25 Şub 2009
Ideshot henüz genç bir internet girişimi aslında. Bir o kadar da güçlüler. Ideshot‘un amacı kullanıcı marka ile bir araya getirmek. Üye olanlar Ideshot‘a bağlı olan markalara çeşitli önerilerde bulunuyor. Markalar da bunları değerlendirip, uygulamaya konuyor. Ideshot‘ta sadece anlaşmalı markalara öneride bulunabiliyorsunuz. Anlaşmalı markalar direkt olarak sistemi takip ettiğinden, önerilerinizin de markaya kesinlikle ulaştığınızdan emin olabilirsiniz.
Ideshot‘un bir şikayet değil, ‘öneri’ sitesi olduğunu da tekrar vurgulamak lazım. Markalardan beklediğiniz yenilikleri, hizmetleri öneriyorsunuz. Örneğin ben Starbucks’a online sipariş almalarını, Cevahir AVM’ine engelli ulaşımı için destek olmalarını önerdim. Turkcell’e baz istasyonlarının güneş paneliyle çalışmasını öneren bile var. Üstelik tüm bu sistemi kullanmak ücretsiz.
Hem öneri alan marka, hem de önerisi gerçekleşen kullanıcı kazanırken, Ideshot bir de Cevahir AVM ile anlaşıp özel bir kampanya başlatmış. Her hafta 6 kişi çift kişilik sinema bileti, çift kişilik tiyatro bileti ya da Atlantis Eğlence Merkezi’nden çift kişilik sınırsız eğlence bileti kazanıyor. Ben de bu kampanya dahilinde Megaplex’de izlemek üzere çift kişilik bir bilet kazandım. Cevahir AVM önerimi de yerine getirirse, çok daha mutlu olacağım tabii ki. Hatta belki bunun için bir yöneticiye çift kişilik sinema bileti de hediye ederim. (:
Teşekkürler Ideshot ve Metin Kahraman. (Ve projenin arkasında tanımadığım kimler varsa)
Ödül, yazmama vesile oldu ancak teşekkürüm ödülden çok bu güzel proje içindir…
10 Şub 2009
Az önce ismini vermek istemeyen bir okuyucumla (VaGa) sohbet ederken Benjamin Button‘u izlemesi için biraz baskı yaptım. (a4 ebatında fotoğraf kalitesinde baskı.. Of of.. O değil de, “ismini vermek istemeyen bir okuyucu” falan, pek havalı oldu.) Arkadaşım da listesinde olduğunu, indirip izleyeceğini söyledi. Film yeni vizyona girdi ve sinemada izlenmeyi hak edecek bir film olduğu için de, “olm git izle işte yarın” dedim. Yalnız gitmek istemediği için reddetti beni..
(İtiraf, ben de illegal izledim ama vizyona girmesini bekleyememiştim.)
Tabii ben burada bir arkadaşımdan bahsettim ama bunun örneklerini çok kez yaşadım. İnsanlar yalnız başlarına sinemaya gitmekten çekiniyor. Ben sinemaya gittiğim zaman 1,5 – 2 saat kadar süreyle karşımdaki perdeye bakıyor, yanımdakiyle sohbet etmiyor ya da poker oynamıyorum. Filmi izlememe ise yanımdakinin bir yardımı olmuyor. (Tamam, sinemaya sığınan ergenleri ayrı tutuyorum ama…) Tek başına sinemaya gidememe, birine ihtiyaç duyma fikrini anlamıyorum. Üstelik büyük şehirlerde sinemaya gitmek, raftan bir DVD alıp da player’a bağlamaktan uzun zaman almıyor. Benim evden çıkıp en çok 15 dakikada ulaşabileceğim 3-4 sinema salonu var…
Böyle güzel filmleri kaçırmayın. Hatta inadına yalnız gidin. N’olur, n’olmaz; arkadaşınız kulağınıza bir şeyler fısıldar, dikkat dağıtır. Yaa, yaa..
23 Oca 2009
Takıntılı olduğum konulardan biri olduğu için, bu yazının içeriğini bir çok yerde sözlü ya da yazılı olarak ifade ettim. Bu yüzden daha önce bir yerde bir başlık altında böyle bir yazı yazıp yazmadığımdan emin değilim. Blogumda yazmadığımı biliyorum ama. (:
Volkan Yılmaz, blogunda “resim değil, fotoğraf” diye haykıran bir yazı yazmış. Ki çok da haklıdıe kendisi. Fotoğrafa resim diyenleri düzeltmek de bende bir refleks olmuştur adeta. Fakat Volkan bu durumdan yakınırken şu ifadeleri de kullanmış:
Resim içtendir, fotoğraf dıştan.
