Kategori Yorumsal

Twitter ve başarılı Türk ünlüler

Bir sosyal medya ahkam keseni olarak daha önce Sosyal Medya’da Ünlüler başlıklı yazımda Sertab Erener ve Demir Demirkan’ın sosyal medyaya sert ve başarılı girişini yazmıştım. Twitter, Friendfeed gibi araçları diğerlerinin aksine ajansa bırakmak yerine kendileri yazarak gerçek bir iletişim içindeydiler. Şimdilerde bu tavırdan vazgeçmiş görünüyorlar. Ancak artık birçok şarkıcı, oyuncu, televizyoncu, siyasetçi, gazeteci vs. kendi kimlikleriyle kendi hesaplarını yönetebilir ve bir duyuru makinesi olmak yerine birey olarak Twitter’ı kullanır oldular. (Henüz diğer platformlarda var olduklarını söyleyemeyiz.)

Tabii hala pek çok kişi de hesabını ajanslara bırakıyor. Kimisi konser, oyun vs. duyurusu yapıyor sadece, kimisi de tek bir tweet yazmadan “yumurta”dan 1.5 milyon takipçi topluyor. Ben kendi kimliği ile yazanlardan bahsedeceğim. Daha doğrusu takip ettiğim ve Twitter’ı hayranlarına aşk hayatını anlatmak ya da “ayy bende szi chok seviorum canlarm :))” yazmak için kullanmayan birkaç kişi hakkında yazacağım. Zaten başka türlü örnekler üzerine birkaç yazım var: [1] [2] [3] [4]

Bu yazı bir araştırma konusu değil, tamamen benim kişisel takip, gözlem ve diyaloglarımdan oluşan bir görüş derlemesidir. Sakın ola ciddiye almayınız.  Sıralama da rastgeledir. Haydi, başlayalım… Devamını oku →

Aralık 29 / 2011
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 6 Yorum

Blog yazarının kitap yazarından ne farkı var?

Gazeteciler ve blog yazarları arasında sanal bir polemik yaratıldığı dönem Gazeteci vs Blog Yazarı başlıklı bir yazı yazıp fikirlerimi paylaşmıştım. Şimdi böyle bir gündem yok zannediyorum. Dün gece blog yazarlığından kitap yazarlığına geçen PuCCa [1] [2], Muhabbet Kralı’na konuktu. Okan Bayülgen sordu: “blog yazarı ve yazar arasında ne fark vardır?” Tonlaması bana “fark yoktur” cevabını da veriyor gibi hissettirdi bana. Ancak soru “fark var mı?” olursa, “vardır” veya “yoktur demek de çeşitli şartlara göre değişmekte ya da zorlaşmaktadır. (görsel burdan)

Kitaplar edebi eserlerin yanında eğitim, biyografi, kişisel gelişim vb. kategorilere ayrıldığı gibi bloglar da daha spesifik kategorilere ayrılabiliyor. Örneğin teknoloji, fotoğraf, moda gibi. Kitaplarda da bu kategorizasyon olabilse de, bir fotoğraf kitabı ekseriyetle ya bir sergidir ya da bir eğitim kitabı. Ancak bir fotoğraf blogunda farklı içeriklerin biraradalığı sık görülür. Niş yayın yapan bloglar daha çok her bir içeriğini hazır olduğunda -yani yeni sayıyı beklemeden- gördüğümüz aylık dergiler gibidir. Bu yazımda, bu tanımlamalardaki kitap ve bloglardan bahsetmeyeceğim.

Yaşam blogları (kişisel bloglar) ise bu yazının temel ögesidir. Kitap ve blog yazarı kıyaslamasında ana unsurun edebiyat gücü ve içerik niteliği olduğunu gözlemliyorum. Ben bir kıyaslama yapılması gerektiğini zaten düşünmüyorum. İşin esası basit: Düşünen, düşündüğünü aktaran ve en önemlisi yazan her insan değerlidir. Yazmak, konuşmaktan ve bazen susmaktan daha güçlü olan iletişim biçimidir. Üstelik yazarken, konuşurken gözardı ettiğimiz ifade eksikliklerini öyle dikkat etmeliyiz ki; yazarak konuşmadaki ifade biçimimizi de kuvvetlendiririz. Devamını oku →

Aralık 08 / 2011
Yazar Simto ALEV
Kategori Yorumsal
Yorumlar Yorum Yok
Etiketler , , ,

Ve PuCCa yüzünü gösterdi

Geçen yıl çıktığı gibi yazmıştım Küçük Aptalın Büyük Dünyası hakkında. Hem kitaptan sözettim, hem blog yazarlığından yazarlığa geçişten, hem de anonim kalma hakkından. Dizüstü Edebiyat serisinde yazan her yazar eleştirilmişti. İlk olduğu içindir belki, en çoğu PuCCa’ya geldi. Bu eleştiriler çoğunlukla edebiyata değildi. Yani “edebi olarak, olmamış bu kitap” demek yerine, kitabı okumayan insanlar “twitter ünlüsü”nün kitap yazmasından, anonim kalmasına kadar her şeyi eleştirdi.

