de öyle bir estirdi ki; yüksek teraslarda “I love you Justin Bieber” diyen genç kızlarımız oldu.
Hal böyle olunca da yurdumun yakışıklı delikanlıları çekemez oldu bu oğlanı. Kolay mı, 15 yaş altındaki tüm kızlar ona hayran. Valla benim zamanımda böyle biri olsa intihar etmiştim. Hatırlıyorum, bir defasında kızın biri sahnede Tarkan’a tangasını fırlatmıştı da içim cız etmişti. Oysa benim hiç tangam olmadı sevgili okur. O yıllarda tek eğlencem tangram çözmekti. Neyse, konumuz bu değil…
Geçtiğimiz Perşembe akşamı bir video çıktı ortaya. 12-13 yaşlarında 2 kız çocuğu Omegle‘de. Omegle, dünyanın her tarafından rastgele insanlarla anonim olarak kameralı sohbet edebileceğiniz bir servis. Özünde çok seksi olsa da özellikle erkekler yüzlerini göstermeye utanıp başka uzuvlarını göstermekten çekinmediği için yine çok seksi olsa da o yaşta bir kız için de çok da uygun değil zannediyorum.
Karşı tarafta ise yine aynı yaşlarda 2 erkek çocuğu var. Video’yu kaydeden de onlar. Yalnız ufak bir fark var ortada. Kamera yerine Justin Bieber’in evde çekilmiş bir görüntüsünü açmışlar. İngilizce yazıyorlar. Bizim kızlar da 8 dakika boyunca Justin Bieber’le konuştuğunu sanıyor. Çığlık atıyorlar, seviniyorlar, şaşırıyorlar… Hiç düşünmüyorlar “Justin’in benimle ne işi olur” diye. Haklılar da. Neden olmasın? Justin Milyon dolarlık, istediği kız elinin altında bir velet de olsa Omegle’de bir Türk kızına aşık olabilir. Video’nun sonunda ise bizim oğlanlar gerçek yüzlerini gösteriyorlar. İki kızımız da acemi bir orta parmak işareti ile çocukları selamlayıp “biz anladık ki” ayağı yapıyorlar.
Bu yazının devamını oku »
14 Ara 2011
Zaman zaman blogumda marka ve ürün deneyimlerimi paylaşıyorum. Kimi zaman memnuniyetimi, kimi zamansa şikayetimi yazılı olarak da kaydetmiş oluyorum. Marka ve ürünler hakkında yazarken dikkat ettiğim bir husus iyisini de kötüsünü de eksik tutmamaktır. Hatta ürünü çok kötü bulursam yazmamayı dahi tercih edebilirim. Ancak bazı anlarda da yazmak gerekiyor sanırım. Bu yazıda aracıyı güzelleyecek olsam da Sinbo’nun bir uzantısı olan Scarlett marka “akıllı duy” adlı ürün ve firmanın hizmet kalitesi hakkında tek bir satır iyi söz yazamayacağım.
Odamdaki mobilya değişikliğinin ardından masa lambamdan kurtuldum. Tavan lambasını açmak için ise anahtara erişemez oldum. Duvardan masama kablo çekerek bu sorunu geçici olarak halletsek de bu çirkin görüntüden kurtulmak istiyordum. Biraz araştırınca da uzaktan kumandalı duyları keşfettim. İlginç bir ürün. Elektrikçilerde veya yapı marketlerde bulamadım. İnternetten alacağım. (almaz olaydım) Pek çok yerde stok tükenmiş. Gittigidiyor ve Sahibinden’de 15 liralık ürünü 60-90 liraya satanlar var. Koşarak uzaklaştım!
Derken 12 Kasım tarihinde ygt shop adında bir e-ticaret sitesinde ürünü 18 lira gibi bir fiyata buldum. Bolu’da bir şirket. Bizim “main stream” sitelerden biri de olmadığı için ilk başta pek güvenemedim. Sonra online destek servislerini gördüm. Yazılı olarak ürünün ellerinde olup olmadığını sordum, “var” dediler. “Peki kumandası içinden çıkıyor mu?” dedim. Cevap olumlu. Cumartesi akşamıydı. “O halde sipariş veriyorum” dedim. Pazartesi günü kargoya vereceklerini söylediler.
Nitekim öyle oldu. Hatta Pazartesi günü telefonla arayıp “Yanlış bilgi vermişiz. Ürünün kendi kumandası yok. Herhangi bir TV kumandasıyla çalışıyor.” bilgisini verdiler. Böylece beni vaktinde ve benden önce arayıp bilgilendiren ilk alışveriş sitesi olarak tarihe geçtiler. Onayımla birlikte ürün kargoya verildi ve 15 Kasım salı günü elime ulaştı. İşte gerginlik yaratan zamanlar da o zaman başladı.
Bu yazının devamını oku »