MySpace’e erişim engeli

myspaceDünyanın en iyi müzik network’ü olduğu belki de tartışılmaz olan MySpace‘e, bugün mahkeme kararı ile erişimin engellendiğini öğrendik. Siteye girdiğimizde bizi şu mesaj karşılıyor:
“T.C. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 26.06.2009 tarih ve 2009/45 sayılı kararı gereği erişime kapanmıştır.”

Neden kapatıldığına dair hiçbir açıklama olmasa da, içeriği yalnızca mp3 olan bu sosyal ağ sitesinin kapatılma nedenini anlamak güç değil. Korsan müzik!.. Fakat MySpace‘i farklı kılan şey, her sanatçının kendi profili olması ve bu profillerinin belki neredeyse tamamını sanatçıların ya da yapım şirketlerinin bizzat kendileri açmasıydı. Pek çok yerli ya da yabancı şarkıcı albümlerinden, albüm öncesi demolarından ya da albümde hiç yer almayan mp3l’er paylaşırdı. (Aslında bizim gözümüz bağlansa da bunlar olmaya devam ediyor.)

Aynı şekilde pek çok amatör müzisyenin de (bir çoğu telif sahibi bile olmadan) çalışmalarını paylaştığı, kendini dinletmek, tanıtmak ve hatta bir fan grubu  oluşturmak için en bilinen bilinen mecrasıydı.
Sözün özü, MySpace bizzat eser sahipleri tarafından yapılan müzik paylaşımlarıyla çok iyi bir promosyon alanıdır.

Tam da MySpace Türkiye’de ofisini açmış, .com.tr domainini satın almış, sitesini Türkçeleştirmiş; yani yatırımlarını Türkiye’ye odaklamışken, nedir bu yasağın anlamı?

Düzenleme: MySpace ile birlikte, last.fm de kapatılmış.

Eylül 19 / 2009
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 6 Yorum

Yeni bloglar

Başlıkta “yeni” dedim ama onlar aslında 1 yıldan çok zaman önce kazandılar bu “yeni” unvanını. Malesef bir talihsizlikle bloglarını kaybeden iki arkadaşım yeniden blog yazmaya başladı. Okumaya değer bulduğum bu iki insanın bloglarnı yeniden tanıtmak güzel.

Bunlardan ilki S. Yunus Erol’un blogu, Yazarca. Yunus blogunda MAC, iPhone, sinema ağırlıklı olmak üzere pek çok konuda bilgiler verip, bu konularda çeşitli yorumlar yapıyor.

Diğer blog ise, Çiğdem Akça’nın yazdığı, çok daha kişisel fakat okuması da bir o kadar keyifli olan Bloglandım.

Ben bu iki arkadaşımın da bloguna bir gözatmanızı tavsiye ediyorum.
İyi okumalar…

Eylül 18 / 2009
Yazar Simto ALEV
Kategori İnternet
Yorumlar Yorum Yok

Yeni bir iş, yeni bir ben

Hani Sertab şarkıda diyor ya; yeni bir iş, yeni bir aşk, yeni bir ben lazım. İşte bana bu oldu. İşim varken bir sürprizle yeni bir işim oldu. Yeni bir iş de yeni bir ben getirdi. Hani sudan çıkmış balık’a dönülür ya, işte öyle bir balık oldum bir süre.

Bir yanda eski işimden kalan işler, bir yanda 2 yılın ardından “ben ayrılıyorum” demenin acısı, bir yandan yeni işimde daha “kafa”dan gelen zor projeyi başarıyla yetiştirmenin telaşı, öte yanda başka işler… Derken, otokontrolümü yitirdiğim, kendimi gereksiz strese soktuğum zor bir hafta geçirdim.

Nitekim, hala tam olarak toparlanmış da değilim. Değişen iş ve uyku düzeni. Bana kalan daha az zaman -buna rağmen daha çok kaçmam-, kazanacağım daha çok para, her şeye rağmen gereksiz endişeler; kendi içimde benden bir ben daha yarattı.

Yarın ne olacağını hala tam olarak kestiremesem de, geçen bir haftanın ardından bugün çok daha mutlu ve huzurluyum. Umuorum yarın da öyle olacağım. Fırsat buldukça da yazmaya devam edeceğim…

Eylül 10 / 2009
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden..
Yorumlar 4 Yorum

Yozgat’a kitap yağdıralım

Az önce Facebook üzerinde, Yasin Işık’dan bir mesaj aldım. Özetle, Yozgat İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de bilgisinde Yozgat için bir kitap toplama kampanyası başlatmışlar. Bu kampanya ile öğrencilere kitapla birlikte giysi, kırtasiye malzemesi gibi ihtiyaci şeyleri de gönderebilirsiniz.