Sıradan bir blog yazarlığından, popüler bir blog yazarlığına doğal bir süreçte geçti PuCCa. Twitter çıkınca, orada da tanınır oldu. Kitap fikri ortaya çıktığında zaten kimsenin ona eliyle vermediği bir popülerliği vardı. O popüler olduğu için de eleştirildi. Kitap, köşe yazarlığı, dergi vs. işlere rağmen anonimliğini korudu. Herhalde ulusal bir gazete ekinde gerçek adını kullanmadan yazan bir tek o vardır. (adı hala gizli)

Öyle ya da böyle kendi  haklı sebepleri vardı kimliğini gizlemek için. Ancak kitapla birlikte fotoğrafını bulup yayınlamak için yarıştı insanlar. Yayınlayanlar da oldu. O kendini korumaya devam etti. Geçen yılki kitap fuarında imza günü düzenleyip, bir paravanın arkasından imzalamıştı kitapları. Bazıları öyle düşünse de bu gizlenme ticari bir strateji değildi.

PuCCa şimdi 2. kitabı Pucca Günlük ve Geri Kalan Şey‘i çıkarttı. Pazar günü de yine fuarda, imza günü vardı. Bu defa bir farkla, yüzünü gizlemedi. Açıkça kendini gösterdi. Geleneksel medyanın da yeterince ilgi odağı olmuşken, televizyonlarda boy göstermek gibi bir şansı vardı. O ise sadece imza gününde, gelenlere görünür oldu. Yani sadece kitabını imzalamak, seveniyle buluşmak, paravan zahmetine girmemek için oradaydı. Pek tabii herkes fotoğrafını çekti, paylaştı. Paylaşacaktı da zaten. Bunda bir şey yok. (ben yine de bloguma koymayacağım)

Olay bundan sonra başlıyor. Fotoğrafın ardından sözlükler, Twitter, Facebook ve sairde yapılan yorum sayısı abartısız, binlere yakındır. Çoğunluğun ortak söylemi ise bir çirkinlik söylemi olarak “g.tüme benziyor.” (bu aynı zamanda “benim popom çirkin” demek) İyi ama kızcağız kimseye güzel olmayı vaat etmedi ki. Güzel olmasını gerektirecek bir işi de yok. Oyuncu, manken, şarkıcı vs. değil. Sadece yazıyor.

Okuduğumuz yazarların, şairlerin kaçına bakıyoruz güzel mi, çirkin mi diye? Bir müzisyenin ensturmanından çıkan sesler midir esas olan yoksa kendi güzelliği midir?  Peki siz güzel misiniz? Çirkin insan kötü müdür?

PuCCa bahane aslında…
İnsanları tipine, dinine, yaşına, sesine, tuttuğu takıma, siyasi görünüşüne, giydiği renge, yediği yemeğe, eğitimine, sevdiği kıza/herife, yaşadığı yere göre değerlendirmekten hiç vazgeçilecek mi?

Kasım 22 / 2011
Yazar Simto ALEV
Kategori Yorumsal
Yorumlar 9 Yorum
Etiketler

Van İçin Rock

Bir süredir yazmak istediklerim, anlatmak istediklerim var. Aslında şu günlerde herkesin söyleyecek çok sözü var. Bazıları susmadı zaten. Kimileri güzel, kimileri acı, kimileri saçma sapan konuştu durdu. Ben sustum, izledim. Yazmayı da, yazacaklarımı da düşündüm. Karar verdim. Sonra “sus” dedim, “bu gürültüye bir ses daha eklemeye lüzum yok”. Ben yazmadım. Sadece düşündüm.

Önce şehit haberleriyle sarsıldık. Üstelik, bir gün öncesindeki 5 şehit haberi hiç kimseyi görünürde etkilememişken, ertesi gün şehit sayısı yirmi altıyı bulunca, medya adeta ulusal bir yas ilan etti. Bir günde ne değişti hiç anlamadım. Bir günde ölenlerin sayısı mıydı önemli olan yoksa bugüne kadar bir hiç uğruna ölenlerin çokluğu muydu yine anlamadım. O yirmi altı can daha mı değerliydi önceki gün şehit olan beşinden, yoksa unutturmuş muydu bugüne kadar yaşadığımız acıları? Ne oldu da bu sahte gördüğüm yas havasına büründük?.. Eğer yas tutmamız, acı çekmemiz, üzülmemiz gereken bir şey varsa, bu ne 18 Ekim’de verdiğimiz 5 şehit, ne de 19 Ekim’de verdiğimiz 26 şehittir. Benim acım, hala buna izin veren, bugün acımız geçse de yarın yine acımasına sebep olan politikadır. Beni acım, kemiğe dayanan bıçağın bata çıka körelip daha çok can yakmasıdır. Devamını oku →

Ekim 31 / 2011
Yazar Simto ALEV
Kategori Yorumsal
Yorumlar 1 Yorum

Teşekkürler & Tebrikler Çiçek Sepeti

Bugün benim doğum günüm. Çiçek Sepeti de kutlamak için bir şey(ler) göndermiş. Onun hikayesini anlatacağım, iletişim ve sosyal medyadaki  ilişkisini yorumlayacağım birazdan. Fakat önce söylemek istediğim bir şey var; bu yalnızca kurumsal bir teşekkür ve yorumdur. Bugün doğum günümü gerek internet üzerinden, gerekse telefonla kutlayan gerçek kişilerin önünde değildir. Olur da birileri alınır diye söylüyorum. Her birine onların kutladığı içtenlikle, teşekkür etmenin yerini zaten toplu teşekküre adanmış bir blog yazısına sığdırmak pek de akıl karı değildir. Tabii ki vesile ile hepsine ikinci bir teşekkür etmekten de kaçınmıyorum. Teşekkürler!

Bu sabah henüz yataktan çıkmadığım saatte çalan kapıyı annem açtı. Adımı duydum, imza istedi. “Herhalde sipariş ettiğim şeyler geldi kargoyla” dedim ama annemin masaya bıraktığı şeyin güçlü “tak” sesini duyunca da “o ne ya?” dedim. “Sana çiçek gelmiş” dedi annem. Allah allah? Kim çiçek yollayacak ki bana?

Devamını oku →

Ekim 20 / 2011
Yazar Simto ALEV
Yorumlar Yorum Yok
Etiketler

Bir sosyal medya faciası da DeFacto’dan

Aslında Sosyal Medya kategorisinde güzel işleri yazmayı çok seviyorum. Ancak sürekli içine düştüğüm başarısız çabaları da yazmadan geçmek hiç içime sinmiyor. Dün gece de DeFacto markası ile alışılagelmiş, genel bir e-posta başarısızlığı yaşandı ve büyük bir spam mail (istenmeyen e-posta) çetesinin eline düştük. Bu, “şu beceriksizlere bak, bu zamanda hala e-posta atmayı beceremiyorlar” diye biraz öfkelenip unutulacak bir meseledir aslında. Fakat dün geceki vaka hiç  öyle değildi. Doğrudan bir sosyal medya başarısızlığına doğru yol aldı. Adım adım yazıp yorumlayacağım. Çok sıkıcı, saçma, uzun bir yazı olacağı konusunda peşinen uyarayım.

Dün akşam 19:44’de bir e-posta aldım DeFacto’dan. Gönderen adresi @gmail.com uzantılı. Yani kurumsal değil. (ekran görüntüsüne bakabilirsiniz) Yeni bir Facebook uygulaması yapmışlar.  Bizim de paylaşmamızı “rica” ediyorlar. Bir de metin vermişler, “alın bunu kullanın” diye. Pek güzel. Böyle bir “rica”nın çirkinliğini bir yana bırakıyorum. E-Posta’nın CC (karbon kopya) alanında 350 mail adresi vardı. Bu e-postayı alan herkes görebiliyor. Oysa BCC (kör karbon kopya) alanına yazsalar, kimse kimsenin adresini görmeyecek. Fakat durum bundan çok daha karmaşık bir halde.

Bu listede yer alan isimler arasında çok fazla sayıda dijital ajans, sosyal medya çalışanı var. Kimisi sektörün tam merkezinde, Türkiye’nin büyük ajanslarından; kimisi ise bir köşesinden bu işe sarılan ve ekmek yiyen profesyonellerden oluşuyor. Hal böyle olunca, liste birbirini tanıyan insanlardan oluşuyor. Profesyonellerin bir arada olduğu bir liste oldukça dikkat çekici en başta. Devamını oku →

Ekim 12 / 2011
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 6 Yorum
Etiketler