Kategori Yorumsal

Mormani alışverişim

Bir süre önce Hediyeni Seçmeye Hazır Mısın? başlıklı yazımda mormani.com desteği ile bir okuruma çekilişle  3 üründen seçeceği birini hediye edeceğimi duyurmuştum. (22 Ocak’da yapılacak çekiliş için hala vaktiniz var)

mormani.com, okurlarıma hediye verme imkanını sunduğu gibi, güzel bir jestle bana da bir hediye çeki armağan etti. Vesileyle siteyi tanıma ve düşünmeden alışveriş yapma imkanı buldum.

mormani diğer e-ticaret sitelerine sadece bir alternatif olsa da; enteresan bir görünümü var. Alıştığımız e-ticaret sitelerinden çok, “private shopping” dediğimiz (markafoni gibi) siteleri anımsatıyor. Fiyatlar ortalama değerlerde. Ancak Mormetre dedikleri bölümde, fazladan indirimli ürünler de bulmak mümkün.

Hazır bir çekle alışveriş etmeme rağmen, biraz fiyatları incelemek, biraz da daha fazla ürüne erişmek için çekimi fütursuzca harcamak yerine sayfa sayfa ürünleri takip ettim. Aynı ürün grupları içinde farklı markalarda daha ekonomik ürünler bulmak mümkün. Ben de bundan yararlanarak ekonomik bir alışveriş yaptığımı düşünüyorum. Öyle ki, alışverişimi tamamladığımda çekin tamamını harcamamış olduğunu gördüm.

Sürecin bir kampanyayı kapsaması ve tam yılbaşı arifesine denk gelmesi tesliman süremi biraz geciktirdi. Bu konuda negatif yorum yazmayı da planlamıştım aslında. Zira bir e-ticaret sitesinde güvenden sonra beklediğim ilk şey, siparişlerimin kısa sürede elime ulaşmasıdır. Ancak bir telefonla negatif yorum fikrinden vaz geçtim.

31 Aralık Cuma günü mormani.com‘dan Selçuk Bey cep telefonumdan aradı. Kampanya konusundaki memnuniyetimi sordu. O sırada ben de birkaç soru yöneltip fikirlerimi dile getirdim. Uzun zamandır sektörde olduklarını ancak e-ticaret’e yeni başladıklarını öğrendim. Bu konuda blog yazarlarıyla çalışmayı, fikirlerini önemsediklerinden seçmişler.

“Blog yazarları acımasız olur ama” dedim, güldük. Eleştirilebileceklerinin farkındalar ve kendilerine güveniyorlar. “Siparişlerim hala kargolanmadı, bunu da yazarım” dedim. Siparişlerimin hazır olduğunu fakat diğer blog yazarlarını beklediklerini söyledi. “isterseniz hemen göndereyim” diye ekledi ama yeniyıl tatiliydi zaten. Takibindeki ilk iş günü de siparişlerim kargoya verildi.

Daha çok kişisel merakla, stok durumlarını, nasıl çalıştıklarını vs. de sordum. “Kişisel merakım” dediğim için bloguma taşımayacağım fakat aldığım cevaplar beni memnun etmeye yetti.

Adresime ulaşan siparişlerim arasında kırılacak ürünler de vardı. Kargoda başına gelebilecek zevalleri düşünüyordum ama öyle paketlenmişti ki; kargoda değil de biz açarken kırılacaktı. Tabii ilk kez internetten cam eşya aldığım için diğerleriyle kıyaslayamıyorum.

Eğer kampanya olmasaydı belki haberim olmayacak, belki de alışveriş etmeden önce tedirgin olacağım bir siteydi mormani.com. Haberdar olduktan sonra yaşadığım deneyim ve gördüğüm ilgi üst seviyedeydi. Diğer alışveriş sitelerinde arayacak telefon numarası bulamamak mümkünken, burada aranan ben oldum.

Umarım bu ilgi ve müşteri deneyimi, çekiliş sonrasında da tüm müşterilerle yaşanır kalır diyorum. Eğer aynı başarı devam ederse, piyasaya dişli bir rakip girdi demektir. Bakalım, birkaç ay sonraki siparişim ne olacak?