Kampanya dahilinde paketlerinizi MNG ve UPS kargo ile %50 indirimli, Yurtiçi kargo ile %25 indirimli gönderebilirsiniz. Toplanan her şey, ihtiyacı olan okullara Yozgat İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından dağıtılacak.

Kampanya ile ilgili detaylarsa şu adreste: http://kampanya.yozgat.gen.tr

Ağustos 21 / 2009
Yazar Simto ALEV
Kategori İşe Yarar
Yorumlar 3 Yorum

iFrame virüsü

Muhtemelen fark edenleriniz vardır, 2 gündür siteme girince antivirüsler alarm veriyor, zaman zaman kod hataları görünüyordu. İş öyle bir noktaya geldi ki; Chrome ya da Firefox’la siteye girmeye çalışınca “zararlı site” uyarısı veriyordu. Aynı zamanda siteye bir Google araması ile ulaşmaya çalışırsanı, girmenize izin vermiyordu. Hepsinin tek bir sebebi var: iFrame virüsü.

iFrame virüsü nedir?
iFrame virüsü, adında index, default, footer, header olan (asp, php, html gibi) web sayfası dosyalarınıza görünmez bir iFrame ekliyor. Bu iFrame’de de, kullanıcıya zarar verecek bir site açılıyor. Genellikle de bu siteden virüsün bir kopyası bulaşıp, yayılması sağlanıyor.

Virüs, bir şekilde FTP şifrenize ulaşıyor. Siz sitenizden virüsü ne kadar temizlerseniz temizleyin, yeniden ve yeniden bulaşıyor.

iFrame virüsü nasıl silinir?

Öncelikle şunu belirteyim; virüsten tamamen kurtulmuş olsam da, virüsün yapısına ait net bir bilgim yok. iFrame virüsünden herkesin benzer ama farklı çözümlerle kurtulduğunu gördüm. Bu yüzden önce iki çözüm linki paylaşacağım. Ardından nasıl kurtulacağınızdan ziyade, benim nasıl kurtulduğumu yazacağım. Bunu yazarken, yaşananların sırasını doğru sonuca götürecek şekilde yeniden kurgulayacağım. 1,5 gün içinde pek çok kez bu virüsle boğuştum.

Emre Güzer’in çözümü
Seoliz.com’un çözümü

Çözüm önerilerinde, öncelikle bilgisayardaki dosyalardan iframe kodunu kaldırmak gerektiğinden bahsediyor. Benim bilgisayarındaki dosyalar bir zarar görmediği için bu işlemi atladım. Virüs, gözlemlediğime göre FTP’ye bağlanıp, iFrame kodunu sunucu üzerinde ekliyordu. (iFrame kodu genellikle sayfanın en altına ekleniyor.)

Sunucu üzerindeki dosyalardan, iframe kodunu temizlemelisiniz. Fakat bunu yapmadan önce, bilgisayarınızda bu işi yapan canavarı öldürmeniz gerek. Yoksa siz temizledikçe tekrarlanacak.

Kullandığım antivirüs (AVG Free Edition) benim bilgisayarımda hiçbir virüs bulamadı. Keza farklı sistem araçları, genel bakım yöntemlerimle de olağan dışı bir duruma rastlamadım, bir  durum haricinde. “başlangıç” klasörümde “ikowin32.exe” adında bir dosya vardı. Direkt scan’lediğimde AVG yine temiz derken, Google’da da hakkında gerçek bir ipucu bulamadım. Sorunun en büyük kaynağının bu olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden öncelikle bu ya da bunun gibi şüpheli dosyalardan kurtulun.

İkinci aşamada benim gibi CuteFTP kullanıyorsanız, kurtulun! Çalıştırmadığım halde, silemdiğim cuteshell.dll dosyasını ancak başka bir yazılım, servis kullanıyor olabilirdi. Bu yüzden bu aşamada hiçbir tereddütüm yok. Yerine FileZilla adlı ücretsiz FTP programını kullanabilirsiniz.

Eğer şüpheli dosya ve CuteFTP’den kurtulduysanız, bilgisayarınızı bir kez yeniden başlatıp temiz bir sayfa açabilirsiniz. Bilgisayarınız açıldıktan sonra şüpheli dosyanın varlığını yeniden kontrol edin.