Fotoğraf bakmak, resim görmek içindir.
Resim hayal gücüne dayanır, fotoğraf ise olanla yetinir.
Ben de bu durumu vesile bilip, Sanat’a karşı kendi bakışımı anlatmak istedim. Konu fotoğraftan açılmışken de fotoğraf ile başlayacağım… Burada belirtmek istiyorum ki Volkan sadece düşündüğüm bir yazıya başlamamda tetikleyici oldu. Bu yazı bir cevap niteliğinde değildir. (:
Fotoğraf uzaktan bakınca ele bir makine alıp, bir delikten (vizör / bakaç) bakmak ve bir düğmeye (deklanşör) basıp o anı dondurmaktan, anısal bir anlam katmaktan ibarettir. Fotoğraf çekmek son derece basittir. Bak ve çek!.. Tabii ki insanlar bir şeyleri “zannettliklerinde” çok ciddi yanılma payları vardır. Fotoğrafçılığı böyle görenler de yanılıyorlar. Bir fotoğraf çekebilmek için bir çok ayar, terim (iso, white balance, diyafram, enstantane, ışık, renk vs.) hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. İyi fotoğraf çekebilmek için doğru zamanda doğru ayarları yapabilmek gerekir. Bu anolog makinelerde de böyleydi, daha pratikleşse de dijital (sayısal) makinelerde de böyle.
Tabii bahseceğim asıl konu fotoğraf çekmenin ciddiyeti, zorluğu değildi. “Bence fotoğraf nasıl çekilmeli?” “Hangi fotoğraf güzeldir (benim için)” sorularına cevap vermekti. Neyin güzel bir fotoğraf olmadığını söyleyerek başlayayım önce. (daha fazla…)
14 Oca 2009
Günaydın İstanbul Kardeş ATV için 1999 yılında çekilmiş bir televizyon filmidir. Bu film Çağan Irmak‘ın ilk uzun filmidir aynı zamanda. Çağan Irmak o yıllarda sinema setlerinde usta olmak için çıraklık yaparken, bir yandan da kendi kariyerinin mücadelesini veriyormuş. Ve bir şekilde kendini ıspat etmesi gerekiyor. Bunun için (bildiğim kadarıyla son) kısa filmi Bana ‘old and wise’i Çal‘ı çekiyor. Bu filmini ve Günaydın İstanbul Kardeş’in senaryosunu kapıp ATV’ye gidiyor. “Bu benim işim, bu da çekmek istediğim film. Yapın hadi!” ayarında bir şeyler söylüyor, ve kabul görüyor.
Filmin bildiğim hikayesi budur. Fakat filmi izlediğim yıllarda ne Çağan Irmak’ı tanırdım, ne de sinemaya bir ilgim vardı. Sadece gerçekten beğendiğim ve her rastladığımda izlediğim, her izlediğimde duygulandığım tek TV filmiydi.
Fakat gün geldi ki televizyon filmciliği öldü. Filmler sadece sinema için çekilir oldu diyeceğim ama bu yıllar zaten yılda 3-5 Türk filmi çekilirdi anca. Televizyon filmciliği ölüp, mirasını -bugün bir bölüm süresi ortalama bir sinema filminden kısa olmayan- dizilere bırakınca Günaydın İstanbul Kardeş de yayınlanmaz oldu. (televizyon filmleri kültürünü de ayrı bir başlıkta tartışmak pek hoş olacaktır aslında.)
Ben de o yıllardan beri bu filmin bir kopyasını aradım durdum. Ulaşabildiğim, sinema sektöründen insanlardan çeşitli illegal yollara kadar her şeyi denedim. ATV’den istedim, Çağan Irmak’a ulaşmayı denedim, fakat olmadı…
Dün bir arkadaşım (o bir Neo) güzel bir sürpriz yapıp filmi bulduğunu söyledi. İlgili linkleri verdi. Ben de illegal bir yöntemle de olsa filmime kavuştum. Yıllar sonra bugün tekrar izledim…