Ocak 13 / 2011
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 3 Yorum

Pos makinesi eğitimi şart

Yanımda nakit para taşımaktan çok da hoşlanmıyorum. “Paranın neye benzediğini bilmiyorum” desem sadece biraz abartmış olurum. Aynı şekilde Garanti’nin iki defa benden habersiz 5000 TL limitli kart çıkartmasına rağmen iptal ettim ve kredi kartı da kullanmıyorum.

Alışverişlerimin yarısından çoğunu ATM kartı ile nakit öderim. Online alışverişlerimde de ATM kartına bağlı bir sanal kartı kullanmayı tercih ediyorum. Hal böyle olunca, ATM kartıyla çok fazla haşır neşir oluyoruz. Bu kartla ödeme yapmak tam bir işkence oluyor bazen.

Özellikle küçük işletmeler ve evlere servis yapan bazı restoranların (aralarında zincirler de var) kuryeleri bu kartla para çekemiyor. Daha demin bir çocuk tam 8 kez denedi, olmadı! “Kart çalışmıyor” diyor. Olur mu öyle şey? Daha dün akşam alışveriş yaptım… Bazıları şubesini arayıp, bazıları ise varsa yanındaki birinden yardım alıp çözüme gidiyor.

Ben zorda kalmadıkça (bugün siparişimi alamıyordum mesela) yardım etmeyi sevmiyorum. Daha önce de yazdım, işini iyi yapan adamı ayrı bir sever, hayranlıkla izlerim. İşi bana ürün teslim etmek ve bedelini önerdiklerinden uygun bulduğum yöntem ile tahsil etmek onun işi. Çok da zor olmamalı kartı cihazın kenarından çekmeyi öğrenmek. Madem bir işin var, para kazanıyorsun ve belki bahşiş vereceğim, o zaman işini doğru yap.

Aralık 24 / 2010
Yazar Simto ALEV
Kategori Yorumsal
Yorumlar 5 Yorum

[İzledim] Çakallarla Dans

17 Aralık Cuma günü vizyona girdi Murat Şeker’in Çakallarla Dans’ı. Ben de aynı gün 14.00 seansında filmi izledim. Biraz da gereklilikten, farklı bir zamana alamadım izleme zamanını. Haftaiçi, buz gibi havada filme bir parça olsun isteksizlikle gittiğimi söyleyebilirim. Film –Barış Manço – Cacık ile- başladığı andan itibarense neşem yükselmeye başladı. Film aktıkça daha çok eğlendim.

Filmleri yönetmenleriyle takip etmeyi tercih ederim. Bazı yönetmenleriyse özellikle takip ederim. Bir “Kubrick filmi” izlemek başka bir şeydir mesela. Yakın dönemde ismiyle takip ettiğim Türk yönetmenler de var. Onur Ünlü, Ümit Ünal, Çağan Irmak gibi isimler Türk sinemasına farklı bir tat kattılar. Kendi idealleriyle yeni bir yol çizdiler ve gerçekten “Türk filmi” yaptılar.

Murat Şeker de benim böyle takip ettiğim bir yönetmen; Türk sinemasını var eden ve bitişiyle yakın zamana kadar yılda en çok 10-15 film çektiğimiz kısır döngüyü başlatan Yeşilçam kültürünün temsilcilerinden olmuş. Bir yandan Yeşişcam tavrını sürdürüp, bir yandan da günümüz gerçekliğinden faydalanarak ortaya güzel işler çıkarıyor. Devamını oku →

Aralık 18 / 2010
Yazar Simto ALEV
Kategori Sinema, Yorumsal
Yorumlar 2 Yorum

Aranacak müşterileri doğru seçmek gerek

Az önce Cep telefonum çaldı. Arayan TTnet’ti. ADSL hattı benim adıma değil. Ancak müşteri için hazırlanmış yönetim panellerinden kendi adımı, soyadımı, telefon numaramı vererek asıl kullanıcının ben olduğumu tanımlamıştım. Bu nedenle de benim telefon numaramı çevirdiler, ancak benim değil asıl hat sahibinin ismini telafuz ettiler. Telefon numaramı okuyup adımı okuyamamalarını gözardı ettim. “Kendisi değilim ama benimle görüşebilirsiniz.” dedim.

“Öncelikle hizmet kalitesi blabla kayıt edilmektedir. Sizi bir kampanyamızı tanıtmak için aradım. 2 Mbit müşterimizsiniz ancak 24 ay…” derken sözünü kestim. “Eğer 8Mbit’e kadar olan tarifeyi söylecekseniz istemiyorum” dedim. (bu tarife ucuza 8Mbit veriyor ancak 15gb dowload’dan sonra hız 512Kbps’ye düşüyor) Kadın biraz afalladı. Daha önce de aynı kampanyayı tanıtmak için birkaç kez aradıklarından (her seferinde kibarca hayır dedim) bu defa dayanamayıp tepki gösterdim.

