Love That Chicken? Popeyes

popeyes-chicken-biscuitsPopeyes Türkiye’de yeni ya da benim yeni yeni görmeye başladığım bir fast-food zinciri. Aslında 3-5 şubeye ne kadar zincir denir, onu da bilmiyorum. Fakat ben son bir kaç hazır yiyeceğimi Popeyes’dan aldım. Kutularında “Love   That Chicken” yazan ürünlerden aslında memnunum. Popeyes sadece tavuk ürünleri satıyor. Bu konuda en bilinen isim KFC’ye rakip olabilir mi bilmiyorum ancak son derece iyi bir alternatif olduğunu söyleyebilirim.

Ürünleri oldukça lezzetli. Ancak Poproll denen tavuklu dürümlerin lavaşı damağa her yapışışında sinir bozuyor. Kızaymalar için Acı sos, Barbekü sos, Sarımsaklı Mayonez seçenekleri varken, burger’lerin içinde yalnızca mayonez, salata ve domates var. Farklı tatlar denenmeliydi sanıyorum.

Menü fiyatları oldukça uygun. Hatta şu sıralar bir menüleri kampanya ile 9.5 liraya 2 adet alınabiliyor. Menü seçimlerinde orta boy patates kızartması yerine, büyük boy patates püresi, mısır, tavuklu pilav, coleslaw salata seçebilmek ve ek ücret ödememek oldukça şık. Demem o ki ben Popeyes’ı sevdim, paylaşırım.

Paylaşmasına paylaşırım ama gördüğünüz gibi başlıktaki slogana bir soru işareti ekledim. Bunun sebebi ise lezzet değil, hizmet sorunları. Sırasıyla son 3 siparişimdeki eksikleri yazayım. Ardından YemekSepeti üzerinden geri bildirimde bulunacağım.

  • Mısır için kaşık gelmedi. Normalde siparişlere o şık, plastik mavi kaşıklarını ekliyorlar. Bulunduğum ortamda kaşık da olmayınca işkence çektim.
  • Bu defa da pipetler ve seçtiğim baharat eksik.
  • En önemlisi ise bu yazıyı yazmama sebep olan sorundur. Aldığım 2 menüde de mısır seçmeme rağmen, ikisinde de patates kızartması çıktı. Ayrıca seçtiğim limonata daha önce hiç duymadığım Kınık markaydı. Limonatayı beğenmeme sebebim, markaya karşı oluşan önyargım değildi.

Özetle; İyisin Popeyes. Lezzetlisin, ucuzsun, hızlısın. Ama biraz da özensizsin..

Ekim 17 / 2009
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden..
Yorumlar 2 Yorum

Aman sabahlar olsun!

Halt etmiş “sabahlar olmasın” diyen.
Sabahlar olsun ki ben bunları yeniden yaşayabileyim.
Yeniden yazabileyim…

Zaman zaman dönüp dün, önceki gün, geçen yıl, 5 yıl önce ve  daha doğmamışken yazdığım yazılara bakıyorum. Değişen pek çok şey var hayaatımda, bazen geç farkediyorum. (bu konuyla ilintili bir yazı yazacağım sanırım)

Farkettiklerimden biri de uyku düzenim. Aslında hiçbir zaman  düzenli uykularım olmadı benim. Fakat farklı uyku dönemlerim olmuş. Her biri kendi içerisinde bir düzene sahip. Mesela son 2 yıldır ortalama yatma saatim gece 2.00-3.00 arası. Sabahları 10.00-11.00 arası kalkıyorum. Çok sıkıcı…

Güzel bir sabaha uyumadığım bir gecenin ardındaki yazıma şu cümlelerle başlamışım. (kendime bakıp mişli konuşabiliyorum..)

Yine sabah sabahin 4’u, biraz geciyor hatta. Dikkatimi cekti simdi ilk cumlele, sabahlardan cok bahsediyorum sanki. Belki de sadece dikkatimi cektigi icin oyle geldi. Belki de gercekten oyle.. Fakat, su gercektir ki ben bu saatleri cok seviyorum. Hele keyifliysem daha da bir severim ki huzunlu sabahları yasamayi da seviyorum.

Ben gerçekten sabahın o saatinde başıboş oturmayı, bazen sabahın 5.00’inde hala iş yapıyor olmayı seviyordum. Hemen herkesin uyuduğu, uyumayanın belki sarhoş bardan çıktığı saatlerde ben çok az insan gibi yaşamayı seçiyordum. Yaşadığımı bilmek bana huzur veriyor, bazen bu huzur hüzne dönüşüyor ama ben o sevincin hüznünden dahi mutlu olabiliyordum. Her yer, her şey sessiz. Ben bile. Ve ben sessizken kendi seslerimi daha rahat dinliyordum..

Garip ki; en düzensiz olan o zamanki uyku düzenimde, en geç 10.30’da kimse beni yataktan sürüklemeden uyanırdım. Ya şimdi öyle mi?

