Kategori Yorumsal

Sosyal medya popülerliği

Erdal Erdoğdu geçen hafta Sosyal Medyada Popülerliği yazıp Hamza Şamlıoğlu’nu mimlemiş. Hamza da o poülerliğin ardındakileri anlatıp, beni, Arman Acar’ı ve Berna Ekim‘i mimlemiş. Arman da yazısında “popüler olursun ama adam olamazsın” demiş. Haklı da. Şimdi ben de mime cevap vermek icap ettiğinden sosyal meyada popüler olmak üzerine bir şeyler yazacağım ama mim bana gelene kadar (daha doğrusu ben yazacak zaman bulana kadar) geçtiği yolda öyle güzel anlatılmış ki; ben ancak Erdal’ın, Hamza’nın, Arman’ın dediklerini tekrar ediyor gibi olacağım. (görsel kaynağı)

Öncelikle “Popüler” ne demek ona bakalım. İlk olarak, bugün itibariyle dili yenilemek üzerine doğruluğu tartışılır bir kaynak olsa da TDK’da “popüler sözcüğünün ilk karşılığı şu:

sıfat Halkın arasında yaşayan motiflere, ögelere yer veren, onlardan yararlanan, halkın zevkine uygun, halk tarafından tutulan

Daha sonra güvenilir bulduğum bir etimolojik kaynak olan Nişanyan Sözlüğe bakıyorum. Fransızca, ” halka ait, halka uygun, halkça sevilen” diyor. Türkçe’de yazılı olarak ilk 1924 yılında, Mehmet Bahaettin’inin “Yeni Türkçe Lugat”ında geçmiş.

Şimdi bir de işin sosyal medya tarafına bakalım. Sosyal medya popülerleri (kişiler ya da markalar) bu tanıma ne kadar uyuyor? Birkaç profil, Facebook sayfası gezince yüz binlerce, bazen milyonlarca “beğen” ya da “takipçi” sahibi kişi ya da markalar görmek mümkün. O halde bu kimselerin hepsi popüler. Hepsi “beğen”ilmiş. Devamını oku →

Nisan 04 / 2012
Yazar Simto ALEV
Yorumlar Yorum Yok

3. Türden Yakın İlişkiler – Başlangıç

Dünkü yazımda 20 Mart gününün benim için bir tür kültür günü olduğunu belirtip, Van Gogh Alive sergisinde gördüklerimi değerlendirmiştim. Aynı gün, yine Ozan Eicher ile biraz dinlenip, akşam saatlerinde Doğa Rutkay’ın davetlisi olarak Akatlar Kültür Merkezi’nde 3. Türden Yakın İlişkiler – Başlangıç oyununu izledik. (Yazının devamında oyunu “3. Tür” olarak anacağım.) Bir sonraki yazımda davet sürecinden, tekerlekli sandalye ile hem sergi gezmenin hem de tiyatro izlemenin nasıl ve ne kadar mümkün olduğundan, bir deneyim süreci olarak bahsedeceğim. (bahsettim: Engelli Kültür Günü – 1) Ancak bu yazıda yalnızca oyunu konuşacağım.

3. Tür bir E.S.E.K oyunu. Uğur Uludağ Daha önceki  “3. Türden Yakın İlişkiler” ve “3. Türden Yakın İlişkiler – 2” oyunlarından 10 yıl sonra, en başa dönüp bu oyunların nasıl yazıldığını anlatıyor. Yazmak, en iyisi için bile her zaman kolay bir eylem değildir. İnsanın üretme arzusunu körükleyen ve körelten birçok şey aynı anda yaşanırken, beyindeki savaş da başlar. Artık kontrol sizden çıkıp zihninizin eline geçmiştir. Belki onu da yöneten sizsiniz ama farkında olmadan hiçbir önemi yok. Savaş başlamıştır. Tüm düşünceler, düşler, sanrılar ya yazdırmak için uğraşır ya da özgürlüğünüzü elinizden almak ister.