“Yalnız şunu söylemek isterim, aradığınız müşterileri doğru seçmelisiniz.” dedim. “Ben aktif olarak download yapmadığım halde aylık 30gb’lik bir kullanımım var.” Bu defa sözümü o kesip, önemli bir şey değilmiş gibi 15gb’den sonra sadece hızın 512Kbps’ye düştüğünü söyledi. “Ayrıca ben bir Tivibu kullanıcısıyım. Caiz tabiri ile Tivibu hayvan gibi veri indiriyor. 15gb’yi geçmemesi mümkün değil. 512 ile de Tivibu çalışmaz.” diye ekledim.

“Anlıyorum, istemiyosunuz yaane” diyerek kapattı telefonu…

Aralık 13 / 2010
Yazar Simto ALEV
Kategori Yorumsal
Yorumlar 2 Yorum
Etiketler , , ,

İnternete girmiyorum

İnternet zararlı mı değil mi durmadan tartışıyoruz. Birileri internetin faydalarından bahsedip “kullanın” diyor. Birileri ise internetin zararlarını sıralayıp, “sakın ha!” diyor. “Girecekseniz bile dikkatli olun; kurda kuşa yem olursunuz…” İnternette elbette faydalı içerik de zararlı içerik de var. Zaten interneti oluşturan ayrı bir topluluk yok. Sokaktaki insan oluşturuyor bu içeriği. Bırakın İnternet Düşmanlığını başlıklı yazımda da bundan sözettim. Zararlı içeriğe erişenlerse, yine bunu tercih eden sokaktaki insandır. İnternet kimsenin önüne istemediğini koyacak bir yapı değildir.

Anlatacağım bu değildi tabii. Birileri internete girmeyin diyor. Ben internete girdiğim günleri hatırlayıp, zaten artık internete girmediğimi farkediyorum. Yazacaklarımı interneti biraz eskiden bilenler tabii şaşırmayacak. Ancak kardeşime anlatınca mesela, şaşırıyor. Ona “ilk hard disk’im kapasitesi cebindeki flash bellek kadardı” demem, birilerinin bana “eskiden televizyon yoktu. Geldiğinde de tek kanal, akşam yayın yapardı.” demesi gibi bir şey. Kardeşimin yaşı zaten vakitleri görmesi için ufak. Fakat koca koca adamların bu süreci görmemesi beni şaşırtıyor.

On yıldan fazla oldu bilgisayar sahibiyim. Biliyorum, ilk bilgisayarına daha benim doğduğum yıllarda sahip olanlarınız da vardı. O ilk bilgisayarımın sesi, cd-rom sürücüsü ve interneti yoktu. Disketle kurulmuş 2 oyun harici ya Solitaire oynar ya da Paint’de bir şeyler çizemezdim. Bir yıl sonrası, artık bana internetten sözeder oldular. Girmemi istediler ve akrabalarımın maddi-manevi desteği ile bir cd-rom sürücü, bir ses kartı, bir internet ve o internete girebilmek için bir modem satın aldık.

Modem’im 33.600k destekleyen, Conextant chipset’li internal bir karttı. Önceki cümlede yazdığım detaylardan ise o yıllarda bihaberdim. İnternet’i Superonline’dan almıştık. O zamanlar Windows’un dial-up tool’unu da bilmiyorum. Superonline’ın internete girmek için bir programı var. Önce yeni cd-rom sürücümle onu kurduk. Sonra her internete girmek istediğimde o programı kurcalamam gerekti. İnterneti aldığımda verilen kullanıcı adı ve parola da bu programa kayıt edildi.

Her şey bu kadar basit de kurgulanmamıştı. Modem denilen cihaz, internete girmek için Superonline’a ait 0822 alan kodlu bir numara çeviriyordu. Bu özel hat sabit telefon görüşmesinden ucuz olsa da, her gün 1-2 saat internete girmek telefon faturasının  iki katına çıkmasına sebep oluyordu. Yani artık hem internete (Superonline’a) hem de internete girdiğim için telefona para ödüyordum. Üstelik, telefon hattını modem kullandığı için ben internete girince telefonu da kullanamıyorduk. Kullanırsak da internet kesilirdi. Hoş, hiç 1 saat kesilmeden kaldığı da olmazdı.

