29 Şub 2008
1 GB iPod Shuffle aldım yeni yılda. 169 lira ödedim. Azcık paramı böyle bir lükse harcarken içim gitse de çok istediğim bir şeyi aldım. Ve aradan 2 ay geçti. Apple, 2 GB iPod Shuffle‘ı piyasaya çıkardı. Yurtdışı fiyatı 69 dolar. Türkiye’de de 69 Euro (125 lira) civarıdır.
Yazın aldığım 450 liraya aldığım Canon Powershot A550 fotoğraf makinesinin bir üst modeli Canon A560 şu an sadece 320 lira. Üstelik Hepsiburda‘da fotoğraf yazıcısı hediyeli.
Tüm bunlarla birlikte geçmiş tecrübelerimi de katarak çıkardığım yegane sonuç, adeta bir Muphy Yasasıdır.
Asla indirim beklemeyin. Çünkü hiçbir şey, siz onu satın almadan evvel indirim yapmaz.
28 Şub 2008
Haberin kaynağı NTV. 1 Ocak 2009′da YTL’nin Y’si atılacak ve TL olarak işlem görecekmiş. Yeni TL’lerle birlikte de bazı değişiklikler olacak. 1 Liralık banknotlar piyasadan kalkacak, yerine 200 liralık banknotlar gelecek. Paraların rengi, boyutları, tasarımı ve güvenlik önlemleri değiştirilecek. Bu değişikliklerden biri de kağıt paraların üzerindeki resimler.
200 TL’lik banknotlar üzerinde Yunus Emre‘nin resmi olacak. Resmi kullanılacağı bilinen bir diğer isimse Nene Hatun olacakmış. Diğer isimler henüz bilinmiyor anca farklı alanlarda halka mâl olmuş kişiler olacak deniyor. Benim merakımsa, bu resimler paranın hangi yüzünde olacak? Daha önemlisi Atatürk‘ün resimlerini kullanmaktan vaz mı geçiyoruz? Umarım bu soru sadece kafamda bir paranoya olarak kalır…
27 Şub 2008
PC World‘de Sinan Ödeş‘in haberine göre Emotiv Systems beyin gücü ile çalışan bir oyun sistemi yapmış. Yani bu oyun setiyle bilgisayar oyunlarını joystick, mouse, klavye vs. kullanmadan oynayabileceksibiz. Üstelik kablosuz çalışan bu set heyecan, şaşkınlık vs. durumunuzu da algılıyor. Tansiyonunuzu takip ediyor. Ve hatta göz kırpma, gülümseme gibi mimiklerinizi de anlıyor. Bu yıl sonunca çıkacak cihazın fiyatıysa yalnızca 299 dolar olacakmış.

Oyun dünyası için heyecan verici bir olay tabii ki. Daha çok hareket kontrolü, daha kabilieyli oyun karakterleri demek bu. Bilgisayar karşısında son hızla koşup topu doksana gönderirken veya silahlı, büyük bir çatışmanın içindeyken aynı anda kahvenizi keyifle yudumlayabileceksiniz. İyi, çok güzel de, nereye gidecek bunun sonu?
Sahip olduğumuz bir cep telefonundan ya da billgisayarımızdan daha ucuz bir alet, bizim duygularımızı ve hatta (yön tayini gibi) bazı düşüncelerimizi okuyabilecek. Duygusal kısmına takılıyorum ben daha çok. Şu an alet yanılmıyorsam bir kask ama diğer cihazlar gibi cebimize girecek boyuta da inecektir. Sonra..
Mesela sevgilinizle buluştunuz.. Birbirinize şöyle bir bakıp sarılmayı düşüneceksiniz.. Sevgilinizdeki cihazın alıcı nanesi de bunu algılayacak. Sevgilinizin gülümsemesi size iletilecek. Hatta kablosuz bu aletin çekim mesafesi arttıkça ya da Wi-Fi eklenince buluşmanıza bile gerek kalmayacak. Çok acayip olacak hakikaten..
20 Şub 2008
Lahana Çorbası Kapsülü‘nü yazdım ya. Dayanamadım, kapsülden hayatlar’ı da bir yazayım dedim. Okurken ne kadar eğlenceli olur bilmiyorum ama düşünürken çok eğlendim ben. Fakat önce Lahana hakkında küçük bir anısal paylaşacağım…
Aslında bu “oysa yaşarken ne komikti di mi” tepkisi vereceğiniz hikayelerden biri. SanalCafe‘nin sinema organizasyonlarının birinde filmden sonra köfteciye gittik. Köfteci işte.. Köfte, salata ve içecekten başka bir şey yok. Selim‘le de geyik potansiyelimiz maksimum seviyede. Sürekli bir şeylere gülüyoruz. Yemek siparişlerine sıra geldiğinde “Lahana” sipariş vermeye karar verdik. (Lahana, şu anda ulaşamadığım bir ek$i sözlük entry’sinde vajinaya benzetiliyordu.) Eh, biz köftecide lahana isteyecek durumda olmadığımızdan bir kurban seçtik. İsmi lazım değil bu arkadaşımızın adı Enis. Enis’i güç bela ikna ettiğimizde, tüm iyi niyeti ve saf duygularıyla garsona sordu: “Lahana var mı?” Garsonun bakışları ve kopma anı görülmeye değerdi….
Şimdi geleyim asıl konumuz Kapsülden Hayatlar’a.. Hani çok geyiği olur demiştim ya önceki yazıda.. İşte düşünürken aklıma gelenler..
Mesela Taksim’desiniz. Nevizade’ye geçtiniz, fasıl dinleyeceksiniz. Arkadaşlar falan yanınızda, muhabbeti koyacaksınız ama kafalar güzelleşmemiş. Hemen garsona siparişi veriyorsunuz.. İşte acılı ezmesinden, haydariye mezeler, karidesi, paçangası, beyaz peyniri. “Bir de büyük aç” diyorsunuz ardından.. Garson eyvallah çekip siz değil her gece, sadece o gece için Heybeli’de mehtaba çıkamadan gelip elinize birer avuç hap veriyor. Siz de peşisıra mekandan ayrılıyorsunuz. “Oysa daha karpuz yutacaktık” diye espiri yapmak da mümkün tabi..
(daha fazla…)