3 Şub 2010
Devir sosyal medya devri, malum. Herkes de sosyal medya uzmanı (SMU). Çok tartışıyoruz, konuşuyoruz bunları. Bir yanda SMU nedir, kimdir ve ne yapar tartışması var. Diğer yanda da sosyal medya kampanyası. Hepimiz de iyi mi, kötü mü değerlendiriyoruz bunları. Hani hepimiz SMU’yuz ya…
Kampanyalar sosyal medya sitelerinde tease (Türkçesi ne bunun?( ediliyor. Dijital lansmanlar yapılıyor. Facebook aplikasyonları, en çok like edene ödüller (oy vermekten like etmeye devrim nitelikli bir geçiş yaşadık), türlü çeşit atraksyonu var bu işin. Bunlardan biri de hediyeler, bedava ürünler.
Seçilmiş bazı sosyal medya kullanıcılarına, blog yazarlarına markalara dönem dönem ürün pakedi hediye ediyor. İş beleşçilikse, her şey muazzam. Blogumu yazarım, beleşimi kaparım. Daha ne olsun?..
Peki ya markaların amacı bu mu? “50 tane blog yazarını eğlendirelim, tamamdır bu iş” mi diyorlar, yoksa iyi konuşulmak, doğru yazarları hedeflemek ve onlara doğru şekilde ulaşmak mı istiyorlar? Muhakkak olumlu reputasyon almak istiyorlardır. Blog yazarı güvenilirdir. Ben “bu ürün güzelmiş” dersem, TV reklamına inananlardan çok daha fazlası bana inanır. (izleyici/okur – inanma oranı) Ortalama bir Facebook kullanıcısı statüsüne sağlıklı bir şey yazarsa, aldığı like ve yorumlarla, share’lerle binlerce kişiye ulaşabilir. Buraya kadar sorun yok.
Ancak yalnızca bedava ürün göndermek, doğru geridönüşü sağlar mı? Evet, soru bu. Yazıya vesile olansa Mey İçki’nin yeni dönem kampanyaları. (daha fazla…)
12 Oca 2010
Bundan birkaç ay evvel Özgür Alaz Starbucks‘ın LikeMind‘a sponsor olduğunu ve elde edilen gelirin tamamının yıl sonunda Tohum Otizm Vakfı’na bağışlanacağını duyurmuştu. (Sadece Ekim’de 263 içecek satılmıştı) Starbucks‘un elini böyle bir taşın altına iyi niyetle koyduğunu görünce aklıma gelen ilk şey “engelliler için de bir şey yaparlar mı?” oldu…
Özgür’ün de yardımıyla hemen (aynı tarihlerde) Starbucks ile iletişim kurduk. Onlar da erişim probleminin farkında olduklarını, mimari yapının hali hazırda uyumsuz olmasından da sıkıntı çektiklerini belirttiler. Ve hemen ilk müjdeyi de verdiler. Bir şubelerine engelli müşterilerin erişimi için bir zil takmışlar. Hedeflerinde bu projeyi büyütmek de varmış.
Bu konuda kısa bir iki e-posta trafiği yaşadık. Ben naçizhane görüşlerimi ve deneyimleri, onlar ise yaptıklarını paylaştı. Ve ardından derin bir sessizlik çöktü. Ta ki birkaç gün öncesine kadar.
Starbucks bu konudaki çalışmalarını sürdürmüş. Şu an itibariyle 10 adet mağazasına bu zillerden yerleştirmiş. İhtiyaç halinde bu zilleri kullanarak yardımcı olacak birilerini çağırmak mümkün. (bu uygulama yokken dahi ne kadar yardımsever olduklarını bizzat deneyimlemiştim.) İlk hedefleri Ocak ayı sonuna kadar İstanbul’da cadde üzerindeki tüm mağazalara bu zillerden takmak. Projenin bir sonraki aşamasında ise belirli mağazalara erişimi kolaylaştıracak rampaların yerleştirilmesi var..
(Şu an zil takılan mağazalar: Suadiye, Caddebostan, Bahariye, Plajyolu, Çiftehavuzlar, Beyoğlu, Tünel, Galatasaray, Elmadağ ve Bebek.)
Böylece ilk kez zincir mağazalardan biri engelli erişimi konusunda gereken hassasiyeti gösterip çalışmış oldu. Umarım bir gün başkaları da bu yolda küçük de olsa bir adım atacak. Ben de o zamana kadar tek başıma gidebildiğim bir Starbucks mağazasında keyifle mocha’mı içeceğim…
29 Ara 2009
3 gün sonra malum, yeni yılı kutlayacağız. Pek çoğunuz gibi ben de bu geceyi eğlenceye ayıracağım ve beklentilerim eğlenmek üzerine kurulu. Evde, anne ve kardeş ile neredeyse yalnız geçecek bir yılbaşı ve yılbaşı sofrasını şenlendirecek, türlü meze ve şarküteti ürününü boynu bükük bırakmayacak ve geceyi çekilir kılacak en önemli şey de kesinlikle alkoldür.
