10 Eyl 2011
Geçen hafta Okan Bayülgen’in Doğa Koleji için çektiği 1 saatlik filmin fragmanını Twitter’da paylaşıp, “1 saatlik reklam filmi” diye eleştirmiştim. Ben böyle düşünürken, bir süredir Okan’la tanışmak (engelliler ve medya ilişkili bazı projeler için) istediğimi bilen Berna‘nın da desteği ile filmin geçtiğimiz Perşembe günkü galasına gitmek için davetiye sahibi oldum. Bu sebeple Berna ve Krombera‘ya da teşekkür etmek istiyorum. (görsel şurdan)
Tabii davetiye sahibi olunca, filmi umursamayıp “Okan’la tanışma fırsatı” diye sinemanın yolunu tuttum. Bu fırsat bana önyargılarımın ötesinde bir belgesel sinema izleme şansını da vermiş oldu. Bu, “reklam” konusundaki görüşümü elbette değiştirmiyor. Bu yazıda hem Okan’la tanışmamızdan, hem de filmden ve Doğa Koleji’nden bahsedeceğim. Enteresandır, bir yandan da beğenimle, bu reklamın parçası olacağım.
Okan’la Galadan evvel Starbucks’da karşılaştık. Yanına gidip sessizce kahvesini hazırlamasını bekliyordum ama o beklemeden eğilerek beni selamladı, hatrımı sordu. Karşılık verip, hemen “biraz vaktini alabilir miyim?” diye sordum. “Bir film çektik de, şimdi oraya yetişmem lazım” derken, sözünü kesip davetli olduğumu belirttim ve yukarıda (sinema katında) buluşmak üzere sözleştik. (daha fazla…)
8 Ağu 2011
Başlıkta deyimi İngilizce (freelance) kullandım zira çok da iyi bir Türkçe karşılığı olduğuna inanmıyorum bu sözcüğün. Kabaca bağımsız ve geçici anlamlarında olduğunu söyleyebiliriz. Eski Türkçe’deki muvakkat sözcüğünün ise en güzel Türkçe karşılık olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen yazının devamında kullanmam gerektikçe İngilizcesini kullanacağım.
10 yılı aşan iş geçmişimde, uzun dönemler yalnızca freelance çalışarak para kazandım. Bir şirkete bağlı olarak çalıştığım dönemlerde de zaman ve şirketin sınırları uygun oldukça freelance işler yaptım, yapıyorum ve yapacağım. İnternette farklı alanlarda para kazanmaya çalışsam da asıl olarak yaptığım iş arayüz geliştirmedir. Yani web tasarımlarının tarayıcılarda (browser) görüntülenebilir ve kullanılabilir olmasını sağlıyorum.
Benden, kendileri için çalışmamı isteyenlerin bazıları “şunun gibi bir siteyi kaça yaparsın”, “bizim bir proje var, kaç paraya yapıyorsun sen” gibi sorular soruyor. Bazen de “sayfası x lira”dan bu işi üstlenen insanların ilanlarını görüyorum. Ancak her işte olduğu gibi, arayüz geliştirmede de bir takım bütçelendirme kriterleri vardır ve olmalıdır da. Aşağıda, benim için önemli olan kriterleri yorumlarımla listeleyeceğim. Hepsinden önce söylemem gereken, tasarımı görmeden hiçbir şekilde bütçe belirliyemiyor olmam. (daha fazla…)
18 Tem 2011
Hemen soldaki, üzerine tıklayınca büyüyen fotoğraf bundan 2 hafta önce (03.07.2011) Şişhane metrosu Tünel çıkışında çekildi. Gişelerden geçerken dahi görevliler uyarmadığı için de bu sürprizi son ana kadar kimse bozamadı. Fotoğraf’ı “Tünel’e geldik, ger dönüyoruz” diye Twitter‘a attım. Tam da geri dönüyorken, Tünel’de ikamet eden bir abi (Yusuf abi) yardım ederek, benimle birlikte ağırlığı 100kg’ye ulaşan tekerlekli sandalyemi yürüyen merdivenlerde destekleyerek İstiklal’e kadar çıkardı. O kısa yol sohbetinde az şey konuşmadık aslında. Ben sadece Yusuf abinin asansöre dair cümlesini aktaracağım: “Bu asansör geçen haftadan beri böyle. Her gün önünden geçiyorum ben.”