Şartlar böyle olunca, ben bir de ailemden internete girmek için izin isterdim. Hem telefon faturasını kabartacağım hem de telefonu esir alacağım 1-2 saat için. Bu arada, dedim ya ilk modemim 33.600k idi. Superonline’ın bana verdiği hız ise maksimum 28.800’dü. Şu an TTnet’in verdiği en düşük hız, bunun 36 katı. Değişmeyen tek şey ise pahalılığı oldu.

Bugüne gelecek olursak; evimde yine bir modem var. Buna bağlı bir de telefon kablosu. Hepsi bu! Yalnızca internet için -hala yüksek meblağlarda- ücret ödüyorum. Telefon ise özgür. Bilgisayarımın güç tuşuna bastığım anda, zaten hali hazırda varolan interneti kullanaya başlıyor. Dahası internet artık yalnızca evimizde değil; sokaklarda, caddelerde, kafelerde… Adım attığımız her yerde var.

Ve yine dahası; önceden yalnızca bilgisayarımızda olan internet bugün bir kabloya dahi ihtiyaç duymadan telefonumuzda, tabletlerimizde hatta televizyonlarımızda var. Yarın buzdolabımızda bile olacak ve seçtiğimiz ürünler tükendiği an markete otomatik sipariş verir hale gelecek. Bir evdeki tüm cihazlar birbiriyle internet üzerinden konuşup anlaşabiliyor olacak. Televizyonumuz, kahve makinemizdeki taze kahve bardağa dolduğu an evdeki kablosuz ağ sayesinde haberdar olacak ve 2 dakika sonra, -cep telefonundan önceden seçtiğimiz filmi- IP TV üzerinden oynatmaya başlayacak.

Biz hiç internete girmeyeceğiz; internet elektrik gibi çevremizde olacak.
… Ya da internet hizmetini tamamen kaldıracaklar…

Aralık 09 / 2010
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden.., Yorumsal
Yorumlar 2 Yorum

Dekatlon Buzz: Sandık Açıldı

Bugün Dekatlon Buzz aracılığı ile bir paket, daha doğrusu hazine sandığı aldım. Tutku dolu  ama şifreli bir sandıktı bu.  Şifreyi çözmek için de “tek şansın en değerli hazinen blogun” demişler. Açana kadar onlarca şifre denedim ve nihayetinde yardımla da olsa şifreyi çözdüm. Sandıktan 40 paket Eti Tutku ile çıkan not ise 24 Kasım’da başlayacak ve şu an ne olduğunu bilmediğim bir oyuna davet ediyordu.

Sandığa ait fotoğrafları aşağıda bulabilirsiniz.

Konu her ne kadar Eti olsa da ben marka yerine markanın sosyal medyadaki işlerini yürüten Dekatlon Buzz hakkında yazmak istiyorum.

Sektörde ne kadar yeniler bilmiyorum ancak ben adlarını 2 aydır duyuyorum Dekatlon Buzz‘un. 2 ayda art arda 3 başarılı iş yaptığını gördüm. Bunlardan 2’sine ben de dahil oldum.

Gördüğüm ilk işleri Nescafe‘ydi. Yeni ürünleri Greenblend, Vitalift ve Lift-aktif’in tanıtımı için kadın blog yazarlarına ürünü içeren, kahve çekirdekleriyle dolu birer paket yollamışlar. Bir de bu yazarları ürün lansmanı ile ilgili bir etkinliğe davet edip götürmüşler. Çok sıradan bir kampanya olsa da bu, sosyal medyada gereğinden fazla dikkat çekip *spam*e dönüşmemesinden (var öyle işler de), paketteki kıskandırıcılığa ya da organizasyon detaylarına kadar başarılıydı. Etkinlikte kahveye dair verilen bilgiler, markadan bağımsız olarak bloglarda paylaşılacak nitelikteydi. Ben hazır kahvelerden pek hazetmeme rağmen, merakla izledim. Organizasyonun detaylarını Burcu Tüzün’ün buradaki yazısında, kahve hakkında öğrendiklerini ise şuradaki yazısında okuyabilirsiniz. Devamını oku →

Kasım 09 / 2010
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 1 Yorum