Archive for the ‘Yorumsal’ Category

İş hayatında mütevazı olmamalı

Bugün Hasan Yalçın ile yüzyüze sohbet etme fırsatım oldu. Bir yandan işinden etmeme telaşı, bir yandan fırsatı kaçırmama derdi derken kısa zamanda pek çok konuda biraz biraz konuştuk. Hatta hayat hikayelerimizden kesitler çıkardık. Keyifli sohbetimiz içinde bir tavrıma karşılık “bu kadar mütevazı* olma” gibi bir laf etti Hasan. “Yok, bu mütevazılık değil” dedim ve ekledim. “Sen bir de işimle ilgili bir şeyler sor, nasıl ukala oluyorum o zaman?..” Bu diyalog aynı zamanda uzun zamandır yazmayı ertelediğim, unuttuğum bu konuda yazmam için vesile odu.

Bazen iş konusunda gerçekten mütevazı davranmam gerekse de, durum hakikaten böyle. Çalışıp para kazanma derdine düşeli 10 yıl kadar olduğundan bahsetmiştim kimi yazımda. Birkaç yıldır da çok daha profesyonel olarak emeğim karşılığı para satın alıyorum. Bu süreç içerisinde gözlemlediğim şeylerden biri de (mutlaka istisnadakiler var) siz ne kadar emek harcarsanız harcayın, çok da önemi yoktur. İşler yürüyorsa, sorun yoktur. Sorun yoksa, sorgu da yoktur.

Ancak sözcükler önemlidir. Siz ne anlatıyorsanız, özellikle güven varsa kabul görür. Mütevazılığın geri teptiği nokta da bu oluyor. Ben ne zaman biraz mütevazılık etmeye kalkıp, iyi olduğum bir işte “eh işte, anlarım biraz.” dediysem, bu öyle kabul görüldü. İşten başarılı bir sonuçla dahi çıksam, “Simto bu işten anlar biraz”  oldu durum. Bu beni çalışma hayatımda en çok rahatsız edenler arasında yer aldı.

Rahatsız oluyorum, çünkü; -Bugün Hasan Yalçın’la da konuştuk- pek çok işle ilgileniyorum. Pek çok işte bilgim ve tecrübem var. Ancak yalnızca birazı ile gerçekten ilgileniyor, kendimi geliştiriyorum. Bunlarınsa çok daha azına çekinmeden “ben bu işi biliyorum” diyorum. Diyorsam, biliyorumdur ve işimin küçümsenmesinden nefret ediyorum. İyi bildiğim bir işte, sırf mütevazı davrandığım için küçümsenecek ya da hafife alınmayı artık göze almıyor ve oldukça ukala davranabiliyorum. Bunu yaptığım için de mutluyum

*Sözcüğün doğrusu Mütevazı‘dır. Mütevazi sözcüğünün bambaşka bir anlamı olmasına karşın sıklıkla Mütevazı sözcüğünün yerine kullanılıyor.

Hasan Yalçın‘a ayırdığı zaman ve güzel sohbeti için teşekkür ediyorum.

  • 2 Comments
  • Filed under: Yorumsal
  • Gazeteci vs Blog Yazarı

    Neredeyse iki haftadır blog yazmıyordum. Aslında, bir süre daha sessiz sakin oturmak geliyordu içimden ama son günlerdeki tartışmalara da taraf olunca, (bireysel olarak tarafsızım ancak blog yazarı olarak da bir cephem var) “ben de biraz ahkâm keseyim şu konuda” dedim.

    Malum; markalar, markaların arkasındaki ajanslar blogları keşfetti ve yeni bir serüven başladı. Pek çok blog da medyanın yeni bir kolu oldu. (sözlük anlamı ile tüm bloglar tartışmasız medyadır.) Markalar yeni ürün ya da hizmetlerini basına olduğu gibi blog yazarlarına da önceden tanıtıyor, inceleme ürünleri gönderiyor ya da geleneksel medya ile olduğundan farklı olarak partiler düzenliyor.

    Blog siteleri, -belki geleneksel medyadan farklı çevrelerde-  yazarın üslubuyla, blogun kalitesiyle, okuyucu kitlesiyle en az geleneksel medya kadar verimli olabiliyorlar. Hatta blog yazmanın kuralları arasında samimiyet olduğunu da düşünürsek, okuyucunun kafasındaki “reklam mı” sorusu da en aza iner. Şüphesiz ki bunu kötüye kullanan blog yazarları da vardır ve olacaktır. Fakat hem markalar, hem de okurlar blog yazarlarını kötüye kötü diyebildikleri için tercih eder ve bu da markalarının ürününe olan güvenini açığa çıkarırır.

    Bloglar çok geniş kitlelere geleneksel medyadan çok daha hızlı (basılı medyanın online kolları ayrıdır) ve etkin biçimde haber iletse ya da ürünü en gerçekçi şekilde okuruna lanse etse de, bir gazete kadar başarılı olmayacağı da -en azından şimdilik- mümkün değildir.

