logo

Kader Ağlarını Örmüş

Aslında kaderci biri olmamamla birlikte başlığı dünyanın küçüklüğünü betimler bir deyimle yazmak gerekirdi fakar bu blog için fazla kaba olacağını düşündüğümden öyle olmadı. Kader, dünya küçük ya da başka teoriler. Hangisi olursa olsun, aşağıda yer alan hikaye, kişi yada kişiler ve ben tamamen gerçeğiz…

Esin İris; Ozan Eicher‘in fotoğrafını çektiği bir sürü sanatçıdan biriydi. Hepsinden bahsettiği gibi Esin’den de biraz bahseder, çektiği fotoğraflar üzerine konuşur geçerdik. Yani diğerlerinden hiç de farklı değil, hatta belki umrumda bile değildi çok. Her seferinde Esin’den ve fotoğraflar(ın)dan konuşmayı sürdürdük.

Bir süre sonra ise Esin, Selim Topaloğlu‘nun da arkadaşı olarak karşıma çıktı. Ozan ve Selim, Esin’i farklı yerlerden, farklı nedenlerle tanıyorlardı. Bu pek de sıradışı bir rastlantı değil. Tamamen alakasız yerlerden tanışıklıkları olan ortak arkadaşlarım var.

Fakat zaman ilerledikçe, karşılaşmalarımız da ilerledi. Esin Young Guns‘ın 1.1 uzantılı sürecine katıldı. Bu defa Young Guns’ı aynı derece yakınlıkla takip edemesem de, Esin oradaydı..

Bu rastlantılar bitmedi de.. Geçen hafta Ali Güracar, bir twit’e bakmamı istedi. Baktım, kimi gördüm? Esin… Sorguladım; tanışmalarından bahsetti. Ve kelalaka bir bağlantı ile Esin karşımda. Bu kez “yeter artık!” diye Esin’e twit atıp, beni korkuttuğunu belirttim. Korkacak bir şey yokmuş oysa.

Aslında bu ana kadar olan her şey belki sıradan bağlantılardan, tesadüflerden ibaret. Kesinlikle anlatmaya bile değer değil ve muhtemelen konuyla ilgili değilseniz çoktan pencereyi kapattınız. O yüzden bu paragrafı ve olayı size hala okuyan birileri aktaracak. Evet, bu paragrrafı okuyan! Her kimsen, bu yazıyı 10 kişiye göndermek senin görevin. Yoksa seni öcüler yer…

20 Nisan günü Ozan Eicher ilk kişisel sergisini açtı.* Sergide Kaçak ve Esin İris de Ozan için sahnedeydi. Herkes Esin sahnedeyken eğlenirken, ben 22.30′da kapanacak metro asansörüne yetişmek için endişeliydim. 22.00′de, Esin son şarkısını söylerken Ozan’a ayrılacağımı belirttim. “Şimdi mi, şarkı bitsin mi?” dedi. Ani bir kararla “Bitsin” dedim. İyiki de demişim.

Esin’in sahneden inmesiyle ben kapıya yöneldim. Esin farketmeden yolumu kesti. Ozan da müsade istedi, bir an duraksadı ve beni Esin’e tanıttı. “Bu arada natu bu, Simto! twitleşiyosunuz hani?” Bir selamlaşıp, mekandan ayrıldım.

Ertesi gün ise internete bağlandığımda Esin Twitter’dan mesaj atmıştı. “Ben Esin, beni hatırladın mı?” diyordu. Bir gecede unutacak değildim ya; bunu sormasının sebebi bu yazıda adı 22 kez geçen Esin’in bundan 10 yıl kadar önce Tanıdığım Esin olmasıydı. Ve bırakın bir geceyi, aradan geçen 10 yılda unutmamışım onu. Unutmamış beni.

“Belki o son şarkıyı dinlemesem”, “belki twit’leşmesel”, “belki Ozan adımı söylemese” demek var, ama yok. Çünkü ne olursa olsun bu olacaktı sanki…

İşte, yazının başındaki saçma paragrafa sebep olan hikaye bu ve ben çok enteresan buluyorum. Daha neredeyse çocuk yaştayken, yalnızca ICQ’da görüştüğüm, bir fotoğrafı hariç yüzünü dahi görmediğim ve içeriğini hatırlamasam da 5 yıl önceki şu yazımdan ne çok şey paylaştığımız kızla bir şekilde kopuyor ama kopamıyoruz.

Bu arada 2005′deki yazıyı okurken neleri düşündüğümü, neleri hatırladığımı şu an hatırlamıyorum bile. Yazıyı yazarken ve geçen sürede o zamanlar ne kadar çocuk olduğumuzun dahi farkında değilmişim. Birer yetişkindik sanki biz. Belki de gerçekten öyleyiz ve şimdi 10 yıl evvelinden daha çok çocuğuz. Çünkü kendimizi, çocukluğumuzu geliştirdik. Ama bir şeyler de hep üstüne çıkma çabasında bu çocuğun.

