Bir sosyal medya başarısızlığı ifşası: Ylmz Mrgl

Dün öğle saatlerinde Facebook’umda ilginç bir arkadaşlık teklifi gördüm. İlginç, çünkü teklifi yapan Yılmaz Morgül’dü. On sekiz de ortak arkadaşımız var. Herhalde sahte hesaptır, biri eğleniyordur diye ilgilenmeden diğer 60 teklif arasında beklemeye bıraktım. Zaten ilgilenecek vaktim de yoktu. Ancak akşam saatlerinde bakmaya fırsat bulduğumda hesabın gerçekten Yılmaz Morgül olduğunu anladım. Aynı hesap bilgisini Twitter hesabına da yazmış zira.

O an tek düşündüğüm şey bu işin ne kadar saçma olduğuydu. Birbirimizi internette takip etmiyoruz, hiçbir diyalogumuz olmamış. Dolaylı yoldan dahi bir bağımız, ortak bir tanıdığımız yok. Çok saçma! Eh, madem bu kadar saçma, Twitter’da kendisine de “mention” ederek “ne iş” diye sordum. Sormaz olaydım!

Kendisini afişe etmekle suçlandığım gibi, bir sosyal medya başarısızlığına da tanık oldum. Şimdi tüm süreci, ekran görüntüleri ile aktarıp hem yorumlarımı yazacağım hem de “ifşa etme” suçlamasının pek de haksız kalmamasına sebep olacağım. Lütfen ekran görüntülerini aradaki yorumlarımla takip ediniz. (Resimlere tıklayarak tam boy görebilirsiniz) Devamını oku →

Eylül 18 / 2011
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 1 Yorum

Okan Bayülgen’le “Doğada Bir Gün”

Geçen hafta Okan Bayülgen’in Doğa Koleji için çektiği 1 saatlik filmin fragmanını Twitter’da paylaşıp, “1 saatlik reklam filmi” diye eleştirmiştim. Ben böyle düşünürken, bir süredir Okan’la tanışmak (engelliler ve medya ilişkili bazı projeler için) istediğimi bilen Berna‘nın da desteği ile filmin geçtiğimiz Perşembe günkü galasına gitmek için davetiye sahibi oldum. Bu sebeple Berna  ve Krombera‘ya da teşekkür etmek istiyorum. (görsel şurdan)

Tabii davetiye sahibi olunca, filmi umursamayıp “Okan’la tanışma fırsatı” diye sinemanın yolunu tuttum. Bu fırsat bana önyargılarımın ötesinde bir belgesel sinema izleme şansını da vermiş oldu. Bu, “reklam” konusundaki görüşümü elbette değiştirmiyor. Bu yazıda hem Okan’la tanışmamızdan, hem de filmden ve Doğa Koleji’nden bahsedeceğim. Enteresandır, bir yandan da beğenimle, bu reklamın parçası olacağım.

Okan’la Galadan evvel Starbucks’da karşılaştık. Yanına gidip sessizce kahvesini hazırlamasını bekliyordum ama o beklemeden eğilerek beni selamladı, hatrımı sordu. Karşılık verip, hemen “biraz vaktini alabilir miyim?” diye sordum. “Bir film çektik de, şimdi oraya yetişmem lazım” derken, sözünü kesip davetli olduğumu belirttim ve yukarıda (sinema katında) buluşmak üzere sözleştik. Devamını oku →

Eylül 10 / 2011
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden.., Sinema
Yorumlar 2 Yorum

“Freelance” arayüz geliştirmede ücretlendirme

Başlıkta deyimi İngilizce (freelance) kullandım zira çok da iyi bir Türkçe karşılığı olduğuna inanmıyorum bu sözcüğün. Kabaca bağımsız ve geçici anlamlarında olduğunu söyleyebiliriz. Eski Türkçe’deki muvakkat sözcüğünün ise en güzel Türkçe karşılık olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen yazının devamında kullanmam gerektikçe İngilizcesini kullanacağım.

10 yılı aşan iş geçmişimde, uzun dönemler yalnızca freelance çalışarak para kazandım. Bir şirkete bağlı olarak çalıştığım dönemlerde de zaman ve şirketin sınırları uygun oldukça freelance işler yaptım, yapıyorum ve yapacağım. İnternette farklı alanlarda para kazanmaya çalışsam da asıl olarak yaptığım iş arayüz geliştirmedir. Yani web tasarımlarının tarayıcılarda (browser) görüntülenebilir ve kullanılabilir olmasını sağlıyorum.