Bu yüzden bu geceyi biraz daha fazla yaşamayı deneyeceğim. (Gerçi şimdiden uykum var ama..)

Ekim 12 / 2009
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden..
Yorumlar Yorum Yok

Konuk yazar oldum ben

Çok kısa bir süre önce İpek Aral Kişioğlu insan kaynakları üzerine Kaynağım İnsan adında bir blog açtı. İpek’i takip etsem de, dürüst olmalıyım; İK pek de ilgimi çeken bir konu olmadığından blogunun da takipçisi olmadım. Ancak İK  ile ilgileniyorsanız, tecrübeli bir ismin İK blogu eksikliğinde açtığı bu blogu mutlaka takip listenise almalısınız.

Blogu takip etmediğimi söyledim fakat dün FriendFeed’e de düşen “Engelliler ile çalışmak” yazısı haliyle dikkatimi çekti. Konu üzerine FriendFeed’de yaşadığımız sohbetin ardında İpek hoş bir teklifle konuk yazar olarak bir yazı hazırlamamı istedi. Böylece hem ilk kez başka bir mecrada yazı yazmış oldum, hem de uzun zamandır adam akıllı yazmadığımdan İpek pasımı zımparalamış oldu. Kendisine yeni bir yazıya ve ilk konuk yazar tecrübeme sebep olduğu için teşekkür ediyorum.

Kaynağım İnsan için yazdığım Çalışma ‘engel’i başlıklı yazıyı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.
http://kaynagiminsan.com/2009/10/10/calisma-engeli/

Ekim 11 / 2009
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden..
Yorumlar 1 Yorum

Ah be Boyner’cim

Sabah uyandıktan sonra, henüz yataktan çıkamadan gözümü yeni açtığımı sezmiş gibi telefon çaldı. (Garanti de aynı taktiği uyguluyor) Ekrana baktım, Private Number yazıyor. Açtım. Gerisini diyalog halinde aktarayım:
Parantez içindekiler yazıya dahildir. Diyalogun parçası değildir.

– Alo
– İyi günler. Ben bilmem kim..
– Hıı..
– Simto Alev’le görüşecektim.
– Benim.
– Ben Boyner Grup’tan arıyorum. Yeni bir sağlık hizme..bla bla. Vaktiniz var mı efendim?
– İlgilenmiyorum desem?
– Çok üzülürüz desem?
– Sürekli esemes de atıp rahatsız ediyorsunuz desem?
– Kehkehehehe (çok gevrek güldü)
– ..!?!..
– Bu hizmetten sadece özel yararlanacak. Siz de 4. sıradasınız. (Cümleyi net hatırlamıyorum ama çok özelim ben)
– Eveet? (‘Şimdi ilgileniyorum işte’ der gibi)
– Kekhkağaheha bu hizmeti anlatabilmem için birazcık vaktiniz var mı? (‘özelsin deyince nasıl atladı” gülüşü ile)
– Hayır, hiç yok gerçekten! (…)
– Peki. Biz daha sonra arayalım o halde. İyi günler.
– İyi günler

  1. Tekrar arayacağını söylediğini o uyku haliyle tekrar arayacağını fark edemedim. Ama olsun. Arasın. Yine aynını yapacağım.
  2. Garanti  şu kredi kartını iptal ettikten 1-2 hafta sonra, aynı taktiği kullanıp bir kart daha çıkardı. Bunlar uyku düzenimi takip ediyor adeta.
  3. Diyalogda soru olmadığı halde soru işaretiyle biten cümleler, telefonda birer soruymuş gibi vurgulandı.
Ekim 08 / 2009
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden..
Yorumlar Yorum Yok

Paramarka’dan Cappy Basın Kiti

limonGeçtiğimiz Cuma günü tüm gribime rağmen sabahın 8.00’inde yollara düşüp, likemind‘a gittim. Günün devamını ve sonrasındaki 3 günü de yatakta geçirince, işler de sarktı, dallandı-budaklandı; şu gün, gecenin bu vaktine kadar da bir türlü yazma fırsatım olmamıştı. Bu yazıyı da uykudan biraz feragat ederek yazıyorum. (2.30’da yazıyorum ancak fotoğraflar için gündüz yayınlayacağım)

Likemind dönüşü yattığımda, uykumu bölen şeylerden biri oldukça keyifliydi. Paramarka.com‘un blog yazarlarına gönderdiği Cappy Basın Kiti kargo ile geldi. Paketin içinden bir şişe Cappy Limonata, bir adet limon ve bir kaç renk Play-Dough marka (play-doh değil) oyun hamuru ile, bir tanıtım/brief broşürü çıktı. Bize teklif edilen, Paramarka‘da hala süren Nintendo Wii ödüllü Cappy Limonata kampanyasına, elimizdeki limon ve hamurlarla oluşturacağımız Limon karakterleriyle katılmamızdı. Biz de kardeşimle eğlenmek için bir kaç Limon yaptık. (Ah bir de yetenek olsaydı da bir şeye benzeselerdi. (: ) Aşağıda gelen paket ve Limonların fotoğrafları da var.