Öyle ya da böyle, ben böyle bir arkadaşa sahip olduğum için kendimi çok mutlu hissediyorum.

Sevgili dostlar; bu yazıyı da Esin’in şarkılarını dinleyip, hüzünler içinde yazıyorum deyip, duygusal bir son hazırlamak isterdim ama ben yazarken bir sürü şarkı değişti. Shuffle’ım bu paragrafı yazarken de Pantera – Cemetery Gates’den Apocalyptica – Fade To  Black’e sert bir geçiş yaptı…

* Ozan Eicher’in ilk kişisel sergisi çektiği konser fotoğraflarından oluşmakta. Aynı zamanda Türkiye’deki ilk konser fotoğrafları olan bu sergi 20 Mayıs’a kadar Pendor Corner’da. Detaylar ise şurda.

  • 3 Comments
  • Filed under: Benden..
  • Pizza Hut ‘Dipsos Pizza’ gerçeği!

    Bir süredir reklamları dönüyor Dipsos Pizza’nın. 3 kişilik kare pizza, sosa kolayca bandırmak için dikdörtgen dilimlenmiş. Yanında da birbirinden nefis 3 farklı sos… Hayır arkadaşlar, kanmayın! Bu pizza 1,5 parmak kalınlığında 16 dilimden oluşuyor. Dilimlerin 4 tanesi kenar ve pek malzeme bulaşmamış. Bu 4 dilimi de dahil ederek söylüyorum ki;  çok aç değilseniz 2 kişiyi doyurabilir. Açsanız tek kişi anca. 3 Kişi ise asla!

    Aşağıda Dipsos Pizza’nın reklam afişi ve benim çektiğim 3 fotoğraf var. Kıyaslayınız…

  • 4 Comments
  • Filed under: Acayip, Resim, Yorumsal
  • Sanata bir bakış

    Takıntılı olduğum konulardan biri olduğu için, bu yazının içeriğini bir çok yerde sözlü ya da yazılı olarak ifade ettim. Bu yüzden daha önce bir yerde bir başlık altında böyle bir yazı yazıp yazmadığımdan emin değilim. Blogumda yazmadığımı biliyorum ama. (:

    Volkan Yılmaz, blogunda “resim değil, fotoğraf” diye haykıran bir yazı yazmış. Ki çok da haklıdıe kendisi. Fotoğrafa resim diyenleri düzeltmek de bende bir refleks olmuştur adeta.  Fakat Volkan bu durumdan yakınırken şu ifadeleri de kullanmış:

     

    Resim içtendir, fotoğraf dıştan.
    Fotoğraf bakmak, resim görmek içindir.
    Resim hayal gücüne dayanır, fotoğraf ise olanla yetinir.

    Ben de bu durumu vesile bilip, Sanat’a karşı kendi bakışımı anlatmak istedim.  Konu fotoğraftan açılmışken de fotoğraf ile başlayacağım… Burada belirtmek istiyorum ki Volkan sadece düşündüğüm bir yazıya başlamamda tetikleyici oldu. Bu yazı bir cevap niteliğinde değildir. (: 

    Fotoğraf

    Fotoğraf uzaktan bakınca ele bir makine alıp, bir delikten (vizör / bakaç) bakmak ve bir düğmeye (deklanşör) basıp o anı dondurmaktan, anısal bir anlam katmaktan ibarettir. Fotoğraf çekmek son derece basittir. Bak ve çek!.. Tabii ki insanlar bir şeyleri “zannettliklerinde” çok ciddi yanılma payları  vardır. Fotoğrafçılığı böyle görenler de yanılıyorlar. Bir fotoğraf çekebilmek için bir çok ayar, terim (iso, white balance, diyafram, enstantane, ışık, renk vs.)  hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. İyi fotoğraf çekebilmek için doğru zamanda doğru ayarları yapabilmek gerekir. Bu anolog makinelerde de böyleydi, daha pratikleşse de dijital (sayısal) makinelerde de böyle.

    Tabii bahseceğim asıl konu fotoğraf çekmenin ciddiyeti, zorluğu değildi. “Bence fotoğraf nasıl çekilmeli?” “Hangi fotoğraf güzeldir (benim için)” sorularına cevap vermekti. Neyin güzel bir fotoğraf olmadığını söyleyerek başlayayım önce. (daha fazla…)

  • 3 Comments
  • Filed under: Benden.., Yorumsal
  • Mükemmel Sirk Fotoğrafları

    Bazı çocuklar palyaçolardan korksa, hatta paylaçoya paylonço dese de sanırım her çocuk sever sirkleri. Aslında çocuk veya yetişkin ayırt etmeden herkesin ilgisini çekebilecek sihirli bir çadır gibidir sirkler. Benim ilgimi bir de fotoğraflar çeker. İşte sirk temalı mükemmel fotoğraflar bir araya geldiğinde de…


    sirk1.jpg

    (daha fazla…)

  • 2 Comments
  • Filed under: Resim
  • sunipeyk32
    visitor stats