    Demem o ki; blogların ve gazetelerin apayrı yolları vardır ancak bazı şartlarda aynı kulvarlarda da koşarlar. Her ikisinin de, kendi yollarındaki başarıları diğeri tarafından kolayca yenilemez. Ortak kulvarlarda ise şartlar eşit olmadığından (bkz: bağımsızlık, okur kitlesi, üslup, önyargılar, kurallar, amaçlar) yine rakip olamazlar. Bu ancak bir yol kesişmesidir. Bir gazeteci, bir blog yazarının markaya veremeyeceği pek çok şeye sahiptir. Ve aynı şekilde bir blog yazarının markaya veremeceği pek çok şeye sahiptir.

    İşte son günlerde olanlarsa tam olarak buna tezat işliyor. Önce bir grup blog yazarı gazetelere rakip olabileceğini düşünüp, bir etkileşim oluşturuyor ve günlük olarak yazı ve haber üretmeyi hedefliyorlar. (kaynaklar buna elverişli ise pekala mükemmel)

    Yine bir grup gazeteci ise bloglara karşı çıkıyor. İş neredeyse “Partilere gidebilirler ama basın toplantısına katılamazlar“a kadar varıyor. Bir tür dışlama, küçük görme ya da kıskanma var sanki. Bazı gazetecilerse blog yazarlarına verilen (genellikle maddi değeri de çok olmayan) ürünlerden rahatsız, “ben de istiyorum” diye ağlıyor.

    Ben pek çoğunu olduğu gibi bu durumu da “çok acayip” buluyorum. Kıyaslandığı zaman gazetecilere sağlanan olanaklar, hediye edilenler, hibe edilen test cihazları, marka ya da ajanslarla olan ilişkileri blog yazarlarından çok daha fazladır. Bu yüzden bu tür triplere girmek de gereksizdir.

    Bence en güzeli markalar blogları deneyimlemeye devam etsin. Bloglar gazeteciliğe, gazeteciler bloglara karışmasın. Kimse kimsenin işini elinden almayacak hiçbir zaman. Aksine, bloglar ve gazeteciler birbirini destekler, gazetelerin online cepheleri bloglar gibi sosyal medyanın birer parçası olursa herkes kazanır. Hatta belki gazeteler de bir basamak daha avantaj kazanır.

    Tartışma her ne kadar blog yazarları ve gazeteciler arasında olsa da, bu işin merkezinde markalar var ve kazanan ya da kaybeden (kaybetmek mi?) yine onlar olacak. Bu yüzden sıkmayın canınızı, …


    Konuya kaynak olan BMD Yönetim kurulu başkanı Fatih Sarı‘nın açıklamaları:
    http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=24689

    Konuya cevap niteliğinde konuşan, bu yazıda da referans aldığım Burak Bayburtlu röpörtajı:
    http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=24688

  • 1 Comment
  • Filed under: Yorumsal
  • Eker Sütlü Tatlılar

    Bir kaç aydır piyasada olan bir ürün grubu Eker Sütlü Tatlı’lar. Zaman zaman bahsetmek istediğim markalar arasında olmasına karşın, hep erteledim. Bir FikriMühim kampanyası, bu yazıyı yazmama vesile oldu.

    Tatlı sevmeyen, sütlü tatlıları neredeyse hiç yemeyen biri olarak ne kadar söz hakkım var bilmiyorum. Genellikle 1 adet baklava, ya da 1-2 kaşık çikolatalı bir tatlı yerim. Aşırı tatlı şeyler midemi bulandırır. Eker ise bu konuda tam bir çözüm oldu benim için. Tatlılardaki şeker oranı, kaselerdeki tatlı miktarı tam ölçüsünde. Ne aşırı tatlı olup can sıkıyor, ne de insanı tatmin etmeyecek kadar yetersiz. Fiyatıyla da benden önce ailemin tercihi oldu.
    Benim favori Eker’imse sütlü tatlı sevmememe inat, Eker Tavuk Göğsü oldu…

    Aşağıda da kampanyaya dair aldığım paketin fotoğrafları var. Ürünleri de çekmek istedim ancak yemekten fırsat olmadı. (:

  • 0 Comments
  • Filed under: Benden.., Yorumsal
  • Fanta reklamındaki karakter

    fantakhiFanta’nın yeni reklam kampanyalarında kullanılan karakterlerden biri bana oldukça tanıdık geliyordu. Sonunda buldum! Saçıyla, duruşuyla, reklam filmlerinden birindeki gözlükleriyle aynı o; yemekteyiz programının ünlülerinden, izlemeyenlerin dahi aklına kazınabilen acayip adam: Hasan Bey.

    Dün FriendFeed‘e ve SanalCafe‘ye yukarıdaki resmi koyup (tıklarsanız büyür), kim olduğunu sordum. Benim sansürdeki başarısızlığımdan mı yoksa ortak görüşe sahip olduğumuzdan mı bilmiyorum; ama tahminlerin büyük bölümü doğruydu.

    Fanta’nın İngiltere sitesinde de aynı karakter olmasa; “kesin Türkiye’ye özel hazırlandı ve çaktırmadan bu eşsiz adamın tipi araklandı” diyip, güleceğim.

    fanta-1