logo

PHP ile Array Çalkalamaca

PC World‘de doğan bir ihtiyaç sonucu yazdığım minik, salak ama yerinde işe yarar bir PHP fonksyonu bu. Yaptığı şey bir array’ı (dizi değişken) çalkalayarak (shuffle) değerlerin yerlerini değiştirmek. Çok eğlenceli aynı zamanda. Shake it baby! C’mon…


$tags=Array("simto alev", "sanalcafe.com", "NaturelGS", "pc world", "computerworld", "televidyon", "eblek pazar", "traş makinesi", "nintendo","karbonat", "sinema",  "blog", "kerpeten", "bamya");

 

function array_calkala($array)
{
  $max=count($array)-1;
  $sayilar = range(0, $max);
  srand((float)microtime() * 1000000);
  shuffle($sayilar);

  foreach ($sayilar as $sayi)
  {
    $sonuc[]=$array[$sayi];
  }

  return $sonuc;

}

$yeniArray=array_calkala($tags);

print_r($yeniArray);

İşte yeniden!

Elimde olmayan sebeplerle sunucu bağlantısı kesildiği için 4 gün boyunca biricik sitem de kapalı kaldı. Ancak sorunu aştık. Muhtemelen de yakın zamanda yeni bir sunucuya taşınacağım. Düzenli yazmasam, yazdıklarım çoğu zaman kimseleri ilgilendirmese de buralarda her an bir şeyler yazabileceğim kendime ait bir mecranın varlığını bilmek dahi çok güzel…

En Yakınımdaki Kitap

Bu küçük bir mimleme oyunudur. Özgür‘ün blogunda gördüm. O da arkadaşı Handem’in blogunda görmüş. Hemen kitabı ve cümleyi yazıp kuralları kopyala yapıştır usulü iliştiriyorum.

Masamın üzerinde elimi uzatıp alabileceğim 3 kitap vardı. En kolay erişebileceğimi seçtim. Bu kitap ödünç olduğu için geri iade edilmek üzere hemen gözümün önünde duruyordu. Kitap: Murathan Mungan – Paranın Cinleri.
56. Sayfa yarım bir cümleyle başlıyordu. Onu es geçip saymaya başladığımda 5. cümle şuydu:

  • Bir gün ben de keşfedilecek miyim?

Kitabın hala bende kalmış olması, cümle, kitapla ilgili yazımın içeriği birleşince çok manidar da olmuş.

Evet, her oyunun olduğu gibi bunun da bazı kuralları var. Küçük ve oyuna eğlence katan kurallar. Buyrun:

* Kendinize en yakın kitabı alın.
* Sayfa 56yı açın. Beşinci cümleyi bulun.
* Cümleyi bu kurallar ile birlikte yayınlayın.
* En sevdiğiniz, en moda veya en entelektüel kitabı seçmeyin: en yakınınızdakini alın.

Engelli-hamile gazeteci vs Ben

Bugün, daha önce iki (biriki) yazımda belirttiğim şartlarda yine kardeşimi kursa götürmek için Taksim’deydim. Aslında bugün diğerlerine nazaran oldukça sakin bir gün geçirdim. Ayakkabı boyacısından sucuya kimse de yolumu kesip sohbet etmedi. Yani neredeyse anlatmaya değer bir şey olmadı.  Fakat yine de kısacık anlatmadan geçemeyeceğim bir olay ve karakteri bu yazıma konuk etmek istiyorum. (Şekil yapayım dedim ama, ben yazıp anlatacağım. Ne konuğu?)