Bu olaydan tam 2 hafta sonra (dün) yeniden Tünel’e inmek istedim. “3 Hafta geçti, yapılmıştır o asansör artık” diye hiç endişe etmeden yola koyuldum ama fazla iyimser düşürmüşüm. Malesef 3 haftanın sonunda asansör hala arızalı. Güvenlik görevlisinden yardım istiyoruz (kardeşimle). “2 kişi olsa çıkabiliriz” diyor kardeşim. Görevli iyi niyetli, yardıma hazır ama “ne iki kişisi, yerime bakacak adam bile yok” diyor. Biraz bekleterek, sağa sola telefon açarak ancak geçici olarak yerine bakacak birini buluyor. Oradan da bana yardım edip yine İstiklal’e ulaştırıyor.
Görevliden aldığım bilgiye göre (onun da alanı dışı olduğu için sadece duyduklarını aktarıyor) gelip asansöre bakmışlar. “Parçası yandı, yurtdışından gelecek” demişler. Öyle de kalmış. Böyle zaruri bir asansör, nasıl 3 hafta onarılamaz? Nasıl yurtiçinde yedek parçası olmaz? Neden bu kadar zamanda parça getirilemez anlamıyorum… Şimdi İstanbul Ulaşım‘ı arayıp (444 00 88) şikayet edeceğim ama ilgilenecekler mi bakalım?
Güncelleme: 1 gün sonra (19.07.2011)
Dünkü şikayetim üzerine İstanbul Ulaşım geri aradı. Arızalı parçanının Almanya’dan geleceğini ve bu hafta içinde beklediklerini iletti. Haftasonuna kadar onarılacakmış. Teşekkür edip kapattım telefonu. Umuyorum söyledikleri gibi olur.
Güncelleme: 10 gün sonra (28.07.2011)
4,5 hafta olmuş. Yapılan tek değişiklik, uyarı levhalarını azaltıp asansörün kapısına kadar çekmek olmuş. Hala bozuk. Bugün dünyanın her yerinden internet üzerinde alışveriş yapıp 1 hafta içinde teslim almak mümkün. Ta Çin’den 1 kuruş bile kargo ücreti ödemeden 2 haftada ürün teslimi alabiliyorum. Böylesi bir durumda, bir asansör yedek parçası 5 haftada nasıl getirilemez? Bir dahaki güncellemede aynı cümleyi 5′i 7 yaparak üçüncü kez tekrarlayacak mıyım? Bu nasıl sorumsuzluk?..
Güncelleme: 12 gün sonra (30.07.2011)
Ve nihayet, 5. haftanın tamamlanmasına 2 gün kala (yazıyı tekrar duyurduktan sonra), bir daha geri arandım. Dün akşam (29.07.2011) 21.30′da asansörün yeniden çalışır hale geldiği bilgisini verdiler.
29 Haz 2011
25 Haziran Cumartesi gecesi, Yeni Rakı’nın bu sene 2′incisini düzenlediği Bi Büyük Fest vardı. Kuruçeşme Arena’da düzenlenen etkinliğin adı her ne kadar “fest” olsa da, ”Dünya’nın en büyük gazinosu” iddiasında olan etkinlik, 10.000 metrekare alana alana kurdukları gazinoyla iddialarında haksız değillerdi. Gripin, Şevval Sam ve Emel Sayın‘ın sahne alığı gazinoya uğrayanlar (ya da festivale katılanlar)dan biri olarak o geceyi yazmak istiyorum.
Biletlerin 4 kişilik masada 480 liraya kadar çıktığı (bence uygun) ve en ucuz biletin (ayakta) 40 lira olduğu organizasyona katılım yoğundu. Biletix’den takip edenler biletlerin ne kadar hızlı tükendiğini görebildi. Bu yoğun katılıma rağmen festivalin dijital iletişimini yürüten Zarakol, Türkiye’deki en geniş kapsamlı iş blog yazarları iş birliğini yapıp, Bi Büyük Blog‘a katılan ilk 100 blog yazarına (ayakta) bilet verdi. İş birliği diyorum, Bi Büyük Blog‘da çünkü farklı alanlarda ve bir çoğunun sosyal medya diye anılan popüler mecralarda ünlü olmayan çok sayıda blog yazarının katıldığı gözlendi. Festival bitmesine rağmen katılımın hala açık olduğunu görünce, insanın aklına “iletişime devam mı?” sorusu gelmiyor değil.
Ben festivale blog yazarı olarak kazandığım biletle gittim. Bu kategorideki biletler diğerlerinden çok ucuz, daha az içerikli ve “ayakta” diye geçiyor olmasına rağmen, biraz uzak kalsa da sahneyi tam karşıdan, en iyi şekilde görüyordu. Bu nedenle masa alanlardan bir parça şanslıydık. Kategorimiz “ayakta” olmasına rağmen bolca bar taburesi ve stantlarla desteklenmişti. (daha fazla…)