7 Nis
Selim tam olarak bu başlığı kullanarak bloguna bir girdi yazmış. Bir mim değildi ve kendi için yazmış. Dayanamadım; çaldım, kopyaladım. (: Konu basit. Bu girdiye cevap olarak benimle yaşadığınız komik bir anınızı yazacaksınız. Hem okuyup güleceğiz, hem hafızalar tazelenecek, hem de çok güzel bir arşiv olacak. Dilerseniz mimleyebilirsiniz de… (:
Haydi, başlayalım!..
3 Nis
Tarihimin en uzun başlıklarından birini -mümkün olduğunca kısaltarak- yazdığım bu yazı, bir mim konusudur. İki gün önce Arman beni şöyle mimlemiş. Onu mimleyense AyDi. Aynı meselede Berker de beni böyle mimlemiş. Konumuz başlıkta yazdığı gibi, severek izlediğimiz ama artık yayında olmayan 3 dizi film. Hemen başlayalım…
1) Sıdıka
Gözlemlediğim kadarıyla bu diziyi bilen kişi az. Bilenlerinse bir çoğu bu diziyi sevmiyor. Ben bayılıyordum. Atilla Atalay‘ın müthiş hikayelerinin televizyona aktarımıdır bu dizi Türk’lerin yaptığı en iyi uyarlamalardandır. Bir Sıdıka kitabında okurken kafanızda ne canlanıyorsa, televizyonda gördüğünüz onun kopyasıydı. Bu hem Atilla Atalay’ın kaleminin gücünden, hem de Hasibe Eren‘in karaktere cuk oturmasındandır. Ayrıca gözardı edilse de aslında Türkiye’nin ilk sit-com’u da Sıdıka‘dır.
(daha fazla…)
6 Oca
Burak Budak bir mim yazmış, topu da sonra Süleyman Sönmez‘e atmış. Ben de olaya atlayıp, cevabımı yazıyorum: Hayır!
Zaman zaman yazılarında bahsediyorum aslında kendimi tekrarlayarak da olsa. Mesleğim değil ama yazmak benim işim. Seviyorum. Bu yüzden pek umursamadan, kim okur diye düşünmeden, beğenilip beğenilmeme endişesi taşımadan yazıyorum.
Kimi zaman bir anı, bazen beğendiğim bir hizmet tanıtımı, bazen bir haber, bazen kendime notlar, bazen sinema yorumları… İlgili olduğum, olabileceğim hemen her konuda aklıma gelen, düşündüğüm, gördüğüm her şeyi yazıya çeviriyorum. Çoğu zaman başladığım yazıyı nasıl toparlayacağımı, nasıl bitireceğimi bilemiyorum. Ya uzayıp gidiyor ya da sonu olmadan, ucu açık bir biçimde bitiyor. Tabii ki canımı sıkıyor bu da…
Blog yazmaksa, yazı yazma tutkusunun bir parçası. İnsanlar ne düşünürse düşünsün yazdığımı söyledim. Fakat birilerinin okuduğunu bilmek, görmek. Bana, çalıştığım sektöre, arkadaşlarıma, aşklarıma, aileme; hayatıma dair ne varsa paylaşabilmek ayr bir haz veriyor.
Bu düşüncede bolca narsist duygularım olsa da; biraz da “kendimi anlatabilmek” var işin altında. Nedense bir çok defa kendimi anlatamadığımı ya da anlaşılamadığımı düşünüyorum bireysel ilişkilerimde. “Nedense” dedim fakat neden de belli. Çok defa söylediklerim yanlış anlaşıldı düşünce şeklimi, üslubumu bilmeyenlerce. İnsanlarla tanışabilmek için blog yazmak çok büyük bir nimet aslında. Bir insanı tanımak için varlığını biliyor olmak değil; fikirlerini, tavırlarını biliyor olmak gerekir. (hatırlatın, bir ara bu konuda da yazayım. (: )
Son sebep ise paylaşmak, düzeni korumak. Şimdiye kadar ekileni biçtim, ekileni biçmeye devam ediyorum. Blog yazarak ben de yeni tohumlar ekiyorum ya da bunu amaçlıyorum. Öğrendiğim bir çok şeyi bloglar veya blogsal kısa makalelerden öğrendim. Benim de birilerine öğretebileceğim bir şeyler olacaktır elbette… Ve onlar da yazacaklar…
Özetle; yazmayı seviyorum ve yazmak için bir çok sebebim var. Bu yüzden blog yazmayı bırakmayı düşünmedim, düşünmüyorum, ileride de düşünmeyeceğimi sanıyorum.
Ve, son olarak bu mimi Burak Bayburtlu‘ya şutluyorum!..
31 Ara
FriendFeed’in Tekno Teyze’si Müge Cerman, blogundan kendine notlar yazmış. Umarsızca mimliyorum!.. ((:
-Kendini sev, önemse.
-Egoist olmayı dene, kendine daha çok vakit ayır.
-Halinden şikayet etmeyi aklından bile geçirme.
-Cahiller ve aptallarla tartışma, nefesini boşa tüketme.
-Çok kızgın ve sinirli olduğun zamanda bile gülümsemeye çalış.