Şişli’de evimden çıkıp, Taksim’e kolayca gidebilmek için Osmanbey metrosuna yol aldık. (Şişli’de engelli asansörü yok) Taksim’e kadar da tamamen olaysız gittik. Trenden inip asansöre gittiğimizde halihazırda bekleyen, yaşı 40′ın altında bir adam(!) vardı. Yolunu kesip “burası benim” edasıyla önüne geçtim. Ciddiye almayıp beklemeyi sürdürdü. Dayanamadım, o an düşündüğüm cümleyi sesli olarakona püskürttüm: “Pardon, sadece meraktan soruyorum, okuma yazmanız var mı?” İlk başta anlamadığını belirtince, cümleyi yineledim. Ses tonumu ve mimiklerimi kontrol edip gerçekten merak ediyor gibi olmaya çalıştım. “Var” deyince önümüzdeki tabelayı işaret ederek yeniden konuştum: “Lütfen şu yazıyı okur musunuz?” O da sesli bir şekilde bana(?) okudu. Tabelada şöyle yazıyordu: “Asansörde engelli, yaşlı ve hamilelere öncelik verdiğiniz için teşekkür ederiz.

Devamını aşağıya bir kısmını dialog olarak yazacağım olay, kesinlikle kurgu değildir. Trafiğe kapalı alanda (asansörde) yaşanmış olup, tamamen gerçektir. Sakın evde denemeyiniz, sinirleri yıpratır. (Zaten 58 kişi evinize sığmayacaktır)

- Bu asansörü benim kullanmam gerekiyor?
- Öyle de, bacaklarım ağrıyor, merdiven çıkamıyorum.
- Yürüyen merdiveni kullanın, basamak çıkmanız gerekmiyor.
- Onda da çıkıyorsun..
- Yoo, ilk basamağa ayaklarınızı koymanız yeterli, o çıkıyor yukarı.
- Ama kalabalık, kem küm.. Ben gazeteciyim. Magazinciyim ben. (Büyük adamım ben diyo)
- Hmm, benim de gazeteci tanıdıklarım var. (noolmuş? Benim gazetecim senin gazeteni döver)
- Kim o?
- Serdar Kuzuloğlu.
- O da mı magazinci?
- Hayır, teknoloji yazarı.
- Bu alet akülü mü şarzlı mı? (t.sandalyemi soruyor)
- Akülü ve şarjjjlı! (j’yi bastırdım evet)
- kaç para bunlar? 5000 var mı?
- Bilmiyorum, ben bir dernek vasıtasıyla aldım. Sanırım 2000 liranın üzerine.
- Hmm, peki.. (yeni bir soru geliyordu, sözünü kestim)
- Ee, fakat konumuz bu değildi. Bu asansöre benim binmem gerekiyor.
- Hıı.. (Bu hıı’lar sürdü. Geçiştirir değil, “haklısın” tonundaydı bu hıı’lar ama tepkileri öyle değil di)
- Bakın haber yetiştirecem dediniz, asansör hala gelmedi. Merdiveni kullansanız yetişmiştiniz.
- Hıı..
- Peki hamile misiniz?
- hıı..Hıhı..

Bir süre daha benim spontane sorularım ve onun “haklısın” tonlu hıı’lamaları sürdü. Sonra da susuştuk. Bizi dinleyerek asansör bekleyen genç neslin kalabalığı da iyice artmıştı. (hakkını yemeyeyim, bir de amca vardı) Geciken asansör geçkalmışlığını sonlandırınca asansöre sessizce bindik. 58 kişi asansöre binerken nasıl sessiz kalabildiğimizi hala bilmiyorum. Her neyse, sessizlik sürer, asansör çıkar, pireler berber .. iken, ben son vuruşumu yapacak cümlemi savurdum. “Biliyor musun, magazincileri hiç sevmem ve sırf bu yüzden 7 yıldır televizyon izlemiyorum.” Güldü, “Neden yau?” dedi. İzlemeye değer bulmadığımı anlattım. Arkamdaki 56 kişilik gruptan (+2 kardeşim ve ben =58.. n’aaber? 58 derken sallamıyordum, hesap ortada) göremediğim biri her şeyi yıkıp bitiren cümlesiyle bizi de-şarj etti: Niye yağu? Ne güzel genç kızları gösteriyorlar.

Bi' Büyük Blog