29 Ara 2011
Bir sosyal medya ahkam keseni olarak daha önce Sosyal Medya’da Ünlüler başlıklı yazımda Sertab Erener ve Demir Demirkan’ın sosyal medyaya sert ve başarılı girişini yazmıştım. Twitter, Friendfeed gibi araçları diğerlerinin aksine ajansa bırakmak yerine kendileri yazarak gerçek bir iletişim içindeydiler. Şimdilerde bu tavırdan vazgeçmiş görünüyorlar. Ancak artık birçok şarkıcı, oyuncu, televizyoncu, siyasetçi, gazeteci vs. kendi kimlikleriyle kendi hesaplarını yönetebilir ve bir duyuru makinesi olmak yerine birey olarak Twitter’ı kullanır oldular. (Henüz diğer platformlarda var olduklarını söyleyemeyiz.)
Tabii hala pek çok kişi de hesabını ajanslara bırakıyor. Kimisi konser, oyun vs. duyurusu yapıyor sadece, kimisi de tek bir tweet yazmadan “yumurta”dan 1.5 milyon takipçi topluyor. Ben kendi kimliği ile yazanlardan bahsedeceğim. Daha doğrusu takip ettiğim ve Twitter’ı hayranlarına aşk hayatını anlatmak ya da “ayy bende szi chok seviorum canlarm :))” yazmak için kullanmayan birkaç kişi hakkında yazacağım. Zaten başka türlü örnekler üzerine birkaç yazım var: [1] [2] [3] [4]
Bu yazı bir araştırma konusu değil, tamamen benim kişisel takip, gözlem ve diyaloglarımdan oluşan bir görüş derlemesidir. Sakın ola ciddiye almayınız. Sıralama da rastgeledir. Haydi, başlayalım… (daha fazla…)
20 Eki 2011
Bugün benim doğum günüm. Çiçek Sepeti de kutlamak için bir şey(ler) göndermiş. Onun hikayesini anlatacağım, iletişim ve sosyal medyadaki ilişkisini yorumlayacağım birazdan. Fakat önce söylemek istediğim bir şey var; bu yalnızca kurumsal bir teşekkür ve yorumdur. Bugün doğum günümü gerek internet üzerinden, gerekse telefonla kutlayan gerçek kişilerin önünde değildir. Olur da birileri alınır diye söylüyorum. Her birine onların kutladığı içtenlikle, teşekkür etmenin yerini zaten toplu teşekküre adanmış bir blog yazısına sığdırmak pek de akıl karı değildir. Tabii ki vesile ile hepsine ikinci bir teşekkür etmekten de kaçınmıyorum. Teşekkürler!
Bu sabah henüz yataktan çıkmadığım saatte çalan kapıyı annem açtı. Adımı duydum, imza istedi. “Herhalde sipariş ettiğim şeyler geldi kargoyla” dedim ama annemin masaya bıraktığı şeyin güçlü “tak” sesini duyunca da “o ne ya?” dedim. “Sana çiçek gelmiş” dedi annem. Allah allah? Kim çiçek yollayacak ki bana?
12 Eki 2011

Aslında Sosyal Medya kategorisinde güzel işleri yazmayı çok seviyorum. Ancak sürekli içine düştüğüm başarısız çabaları da yazmadan geçmek hiç içime sinmiyor. Dün gece de DeFacto markası ile alışılagelmiş, genel bir e-posta başarısızlığı yaşandı ve büyük bir spam mail (istenmeyen e-posta) çetesinin eline düştük. Bu, “şu beceriksizlere bak, bu zamanda hala e-posta atmayı beceremiyorlar” diye biraz öfkelenip unutulacak bir meseledir aslında. Fakat dün geceki vaka hiç öyle değildi. Doğrudan bir sosyal medya başarısızlığına doğru yol aldı. Adım adım yazıp yorumlayacağım. Çok sıkıcı, saçma, uzun bir yazı olacağı konusunda peşinen uyarayım.
Dün akşam 19:44′de bir e-posta aldım DeFacto’dan. Gönderen adresi @gmail.com uzantılı. Yani kurumsal değil. (ekran görüntüsüne bakabilirsiniz) Yeni bir Facebook uygulaması yapmışlar. Bizim de paylaşmamızı “rica” ediyorlar. Bir de metin vermişler, “alın bunu kullanın” diye. Pek güzel. Böyle bir “rica”nın çirkinliğini bir yana bırakıyorum. E-Posta’nın CC (karbon kopya) alanında 350 mail adresi vardı. Bu e-postayı alan herkes görebiliyor. Oysa BCC (kör karbon kopya) alanına yazsalar, kimse kimsenin adresini görmeyecek. Fakat durum bundan çok daha karmaşık bir halde.
Bu listede yer alan isimler arasında çok fazla sayıda dijital ajans, sosyal medya çalışanı var. Kimisi sektörün tam merkezinde, Türkiye’nin büyük ajanslarından; kimisi ise bir köşesinden bu işe sarılan ve ekmek yiyen profesyonellerden oluşuyor. Hal böyle olunca, liste birbirini tanıyan insanlardan oluşuyor. Profesyonellerin bir arada olduğu bir liste oldukça dikkat çekici en başta. (daha fazla…)
18 Eyl 2011
Dün öğle saatlerinde Facebook’umda ilginç bir arkadaşlık teklifi gördüm. İlginç, çünkü teklifi yapan Yılmaz Morgül’dü. On sekiz de ortak arkadaşımız var. Herhalde sahte hesaptır, biri eğleniyordur diye ilgilenmeden diğer 60 teklif arasında beklemeye bıraktım. Zaten ilgilenecek vaktim de yoktu. Ancak akşam saatlerinde bakmaya fırsat bulduğumda hesabın gerçekten Yılmaz Morgül olduğunu anladım. Aynı hesap bilgisini Twitter hesabına da yazmış zira.
O an tek düşündüğüm şey bu işin ne kadar saçma olduğuydu. Birbirimizi internette takip etmiyoruz, hiçbir diyalogumuz olmamış. Dolaylı yoldan dahi bir bağımız, ortak bir tanıdığımız yok. Çok saçma! Eh, madem bu kadar saçma, Twitter’da kendisine de “mention” ederek “ne iş” diye sordum. Sormaz olaydım!
Kendisini afişe etmekle suçlandığım gibi, bir sosyal medya başarısızlığına da tanık oldum. Şimdi tüm süreci, ekran görüntüleri ile aktarıp hem yorumlarımı yazacağım hem de “ifşa etme” suçlamasının pek de haksız kalmamasına sebep olacağım. Lütfen ekran görüntülerini aradaki yorumlarımla takip ediniz. (Resimlere tıklayarak tam boy görebilirsiniz) (daha fazla…)