Daha sonra, yeni FTP programınzla sunucuya bağlanıp, tüm web sayfası dosyalarını (php, asp, html vb.) iFrame kodu içermeyen, temiz dosyalarla değiştirin. Tüm bu işlemlerin ardından hiç vakit kaybetmeden FTP şifrenizi de değiştirin. Eğer buna yetkiniz yoksa, sunucu yetkilisinden rica edebilirsiniz.

Sanıyorum ki tüm bu işlemlerin ardından, benim gibi siz de virüsten kurtulmuş olacaksınız. Geçmiş olsun.

Önemli: Tüm bu işlemler sırasında, web sitenizi bir kez dahi açmayın. Bu, virüsün yeniden bulaşmasına neden olup, sizi kısır döngüye sokabilir. Tüm aşamaları başarıyla atlattıktan sonra web sitenizi görüntüleyip, kaynak kodda “iframe” arayabilirsiniz. Muhtemelen yoktur.

Güncelleme 24.08.2010:

Yukarıda Filezilla kullanmanızın daha güvenli olacağından bahsettim. Dün itibari ile bir anda çok sayıda siteye bulaşan virüs için Filezilla bir önlem olmuyor. Bu güncelleme tarihine kadar kişisel tecrübelerimle iFrame virüsünü kaçırmadığını bildiğim tek antivirüs Avast iken bu defa o da çaresiz kaldı. Zaman zaman sitenizi gözle de kontrol etmenizin fayfalı olacağını düşünüyorum.

Virüs, güncel hali ile .js uzantılı dosyalara da bulaşıyor. Bunu farketmek, antivirüsünüz uyarmadıysa kıyasla daha zor olacaktır. Bu yüzden virüs şüpheniz olduğunda ya da başka bir dosyada virüsü (iframe kodunu) gördüğünüzde .js uzantılı dosyalarınızın son satırlarını da kontrol edin.

WordPress kullanıyorsanız

Eğer WordPress ya da benzeri bir hazır CMS kullanıyorsanız, virüs tahmin etmeyeceğiniz dosyalara da ulaşmış olabilir. İşe tema dosyalarınızı kontrol edip temizlemekle başlayın. iFrame kodları kullanmadığınız temalara da bulaşmış olabilir. WordPress’i tıpkı yeni bir sürümü çıkmış gibi, kişisel verilerinizi koruyarak indirdiğiniz temiz bir sürümü ile güncelleyin.

Kullandığınız WordPress plug-in’lerinde (güncel bilgilere göre özellikle index.php ve .js dosyalarında) iFrame kodu olma olasılığı çok yüksek. Bu yüzden  plug-in’lerin temiz kopyalarını yeniden yükleyin veya bir text editörü ile tek tek temizleyin.

Google’da kendimizi aklama

iFrame virüs  bilgisayarınızdan ve sitenizden tamamen silinmiş olsa da, eğer Google sizi zararlı site olarak tanımışsa, virüsü temizlemeniz kendinizi aklamanız için yeterli olmayacaktır.

Kendinizi aklamak için Google Webmaster Tools‘a sitenizi eklemeniz gerekmekte.  Bu sayfada sitenizin zararlı siteler arasında olduğuna dair bir uyarı ve yeniden kontrol edilmesi için küçük bir talep formu göreceksiniz. Formu göndermenizin ardından, virüs temizlenmişse en çok bir gün içerisinde temize çıkacaksınız.

Google’da kendinizi aklama işlemlerini, Fatih Hayrioğlu’nun makalesinde çok daha detaylı olarak, resim ekleriyle birlikte okuyabilirsiniz. Tekrar geçmiş olsun. (:

Hızlı olun

Virüs sitenizde kaldığı sürece hızlı bir şekilde hit, güven, belki para kaybedeceksiniz. Virüs kaldığı sürece başka sitelere de bulaştırma olasılığınız artacak. Google sizden nefret edecek, zamanla listesinden çıkartacak. Tüm bu nedenlerle hızlı  olun. Sitenize iyi bakın. (:

Faydalı diğer linkler

Photoshop Magazine – Sitem “Saldırgan” Olmuş, Nasıl Sakinleştiririm Doktor Bey
Ali Oğul – Zeki Virüs
Seozm – iframe Virüsü

Ağustos 18 / 2009
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 13 Yorum

Gazeteci vs Blog Yazarı

Neredeyse iki haftadır blog yazmıyordum. Aslında, bir süre daha sessiz sakin oturmak geliyordu içimden ama son günlerdeki tartışmalara da taraf olunca, (bireysel olarak tarafsızım ancak blog yazarı olarak da bir cephem var) “ben de biraz ahkâm keseyim şu konuda” dedim.