Bu arada ben -yine kardeşimle- evde çok başarılı limonatalar yapabildiğimizden beri, hazır limonataları tercih etmiyorum. Yeni dönemde Uludağ ile başlayan limonata furyasında bir çok ürünü denedim. İyileri de var, kötüleri de. Fakat (Cappy dahil) hiçbiri beni tatmin etmeyi başarmıyor. Yalnız özellikle gripken içince o hazır limonata bile ilaç gibi geliyor.

Ve konu hazır limonatalar olmuşken, belki bilen, gören vardır diye sorayım. Ben henüz ana okulu ya da ilkokula giderken (neredeyse 20 yıl önce) Aroma vb. küçük kutu meyve suları gibi, kutuda limon aromalı içecekler vardı. Bayılırdım. Sonra kayboldular sanıyorum. Bir daha o tatta hiçbir limonlu içecek içmedim. İçmiş olup da hatırlayan, benzer tatlar bilen varsa lütfen yorum bölümüne yazsın.

Ekim 02 / 2009
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden..
Yorumlar Yorum Yok

Bir insanı tanımak

Bugün, blogumu okuyan birinden (‘okurumdan’ diyecek kadar ukalaşmak istedim) çok hoş bir e-posta aldım. Hakkımda yazısını ve diğer birkaç blog yazımı okumuş, övgü dolu sözler yazmış. Bunun için teşekkür ediyorum.
E-postanın bir bölümünde, şu cümleleri yazmış: “İnsanlar birbirini tanımaya çekiniyorlar. Hatta kendilerini bile (:” Çok da doğru söylemiş. Söylediği gibi de yeni bir yazı yazmama vesile olmuş.

Daha önce kendini tanımaktan bahsetmiştim. (belki bu konudan farklı bir yönüyle yeniden bahsedilebilir.) Bugün de kendini değil başkalarını tanımaktan bahsedeyim istedim. Çünkü insanları birbirinden uzaklaştıran, aşkları, dostlukları bitiren en önemli şey belki de onları tanımamak. Can Yücel de en uzak mesafeyi birbirini anlamayan iki kafanın arası diye tanımlamış ya..

metBu yüzden insanları tanımak gerek işte. Ve sadece bu yüzden değil. Her insan birbirine -gerek mental, gerekse fiziksel olarak- ne kadar benzese de, her birini bir diğerinden ayıran detayların sayısı yüz binlerle sayılacaktır. Bu her bir insan tanımak aslında yeni bir keşif gibi. Üstelik, başkalarının tanıdığı insanları tanımak, “Amerika’yı yeniden keşfetmek” gibi de değildir. Çünkü insan ne toprak gibi ölçülebilir, ne de harita gibi -nşa- değişmez değildir. Her zaman keşfedilebilir şeyler vardır.

Bir insanı tanımanın en güzel yolu da aslında tanımak için can atmadan, zamanı ve ayrıntıları kullanmaktır. Ömer Ekinci bir FriendFeed girdisinde şöyle demişti: “Bu camiadan birçok arkadaşımın son 1 senesini çok iyi biliyorum ama geçmişlerini ve hikayelerini zamanla öğreniyorum…” Ben de onaylayıp, keyifli olanın bu olduğunu söylemiştim.

friendship_clipart_th_1Ancak birlikte yediğiniz bir akşam yemeğinde tuzu ne kadar sevdiğini öğrenmek mesela. En sevdiği çiçeği öğrenmek için her defasında farklı birini almak ya da birlikte bir çiçekçiden geçtiğinizde öğrenmek. Çok küçük ve önemsiz detaylar, biraraya geldiğinde ikinizi de mutlu edebilecek bütünleri oluşturur. O size hiç müzik zevkinden bahsetmemişken -aslında çok kez bir şarkıcıdan, klipten vs. sözedilmişken-, tamamen ona uygun -korsan olmayan- bir müzik CD’si oluşturup sürpriz yapmak. Ve fazlası…

Eğer bir insanı tanıdığınızı iddia ediyorsanız, hakkında farklı alanlarda en az 10 şeyi bir anda sayabiliyor olmalısınız. Siyasi görüşü, dini görüşü, aşka bakışı, sanata ilgisi, en sevdiği yemek, babasının yaşı, sevdiği renk, okuduğu okul.. Önemli ya da önemsiz, onnun hakkında -özellikle doğal süreçte- ne kadar çok şey öğrenmişseniz, onu o kadar tanımışsınızdır. Kimlik bilgilerini zaten herkes bulup öğrenebilir.

Ve emin olun, ne kadar insan tanırsanız, o kadar insan da sizi tanır. Kastettiğin şey popülerlik değil. Başkalarının, bir çok insanın sizi size anlatabilmesi oldukça keyif vericidir.

Belki bu yazı da bana -ve size- yeni insanlar kazandırır.
Belki de çoktan kazandırmıştır…

Eylül 24 / 2009
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden..
Yorumlar 11 Yorum