logo

Kendime Notlar

FriendFeed’in Tekno Teyze‘si Müge Cerman, blogundan kendine notlar yazmış. Umarsızca mimliyorum!.. ((:

-Kendini sev, önemse.
-Egoist olmayı dene, kendine daha çok vakit ayır.
-Halinden şikayet etmeyi aklından bile geçirme.
-Cahiller ve aptallarla tartışma, nefesini boşa tüketme.
-Çok kızgın ve sinirli olduğun zamanda bile gülümsemeye çalış.

  • 0 Comments
  • Filed under: Benden..
  • Kipitap Çocuk Kitapçısı

    kipitap
    Kipitap.Com hakkında yazmak için ilk alışverişimi tamamlamayı bekledim. Bunun da iki nedeni vardı. Birincisi; Kipitap.com yeni ve heyecan verici bir site. Bunun heyecanıyla tecrübe edinmeden sadece bir tanıtım yazısı yazmak istemedim. İkincisi ise ilk alışverişimi kardeşime yeni yıl hediyesi almak için gerçekleştirdim. Sürpriz olmasını istiyordum ve pakedi kardeşime verene kadar bekledim. Bundan sonraki alışverişlerimizi kardeşimle birlikte yapacağız.

    Kipitap.Com başlıkta da yazdığı gibi bir çocuk kitapçısıdır. Yanlış bilmiyorsam Türkiye’de çocuk kitaplarına odaklanmış başka bir site de yok. Sitenin fikir babası Özgür ve fikir annesi Deniz. Özgür ve Deniz henüz 1,5 yaşında (ya da ben o yaşta olduğunu sanıyorum(: ) tatlı bir kızın, Zeynep’in ebeveynleri. Zaten çocukları için kitap bakarak bir hayli tecrübeli olmuş bu aile Kipi ile birlikte bu siteyi kurmuş. Ekibin tamamını da şu sayfada listelemişler. Umarım bir şeyleri yanlış takip etmemişimdir.

    Bunları yazıyorum, çünkü bu bir site tanıtımı, “heyoo ne güzel düşünmüşler”in ötesinde, fikirlerimi anlatabilmek istiyorum. Yoksa “böyle bir site açılmış” der, geçerdim. Kipitap.Com büyük bir şirket değil, arkasında bir holding yok, hatta kimlerin yaptığı belli. Bir sorun çıktı mı ekipten birilerine kolayca ulaşabileceğinizi düşünüyorum. Bugün büyük alışveriş sitelerinin bazılarının telefon numaralarını bulmak bile mümkün değil..

    Alışverişim aslında tamamen sorunsuz geçmedi. Önce sanal kredi kartımla alışveriş yapamadım, sonra havale ile yaptım ancak sitede hiçbir şeyi seçemediğimden sipariş numaramı baka baka yazmam gerekti. Bunlar tabii kolayca aşılabilir teknik detaylar. Yeni açılmış bir sitede de görünmesi muhtemel. Kendilerine rastladığım küçük hatalarla ilgili bir mail de atacağım. Mutlaka düzelteceklerdir.

    24 Aralık tarihinde verdiğim siparişim ancak 30 Aralık’ta elime ulaştı. (kargoya bir gün önce verildi.)  Gecikmenin sebebi yılsonu nedeniyle dağıtımcı firma ve yayınevlerinde yapılan depo sayımlarıymış. Bu da mazur görülür bir sebep. -Daha önce bir alışveriş (?) sitesinden aldığım cep telefonu kargoya verilmeyince 7-10 günlük bir mücadele sonucu telefonlarına ulaşarak istediğim renk olmadığı için göndermediklerini öğrenmiştim. Bir haber dahi vermediler- 26 Aralık tarihinde ise Kipitap.Com’dan biri mail atarak durum hakkında bilgi verdi. Üstelik anladığım kadarıyla mail elle yazılmıştı. Bir otomatik mesaj değildi. Bu güzel bir şey…

    Bugün kargo elime ulaştı. Hediye paketi seçeneğini işaretlememiştim. Fakat şık bir hediye paketine sarılmıştı kitaplar. (Bilseydim kardeşime vermeden önce kargo paketini atardım. (: ) Paketin içinden aldığım 4 kitap, 4 adet Kipi’li kitap ayracı, bir kaç sticker çıktı. Bir de benim siparişimde olmayan bir kitap. Üzerinde bir post-it vardı bu kitabın. Mutlu yıllar diliyordu Kipi ekibi. Bu detayı yazmamın asıl sebebi ise post-it’in üzerine elle yazılmış olmasıydı. Yine samimiyeti gösteren bir detay. Hazır bir kart olsa “Amaan, dolduruyorlar işte pakedi reklamla” derdim ama.. Böylesini görünce seviniyor insan.

    Kardeşimse biraz erken aldığı hediyesine çok sevindi. “Hediye” statüsüyle “sürpriz” olarak ona ilk kez kitap aldım. Bu yüzden ne tepki göstericeğine dair tereddütlerim vardı ama, iyi bir hediye almışım. Gerçi sonra “Ben de elektro gitar aldın sandım” dedi ama, neyse.. :D Kitapları onunla seçmediğimiz için okuduğu kitaplardan birini de almış oldum. Gerçi benim aldığım başka bir yayın evinden çıkmış ve daha dolgun gözüküyordu ama burda mesele kardeşimin bir Samet Behrengi arşivine sahip olduğunu bilmememdi..

    Hah, aldığım kitaplar mı? 
    VINNN!!..
     Çocukluk Limanına Sığınan Foklar
     Koca Sevimli Dev
    Küçük Kara Balık

    Ben de 2008′deydim..

    Aslında böyle bir yazı yazma fikrim hiç yoktu. Önce Alemşah’ın 2008 yazısını gördüm. Alemşah 2008′de tanıdığı insanları yazmış. Hepsi gıyaben FriendFeed aracılığıyla tanıdığım ve kesinlikle yüzyüze sohbet etmek istediğim insanlar. Yazıyı okurken 2009′da tanışmayı hedef koşup, tatlı bir kıskançlık hissettim.  Bugün de Burcu Tüzün bir şeyler yazmış 2008 için. Hatta iş, eğitim, aşk gibi başlıklara ayırmış bir yılını. Özendim, itiraf edip “ben de yazacağım” derken Yusuf Ozan Taşdemir’in şu yazısı düştü FriendFeed’ime..

    Tüm bunların ardından bu yazıya başladım. Doğrusu, ilgili yazıları okurken (özellikle Burcu Tüzün’ün yazısına) “Ne kadar dolu bir yıl, ben yazmaya dair, çemberin dışında kalan neler yaşadım ki?” diye düşündüm.  Malesef çok fazla cevap bulamadım. Fakat bir kaç kez “iş” dedim. İş, iş, iş…

    Yaklaşık 10 yıl önce ilk web sitemi kurdum, benim için zor olan şartlarda HTML öğrenmeye başlamıştım. İlk web site maceraları ayrı bir yazı konusudur aslında. Sadece en amatör halimi de dahil ederek bir 10 yılım geçti bu işlerde. Buna rağmen mesleki ömrüm küçük esnafa referans olarak sayamayacağım ölçüde (zaten tek biri açık değil) web siteleri hazırladım. Bu böyle sürerken, 2007 Ekim ayında bir teklif aldım..

    2007 yılı, Ekim ortası PC World‘de “webmaster” statüsüyle işe başladım. (aslında bu sıfatı sevmem (:, zaten işimin %80′i kod yazmak) Böylece ilk kez bir yıla (2008′e) çalışan olarak girdim. ve her şey ağır gelmeye başladı. İşimde iyi olmadığımı her zaman itiraf etsem de, bir hiç değilim. Bu işi biliyorum, babalar gibi de kod yazıyorum. Fakat çalışmayı bilmek, işi bilmekten çok farklıymış. Hataya asla yer yok, insanlar benden iş bekliyor, tek başımayım ve belli bir zamana yetişmesi lazım. Freelance çalışmaktan çok farklı.

    Tek bir imla hatamda dahi azarlandığım günler oldu. Benim hatam olmadığı halde aynı kodları tekrar tekrar baştan yazıp, yine suçlu olduğum da oldu. Bugün ise bunu şikayet etmek için yazmıyorum. 2008 bana çalışmayı öğretti.  Yine de ben baskılara dayanamayıp, Mayıs ayında dergiden ayrıldım. İçim rahattı, beni rahatsız edense anlaşılmadığımı düşünmekti.

    3 Hafta sonrası dergi içindeki bazı değişimlerle yeniden teklif aldım. İçimi rahatlatacak derecede olmasa da şikayetlerimi dillendirdim ve yeniden işe başladım. Hala devam ediyorum. Yeni yapıyla birlikte pek azarlanmadığım zaman, birileri işim için bana teşekkür ettiği zaman daha çok çalışmak istediğimi de fark ettim 2008′de..

    İş hayatımın bir bölümü böyle geçti işte 2008′de…
    -Burda kendime not: Ulan iyi ki kısa yazacaktın, sadece  pc world’ü 30 sayfa yazdın. Bu entry’den kitapçık basılır be-
    Devam… (daha fazla…)

  • 7 Comments
  • Filed under: Benden..
  • [İzledim] AROG

    Bu yazıyı yazmak için epey bir tereddüt ettim aslında. Blogumun hitlerinin büyük bölümü vaktiyle eklediğim “AROG kamera arkası”dan geliyor. Hepsi google araması sonucu. Dolayısıyla bu şekilde gelen ziyaretçiler yazılarımı okumuyor. Muhtemelen bu yazım da benzer şekilde bulunacak ama okunmayacak. Her neyse, başlayalım…

    Dün SanalCafe‘nin 25. sinema organizasyonuyla 85 kişi AROG’u izleyip, Taksim Pikap barda bayram arifesi Rüzgar’ı dinleyip dağıttık. Bana da bu aktiviteden A.R.O.G’u anlatmak kaldı.

    Her şey aslında filme kadar mükemmeldi. Bir çok yabancı filmi daha çekimleri başlamadan 1-2 yıl önce öğreniyoruz. Film vizyona girene kadar çeşitli dedikodular duyuyor; fragman, teaserlar izliyor hatta posterler görüyoruz. Türkiye’de ise bu süreç 3-5 aya kadar kısalıyor neredeyse ve filme dair çok az materyalle karşılaşıyoruz. 
     AROG bu bağlamda oldukça başarılı bir film. Film daha ortalıkta yokken Cem Yılmaz’ın yeni film çekeceğini duymuştuk. Sonra teaser ve fragmanlar da geldi; film hala ortada yok. Ancak herkes AROG’u biliyor. Bu ana kadar da gördüğümüz her şey kaliteli. Espiriler güzel ve yerinde. Bir Türk’ün (Arif’in) taş devrinde olduğunu düşünmek en az uzayda olduğunu düşünmek kadar eğlenceli. Bu yüzden tüm bu süreçte film “Beni izle!” diyor. Biz de izledik…

    Film reklam için çekilmiş, muhtemelen de sonradan eklenmiş Türk Telekom ve Avea dolu sahnelerle başlıyordu. Filmlerde, bilgisayar oyunlarında reklam görmek çok da sıradışı bir şey değildir aslında. Ancak bir filmin ilk 15 dakikasını “şimdi reklamlar” tadında izlemek de çok sıkıcı.

    Reklamlardan sonra da filme karşı bir adaptasyon sorunu yaşadım diyebilirim. Hikaye şekillenene kadar özellikle her şey ardarda dizilmiş skeçler gibiydi. Espiriler her ne kadar Cem Yılmaz’ın tarzını ortaya koyuyor, klasikleşiyor olsa da gülmedim değil. Hatta bir çok espiri oldukça komik. Fakat Cem Yılmaz şakalarını ardarda dizip film yapmış sanki. O sinema bütünlüğü malesef yoktu.

    Filmin ikinci yarısı ise, 10dk’lık bir futbol maçı var. (sahne uzunluğu değil, film içinde maç süresi 5′erden 2 devre) Sanki 90 dakika maç izlemiş gibi hisettiriyor ama. Uzamış da uzamış, film böyle bağlanmış, olmamış..

    Film’i de sevmedim, yazımı da sevmedim. Gönülsüzce yazmak böyle oluyor demek ki..
    Aslında baştan beri bu filmi savunuyordum. Vizyona ardarda girmiş absürt komedilere karşılık emek ve para harcanmış bir filmdi. Cem Yılmaz da espirilerini sevdiğim bir adam. “E daha ne olsun”  dedim, daha olabilecek çok şey varmış…

  • 0 Comments
  • Filed under: Benden..
  • Bi' Büyük Blog