Malum; markalar, markaların arkasındaki ajanslar blogları keşfetti ve yeni bir serüven başladı. Pek çok blog da medyanın yeni bir kolu oldu. (sözlük anlamı ile tüm bloglar tartışmasız medyadır.) Markalar yeni ürün ya da hizmetlerini basına olduğu gibi blog yazarlarına da önceden tanıtıyor, inceleme ürünleri gönderiyor ya da geleneksel medya ile olduğundan farklı olarak partiler düzenliyor.

Blog siteleri, -belki geleneksel medyadan farklı çevrelerde-  yazarın üslubuyla, blogun kalitesiyle, okuyucu kitlesiyle en az geleneksel medya kadar verimli olabiliyorlar. Hatta blog yazmanın kuralları arasında samimiyet olduğunu da düşünürsek, okuyucunun kafasındaki “reklam mı” sorusu da en aza iner. Şüphesiz ki bunu kötüye kullanan blog yazarları da vardır ve olacaktır. Fakat hem markalar, hem de okurlar blog yazarlarını kötüye kötü diyebildikleri için tercih eder ve bu da markalarının ürününe olan güvenini açığa çıkarırır.

Bloglar çok geniş kitlelere geleneksel medyadan çok daha hızlı (basılı medyanın online kolları ayrıdır) ve etkin biçimde haber iletse ya da ürünü en gerçekçi şekilde okuruna lanse etse de, bir gazete kadar başarılı olmayacağı da -en azından şimdilik- mümkün değildir.

Demem o ki; blogların ve gazetelerin apayrı yolları vardır ancak bazı şartlarda aynı kulvarlarda da koşarlar. Her ikisinin de, kendi yollarındaki başarıları diğeri tarafından kolayca yenilemez. Ortak kulvarlarda ise şartlar eşit olmadığından (bkz: bağımsızlık, okur kitlesi, üslup, önyargılar, kurallar, amaçlar) yine rakip olamazlar. Bu ancak bir yol kesişmesidir. Bir gazeteci, bir blog yazarının markaya veremeyeceği pek çok şeye sahiptir. Ve aynı şekilde bir blog yazarının markaya veremeceği pek çok şeye sahiptir.

İşte son günlerde olanlarsa tam olarak buna tezat işliyor. Önce bir grup blog yazarı gazetelere rakip olabileceğini düşünüp, bir etkileşim oluşturuyor ve günlük olarak yazı ve haber üretmeyi hedefliyorlar. (kaynaklar buna elverişli ise pekala mükemmel)

Yine bir grup gazeteci ise bloglara karşı çıkıyor. İş neredeyse “Partilere gidebilirler ama basın toplantısına katılamazlar“a kadar varıyor. Bir tür dışlama, küçük görme ya da kıskanma var sanki. Bazı gazetecilerse blog yazarlarına verilen (genellikle maddi değeri de çok olmayan) ürünlerden rahatsız, “ben de istiyorum” diye ağlıyor.

Ben pek çoğunu olduğu gibi bu durumu da “çok acayip” buluyorum. Kıyaslandığı zaman gazetecilere sağlanan olanaklar, hediye edilenler, hibe edilen test cihazları, marka ya da ajanslarla olan ilişkileri blog yazarlarından çok daha fazladır. Bu yüzden bu tür triplere girmek de gereksizdir.

Bence en güzeli markalar blogları deneyimlemeye devam etsin. Bloglar gazeteciliğe, gazeteciler bloglara karışmasın. Kimse kimsenin işini elinden almayacak hiçbir zaman. Aksine, bloglar ve gazeteciler birbirini destekler, gazetelerin online cepheleri bloglar gibi sosyal medyanın birer parçası olursa herkes kazanır. Hatta belki gazeteler de bir basamak daha avantaj kazanır.

Tartışma her ne kadar blog yazarları ve gazeteciler arasında olsa da, bu işin merkezinde markalar var ve kazanan ya da kaybeden (kaybetmek mi?) yine onlar olacak. Bu yüzden sıkmayın canınızı, …


Konuya kaynak olan BMD Yönetim kurulu başkanı Fatih Sarı‘nın açıklamaları:
http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=24689

Konuya cevap niteliğinde konuşan, bu yazıda da referans aldığım Burak Bayburtlu röpörtajı:
http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=24688

Ağustos 12 / 2009
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 2 Yorum