16 Haz 2011
Dün gece, 9. kez düzenlenen Altın Örümcek Web Ödülleri‘nin, ödül törenini, tören sonrası Sertab Erener konserini izlemek ve belki de ajansımla birlikte iki ödül sahibi olmak için Turkcell Kuruçeşme Arena‘daydım. Altın Örümcek sektörde biraz tartışılan, değer verenin de vermeyenin de çok olduğu bir ödül. Türkiye’de düzenlenen ilk web ödülleri olduğu için belki de bir başka değerli. Ben yine de şaşasını büyük ölçüde kaybettiğine inanıyorum.
9 Yıl boyunca geçmişte daha aktif olmak üzere takip ettim, zaman zaman çeşitli projelerle aday olduk ama dün gece ilk kez töreni yerinde izleme fırsatı buldum. C.O.R.E ekibi olarak iki kategoride birer siteyle adaydık. (U2İstanbulda & Finans Emeklilik) Arkadaşım Çiçek “senin de davetiyen var” dediği andan beri, içten içe ufak bir heyecana kapılıp ödülü nasıl alacağımızı düşündüm.
Nasıl olacağını görmek için, Cihan ve Kağan’ın beni almasıyla Şişli’den Kuruçeşme’ye 1 saati aşan bir yol mücadelesini atlatmamız gerekti. Birkaç eksikle ekipçe toplandığımızda tören saatini kaçırmış olsak da tören henüz başlamamıştı. Fırsattan istifade biraz lafladık, fotoğraf çektik, eğlendik. Fiziksel durumum itibariyle evden çalıştığım için her günümü iş arkadaşlarımla geçirmediğim ve hatta Berk ve Kağan’la ilk kez karşılaştığım için ayrı bir neşeliydim. Ayrıca yıllar sonra, Kağan sayesinde analog bir makine ile fotoğrafım çekildi. Nasıl çıkacağını çok merak ediyorum. (daha fazla…)
12 Haz 2011
Bugün oy kullanma hakkı olan hemen herkes gibi devletimi yönetecek topluluğu seçmek için sandık başındaydım. Oy kullanmak hem bir vatandaşlık hakkıdır hem de manevi boyutta bir görevdir. Bu nedenle seçmen olma vasfına erişmiş her birey oy kullanmalı ve bu kişilerin oy kullanabilmesi için gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır. Malesef her şey, her zaman olması gerektiği gibi olmuyor.
Blogumu takip edenler muhakkak biliyorlardır. Bilmeyenler de bu cümle ile öğreneceklerdir ki ben bir engelliyim. Daha önce bir seçimde ve referandum‘da şartlar üzerine yazmıştım. Bu yıl da; 2011 genel seçimlerinde zaman çok ilerlemiş olsa da hiçbir şey değişmemişti. Dolayısı ile oy kullanma güçlüğü ile yeniden karşılaştım.
Oy kullanacağım 1219 numaralı sandık 2. katta idi. Polis memurları sağ olsunlar hemen yardıma koştular beni tekerlekli sandalye ile 2 kat taşımak için. Teşekkür edip durdurdum. Cümlelerimin özeti ile “yasal olarak sandık başkanının gözetiminde oyumu burada kullanabilmem gerekiyor. Ayrıca tüzükte “sandık alanı”nın 100 metre yarı çapta bir çemberi kapsadığı yazar” dedim. Memurlardan biri hemen sandık başkanına bu konuda bilgi vermek için koştu.
Birkaç dakika merdven başında görevli polisi bekledim. Fakat o sandık başkanının olumsuz yanıtını bana aktardı: “buraya kadar geldiyse yukarı da çıkacak!” Yapacak bir şey yok. 2 polisin kuvvetli kolları arasında arasında 2. kata kadar çıktım. Sandık odasına kadar girip, sandık başkanı ile durumu tartışmaya başladık. Durum daha da vahimleşti. (daha fazla…)
14 Nis 2011
Cumartesi sabahı henüz kahvaltı ederken kapı çaldı; kargoymuş. Dekatlon Buzz’dan geldiği görülen paketi merak ve heyecanla açtım. İlk gördüğüm şey Philips yazılı bir kutudaki kulaklıklar oldu. Sadece bir saniye sonra GoGear Ariaz MP4 Player olduğunu farketmem, sevincimi de arttırdı.
Paketten çıkan bir diğer detay ise şişedeki nottu. İçi kum ve deniz taşları dolu ahşap tıpası olan cam bir şişede parşömene yazılmış bir not bu. Adeta denize atılmış, bir gün bulunmayı bekleyen kayıp bir not gibi. Neyse ki günümüzde böyle notları kargo firmaları denizden çok daha hızlı sahibine iletiyor. (hepsinin fotoğrafını yazının altında bulabilirsiniz) (daha fazla…)
3 Şub 2011
Timeout İstanbul dergisin’de Selin Damla “Dikkat Engel Var!” başlığı ile bir engelli dosyası hazırlamış. İstanbul odaklı dergide, engelli konusu da İstanbul odaklı işlenmiş olması, konuyu ülke genelinde anlamaya “engel” değil. Sözümona “gelişmiş” ve her konuda önceliği olan bir kent dahi bu haldeyse… İstanbul’da engelli olmakla ilgili çeşitli istatistikler, belediyelerin bu konudaki çalışmaları ile birlikte, engelliler için bir şeyler yapmayı görev edinmiş gönüllüler ile yapılmış röpörtajlar da yer alıyor. Bir engelli olarak ben de bu röpörtajlar arasında yer bulup, kendimce olup biteni anlatmaya çalıştım.
Belediyelerin iddiaları ile olup bitenin bir arada olduğu sayfalardaki tezatta, aslında -neredeyse- hiçbir şeyin farklılaşmadığını görmek hiç de şaşırtıcı değil. Tabii sokakta her şey aynı rutinde devam ediyor olsa da, kimlerin neler yaptığını hatırlamak ve hatta bazılarınız için belki ilk kez görmek adına çok önemli ve faydalı bir dosya konusu olmuş. Bence hiç kaçırmadan alıp okuyun. En olmadı derginin hediyesi “Yeme İçme rehberi” ile İstanbul’da yepyeni mekanlar keşfedersiniz. Belli mi olur, belki onların birinde karşılaşırız bile.
Hem konuya yer verdiği, hem de benim de görüşümü alma nezaketini gösterdiği için Selin Damla’ya blogum aracılığı ile açık olarak bir kez daha teşekkür ediyorum…