Ben de yılbaşına henüz 2 hafta kala bir şişe şarap alarak hazırlıklara başladım. Hemen ertesi günü ise yabancı bir numara cep telefonumdan aradı. Adımı kullanarak Binboa‘dan bir yeni yıl paketi gönderecekleri belirtip adresimi istediler.
İlk an gelecek ufak bir şişe Binboa‘yı belki ufak bir promosyon ürününü düşündüm. Aradan geçen zamanla ise umudumu yitirdiğimi dürüstçe söyleyebilirim. Hem ufak bir şişe konusunda hem de umudumu yitirmekle hata etmişim.
Biraz evvel çalan kapıyı annem açtı. Daire 1′e geldiklerini söylediler. Annem “aşağıda” dedi, onlar yukarı çıktı. Oysa beni arıyorlardı!.. Annem de peşlerine yukarı çıkıp, giriş katında buluştular. Üzerinde adımın yazdığı pakedi (aşağıda fotoğraflar var, tıklayın büyüsün) alıp eve gelen annem elinde Binboa kutusu ile yorumunu yaptı: “İki genç çocuk getirdi, ağızları içki kokuyordu.” Cevapladım: “E başka ne kokacaktı? ((:”
Adeta tüm kıymetli eşyaları saklamak için tasarlanmış şık kutuyu açınca Binboa geyikleri karşıladı beni. (kutu artık kardeşimin oldu) Geyiklerin hemen altında 70cl’lik bir Binboa şişesi yatıyordu. Geyiklerin ardından gelen şişe Noel Baba’nın bıraktığı bir hediye gibiydi.
Şişenin yanında bir de Fortune Cookie (dilek kurabiyesi?) vardı. Sağda solda bu kurabiyeleri görüp hep özenirdim. Fakat bunlardan birine ilk kez sahip oldum. Tadı kağıt helvayı anımsatan ama yine de farklı bir lezzeti olan kurabiyeden, 2010′da da eğlenceye çağıran bir mesaj vardı.
Bu arada Binboa’nın yeniyıl için hazırladığı, arkadaşlarınıza çeşitli uyarı mesajları göndererek titretebileceğiniz eğlenceli bir web sitesi var: Yeniyıl Gelmeden Kendine Gel.
Ve işte paketin fotoğrafları…
17 Ara 2009
Tam olarak ne zaman anımsamıyorum, yaz aylarıydı. Bizim evin bahçesinde çekilmiş birkaç fotoğrafı görünce, FriendFeed’den “senin bahçenin duvarına resim yapalım” diye bir ileti attı Ebru Baranseli. Çok sevindim, ama bahçeye doğa muhalefeti ile yapamayacağımızı anlattım. Annemi de ikna ettikten sonra, odamı renklendirmeye karar verdik.
İşte bu kararın sonucunda, duvarım geçen hafta, şu fotoğraftaki hale büründü. (fotoğrafı Müge Çerman çekti) İlüstrasyonu Yiğit Karagöz benim için çizdi. Hiç izlemedim, karışmadım, ipucu vermedim. Sürpriz olan bu tasarımı tarifle sipariş etsem, daha farklı bir şey olmazdı sanıyorum. Tüm bu süreci canlı tutan bir diğer isimse Özlem Ceylan‘dı. Duvarların incelenmesi, boyanması, stickerın üretimi, uygulanması… Her aşamada onun parmağı vardı. Ve bugün şu feed’de öğrendim ki; hiç haberim yokken Tunç Kılınç da bu harika ekibe katılıp destek olmuş.
Fotoğrafa ancak bugün ulaşabildiğim için, bugün blog konusu edebiliyorum.
Vesile ile arkadaşlarıma yoğun uğraşları, Eskişehir, Antalya, İstanbul arasındaki enfes iletişim için tekrar çok teşekkür ediyorum.
Duvar harika oldu; fakat daha harikası Ebru ile görüşme fırsatım oldu. Sayesinde 2 süper insanı (Özlem ve Yiğit) daha tanımış oldum.
Ayrıca o trafiğe rağmen Ebru’yu bana ulaştırdığı için (kekimi yapmasa da) Devletşah‘a da teşekkür ediyorum.
Seviyorum ben hepinizi.. (: