20 Şub 2009
Bir süredir kendi üzerime koyduğum grip teşhisi ile sürünür vaziyette olmamdan dolayı ara verdiğim yazma eylemine, iki arkadaşımın açtığı blog sitelerini tanıtarak devam ediyorum. (:
1) Ozan Eicher
Ozan, uzun zamandır fotoğrafçılıkla ilgileniyor. Sürekli çeşitli konserlerde ünlülerin fotoğraflarını çekiyor. Ben de artık bir blog açması gerektiğini, çalışmalarını DArt’ın ötesinde kişisel bir sitede toplayıp portfolyo oluşturması gerektiğini; bir yandan da insanların onu tanıyabilmesi geretktiğini düşündüm. Yoğun baskılarım sonucu da blogunu açtı. Blogunda fotoğraf çalışmalarını ağırlık vermek istiyordu ama çok keyifli yazılarla blogunu şekillendiriyor. Okuyunuz… (: İnşallah bir de yakında portfolyo sitesi oluşturacak. Blogun adresi: http://blog.ozaneicher.com/
2) Hakan Şimşek
Hakan’ın ilgi alanı fotoğraf olmasa da, o da sanatın tam göbeğinde. Bir müzisyen, gitarist. Ensturmanına gerçekten hakim olabilen, iki akor basıp kaçmayan, Akdeniz Akşamlarında sevişmeyen ve benim için Little Wing çalarak beni öldüren Hakan, blogunda ‘kafasına takılanları’ kurcalamaya niyet etmiş. Henüz blogunda müzik çalışmalarına yer vermemiş olsa da, belki ileride bestelerini de paylaşmayı ihmal etmez diyorum. Blogun adresi: http://hakansimsek.wordpress.com/
4 Şub 2009
Uzun zamandır bloguma bir şeyler yazmadım. Bu aslında canımı da sıkmıyor değil. Fakat bu süre içersinde boş durmadım be konu odaklı yeni bir blog açtım: NeIzledim.Com. Bu blogu izlediğim filmler hakkında yorumlarımı yazmak için kullanacağım. Böylece sık film izlediğim dönemlerde bu blogu sinema ile taşırmadan yazmayı sürdürebileceğim..
NeIzledim.Com‘u yeni açmama rağmen izlediğim filmler hakkında bir şeyler yazmak yeni bir alışkanlığım değil. Zaman zaman farklı mecralarda bu işi yaptım. NeIzledim.Com’u açtıktan sonra da önceki yazılarımdan uygun bulduklarımı biraz düzenleyerek oraya taşıma kararı aldım. Ki böyle de yapıyorum..
Haliyle yazıları taşımadan önce okumam gerekiyor. Bunların arasında 4-5 yıla uzananlar var. İşte onları okumak hayli ilginç oluyor. Değişen üslubum ve gelişen imla bilgimle o yazıları ben mi yazdım diye şüphe duyuyorum. (: Okurken, o zaman düşündüklerimi görüyorum. Unuttuğum konularda kendime katılıp, destekliyorum: “Çok haklıymışım be!” Bazı filmleri izlediğimi bile unutmuş. İnsanın geçmişinden, kendinden bu şekilde uzaklaşabilmesi de ilginç. Beni bu konuda şanslı yapan en önemli şey, yazmayı öğrenmiş olmam. İyi ki yazıyorum…
6 Oca 2009
Burak Budak bir mim yazmış, topu da sonra Süleyman Sönmez‘e atmış. Ben de olaya atlayıp, cevabımı yazıyorum: Hayır!
Zaman zaman yazılarında bahsediyorum aslında kendimi tekrarlayarak da olsa. Mesleğim değil ama yazmak benim işim. Seviyorum. Bu yüzden pek umursamadan, kim okur diye düşünmeden, beğenilip beğenilmeme endişesi taşımadan yazıyorum.
Kimi zaman bir anı, bazen beğendiğim bir hizmet tanıtımı, bazen bir haber, bazen kendime notlar, bazen sinema yorumları… İlgili olduğum, olabileceğim hemen her konuda aklıma gelen, düşündüğüm, gördüğüm her şeyi yazıya çeviriyorum. Çoğu zaman başladığım yazıyı nasıl toparlayacağımı, nasıl bitireceğimi bilemiyorum. Ya uzayıp gidiyor ya da sonu olmadan, ucu açık bir biçimde bitiyor. Tabii ki canımı sıkıyor bu da…
Blog yazmaksa, yazı yazma tutkusunun bir parçası. İnsanlar ne düşünürse düşünsün yazdığımı söyledim. Fakat birilerinin okuduğunu bilmek, görmek. Bana, çalıştığım sektöre, arkadaşlarıma, aşklarıma, aileme; hayatıma dair ne varsa paylaşabilmek ayr bir haz veriyor.
Bu düşüncede bolca narsist duygularım olsa da; biraz da “kendimi anlatabilmek” var işin altında. Nedense bir çok defa kendimi anlatamadığımı ya da anlaşılamadığımı düşünüyorum bireysel ilişkilerimde. “Nedense” dedim fakat neden de belli. Çok defa söylediklerim yanlış anlaşıldı düşünce şeklimi, üslubumu bilmeyenlerce. İnsanlarla tanışabilmek için blog yazmak çok büyük bir nimet aslında. Bir insanı tanımak için varlığını biliyor olmak değil; fikirlerini, tavırlarını biliyor olmak gerekir. (hatırlatın, bir ara bu konuda da yazayım. (: )
Son sebep ise paylaşmak, düzeni korumak. Şimdiye kadar ekileni biçtim, ekileni biçmeye devam ediyorum. Blog yazarak ben de yeni tohumlar ekiyorum ya da bunu amaçlıyorum. Öğrendiğim bir çok şeyi bloglar veya blogsal kısa makalelerden öğrendim. Benim de birilerine öğretebileceğim bir şeyler olacaktır elbette… Ve onlar da yazacaklar…
Özetle; yazmayı seviyorum ve yazmak için bir çok sebebim var. Bu yüzden blog yazmayı bırakmayı düşünmedim, düşünmüyorum, ileride de düşünmeyeceğimi sanıyorum.
Ve, son olarak bu mimi Burak Bayburtlu‘ya şutluyorum!..
31 Ara 2008
FriendFeed’in Tekno Teyze‘si Müge Cerman, blogundan kendine notlar yazmış. Umarsızca mimliyorum!.. ((:
-Kendini sev, önemse.
-Egoist olmayı dene, kendine daha çok vakit ayır.
-Halinden şikayet etmeyi aklından bile geçirme.
-Cahiller ve aptallarla tartışma, nefesini boşa tüketme.
-Çok kızgın ve sinirli olduğun zamanda bile gülümsemeye çalış.