3. Tür oyunu da, sahnede, bir beyinin içinde geçiyor işte. Sahnenin bir köşesinde Uğur Uludağ‘ın yazma mücadelesini gözlerken, tüm sahnede beynindeki her ögenin (siz isterseniz “öğe” deyin), her düşüncenin, nöronun Uğur’a yazdırmak için mücadelesini görüyoruz. Tabii gerek hepsinin iç bencillikleriyle (ki bunları yaratan da Uğur olmalı), gerekse Uğur’la yatmaktan, evlenmeye kadar bir çok şeyi göze almalarıyla ortaya muazzam bir komedi çıkıyor. Devamını oku →

Mart 22 / 2012
Yazar Simto ALEV
Kategori Tiyatro, Yorumsal
Yorumlar Yorum Yok

Van Gogh Alive

20 Mart günü benim için bir şekilde Kültür günü olarak ilan edilmişti. Ozan Eicher‘le birlikte birlikte öğle saatlerinde Antrepo 3‘deki Van Gogh Alive sergisine, akşam ise Doğa Rutkay’ın davetlisi olarak 3. Türden Yakın İlişkiler – Başlangıç oyununa gittik. Takip eden (edecek) yazıların birinde oyunu anlatıp, bir diğerinde de sergiye gitmek için aştığımız 7+7 asansörden, tiyatro salonunda tekerlekli sandalye ile oyun izlemeye kadar geçen süreci anlatacağım. Ancak bu yazı yalnızca Van Gogh Alive sergisi için.

Lafı biraz uzattım belki ama sergi için söyleyeceklerim o kadar az ki; en azından göz doldursun istedim. Van Gogh Alive sergisi, bilinen sergiler gibi orijinal tabloların sıralanmasından değil, eserlerin dev boyutta duvarlara yansıtılmasından oluşuyor. Serginin vaadi dev projeksiyonu, müziğin uyumunu ve ışığı kullanarak seyirci ile resimler arasında bir etkileşim yaratmak. Eğer daha önce hiç sinemaya gitmediyseniz, dev perdelere (hatta duvarlara) görüntü yansıtılabildiğini hiç duymadıysanız, Van Gogh’un eserlerini kocaman ve sürekli değişik halde görmek sizi hayrete düşürebilir. Devamını oku →

Mart 21 / 2012
Yazar Simto ALEV
Kategori Resim, Yorumsal
Yorumlar Yorum Yok
Etiketler , , ,

Muhabbet Kral olunca bloglar kaynadı

Bu cümleyi okurken yine uzun (hoş, kısa yazmayı da öğrenemedim) yazılarımdan biri olacak bu yazıyı okuyup okumamaya karar vereceksiniz. Gerçekten çok uzun ve ilgilenmeyen için sıkıcı bir yazı olacak. İçimde kalan bazı cevapları dillendirip kişisel masturbasyonumu yapacağım. Affedin.

Dün gece Okan Bayülgen‘in programı Muhabbet Kralı’nda konu bloglardı. Konuklarla haliyle blog yazarları ancak sadece kadın olanlar seçilmiş ve bu blog yazarları neredeyse sadece kadınlar için yazmakta. Ben eski bir blog yazarı olarak Okan’ın yapacağı bu programı uzun zamandır bekliyordum. Dünkü programı öğrendiğimde de heyecanlandım ama bir alandan seçilmiş yazarları görünce ilk hayal kırıklığımı yaşadım. (görsel kaynağı)

Program devamında da beni pek tatmin etmediği ve dahi içimde bir şeyler kaldığı için bu eleştirel yazıyı yazmaya karar verdim. Yapıcı olmak amacım, yıkıcı bulmak veya ciddiye almamak da tercihiniz. 3 saat 50 dakika süren programın ilk 3 saatlik bölümünde notlar aldım. Paylaşsam, hacim olarak iki kısa veya bir uzun blog yazısı olarak yayınlanabilir.

Programın konuklarından (kimliklerinden) bahsetmeyeceğim. Bunun iki sebebi var. Birincisi, Devletşah hariç hiçbir konuğu doğrudan tanımamam. İkincisi ise rahatsızlığımın konuklarla ilgili değil, tamamen programın konuyu işleyişi, seçilen konu başlıkları, programın gittiği yol ile ilgili. Birkaç kadın blog yazarının blog hayatlarına dair dinlediğimiz ve programda çok az yer kaplayan öykülerini çıkarttığımız zaman blog kavramı hiç konuşulmadı. Konu bloglarken, bloglar konuşulmayacaksa konuklar pekala ayakkabı boyacılarından da seçilebilirdi. Hazır blog yazarları oradayken, çok fazla soru sorulabilirdi. Hepsinden bahsedeceğim. Biraz programa bakalım. Devamını oku →

Şubat 17 / 2012
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 28 Yorum

Kendi AVM’mi açıyorum

Bugün gazete ve haber sitelerinde yer alan onlarca haberden biri de bu yıl içinde Türkiye’de 45 yeni alışveriş merkezinin (AVM) daha açılacağı yönündeydi.  Alışveriş Merkezi Yatırımcıları Derneği Başkanı Hakan Kodal yaptığı açıklamada bu iş için 5 milyar yatırım yapılacağını ve sonucunda 67.500 kişiye de istihdam sağlanacağını söylemiş. Bunun üzerine ben de açıklamayı düzelten, 45 değil 46 AVM açılacağını belirten bir tweet yazdım:

Bu yıl 45 Yeni AVM açılacağı bilgisi yanlıştır. 46 olacak doğrusu. Bizim sokakta boş dükkan var, oraya bir AVM açacağım ben.

Ne kadar şakasını yapıyor olsam da durum bu noktaya geldi zannediyorum. Tamam, yatırım ve istihdam miktarı büyük. Bunun muhakkak ekonomik katkısı da az değildir. Üstelik daha çok tüketir olacağız. (yaşasın!) Fakat her mahalleye bir AVM açacak duruma gelmek de çok acı. Bizi yeni bir kültüre sürüklüyor yazmak istedim ancak daha çok bir kültürsüzlüğe gidiyoruz. Devamını oku →

Şubat 08 / 2012
Yazar Simto ALEV
Kategori Yorumsal
Yorumlar 5 Yorum

Eurovision’da Can Bonomo’yu destekliyorum

Ya albümü yeni çıkmıştı ya da çıkmak üzereydi. Can Bonomo Disko Kralı’nda Okan Bayülgen’in konuğuydu. İlk orada tanıdım. İzlerken çok da eğlendim ama ilgimi sürdürmedim. Zaman geçince, tüm albümünü dinleyince ise çok sıkıcı bir şeyle karşılaştım. En azından ben, şarkıları sıralı dinlerken sıkılmıştım. O noktadan sonra bir Can Bonomo dinleyicisi olmasam da takip etmeyi sürdürdüm.

Hiç canlı canlı izleme fırsatım tabii ki olmadı ancak televizyon programlarından veya internete düşen video’larından gördüğüm, Can sahne’de büyüyen, güzelleşen bir adamdı. Aynı zamanda iyi bir sosyal medya kullanıcısı. Hem kullanıcı olarak Twitter’daki etkinliği başarılı hem de evinden verdiği “online” konserler ile yeni medya ile müzisyen ilişkisini kavramış görünüyor. Hoş, ben bu konserleri iyi bir ses aktarımı olmadığı, dolayısı ile müziğin kalitesini düşürdüğü için hiç tasvip edemedim. “Bu kadar mı kaygısız?” diye de düşünmedim değil.

Can Bonomo’yu hemen, herhangi bir müzisyeni takip ettiğim gibi izlerken Eurovision’a seçildiğinin duyurusu ile daha samimi bir takibe başladım. Hem kendisini, hem de sürecin gelişimini. Bu sene Türkiye için farklı bir Eurovision deneyimi olduğunu, olacağını düşünüyorum.

Önce kararın açıklanmasına bakalım. Daha ilk anda gazeteler “sürpriz isim” başlıklarını attı. Herkes çok şaşırdı. Hiç beklenmeyen biri seçilmiş. Üstelik kimse tanımıyor. Üstelik haber içeriklerine ve yorumlara bakarsak, TRT sanki bir şarkıcıyı/müzisyeni değil de; köşedeki marketin kasiyerini seçmiş. Öyle şaşırdık, öyle gösterdiler. Çünkü, nedense beklentilerimiz vardı. Spekülasyonlar üzerine “ya o gidecekti, ya bu”. Onlar gitmezse başarı hayal miydi? Bence tam aksi… Gerçi başarı ile kastettiklerimiz de farklı. Ondan da söz edeceğim. Devamını oku →

Ocak 21 / 2012
Yazar Simto ALEV
Kategori Yorumsal
Yorumlar 1 Yorum
Etiketler , ,