Benden, kendileri için çalışmamı isteyenlerin bazıları “şunun gibi bir siteyi kaça yaparsın”, “bizim bir proje var, kaç paraya yapıyorsun sen” gibi sorular soruyor. Bazen de “sayfası x lira”dan bu işi üstlenen insanların ilanlarını görüyorum. Ancak her işte olduğu gibi, arayüz geliştirmede de bir takım bütçelendirme kriterleri vardır ve olmalıdır da. Aşağıda, benim için önemli olan kriterleri yorumlarımla listeleyeceğim. Hepsinden önce söylemem gereken, tasarımı görmeden hiçbir şekilde bütçe belirliyemiyor olmam. Devamını oku →

Ağustos 08 / 2011
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 3 Yorum
Etiketler , , , ,

Engelli engelli asansörü

Hemen soldaki, üzerine tıklayınca büyüyen fotoğraf bundan 2 hafta önce (03.07.2011) Şişhane metrosu Tünel çıkışında çekildi. Gişelerden geçerken dahi görevliler uyarmadığı için de bu sürprizi son ana kadar kimse bozamadı. Fotoğraf’ı “Tünel’e geldik, ger dönüyoruz” diye Twitter‘a attım. Tam da geri dönüyorken, Tünel’de ikamet eden bir abi (Yusuf abi) yardım ederek, benimle birlikte ağırlığı 100kg’ye ulaşan tekerlekli sandalyemi yürüyen merdivenlerde destekleyerek İstiklal’e kadar çıkardı. O kısa yol sohbetinde az şey konuşmadık aslında. Ben sadece Yusuf abinin asansöre dair cümlesini aktaracağım: “Bu asansör geçen haftadan beri böyle. Her gün önünden geçiyorum ben.”

Bu olaydan tam 2 hafta sonra (dün) yeniden Tünel’e inmek istedim. “3 Hafta geçti, yapılmıştır o asansör artık” diye hiç endişe etmeden yola koyuldum ama fazla iyimser düşürmüşüm. Malesef 3 haftanın sonunda asansör hala arızalı. Güvenlik görevlisinden yardım istiyoruz (kardeşimle). “2 kişi olsa çıkabiliriz” diyor kardeşim. Görevli iyi niyetli, yardıma hazır ama “ne iki kişisi, yerime bakacak adam bile yok” diyor. Biraz bekleterek, sağa sola telefon açarak ancak geçici olarak yerine bakacak birini buluyor. Oradan da bana yardım edip yine İstiklal’e ulaştırıyor.

Görevliden aldığım bilgiye göre (onun da alanı dışı olduğu için sadece duyduklarını aktarıyor) gelip asansöre bakmışlar. “Parçası yandı, yurtdışından gelecek” demişler. Öyle de kalmış. Böyle zaruri bir asansör, nasıl 3 hafta onarılamaz? Nasıl yurtiçinde yedek parçası olmaz? Neden bu kadar zamanda parça getirilemez anlamıyorum… Şimdi İstanbul Ulaşım‘ı arayıp (444 00 88) şikayet edeceğim ama ilgilenecekler mi bakalım?

Güncelleme: 1 gün sonra (19.07.2011)
Dünkü şikayetim üzerine İstanbul Ulaşım geri aradı. Arızalı parçanının Almanya’dan geleceğini ve bu hafta içinde beklediklerini iletti. Haftasonuna kadar onarılacakmış. Teşekkür edip kapattım telefonu. Umuyorum söyledikleri gibi olur.

Güncelleme: 10 gün sonra (28.07.2011)
4,5 hafta olmuş. Yapılan tek değişiklik, uyarı levhalarını azaltıp asansörün kapısına kadar çekmek olmuş. Hala bozuk. Bugün dünyanın her yerinden internet üzerinde alışveriş yapıp 1 hafta içinde teslim almak mümkün. Ta Çin’den 1 kuruş bile kargo ücreti ödemeden 2 haftada ürün teslimi alabiliyorum. Böylesi bir durumda, bir asansör yedek parçası 5 haftada nasıl getirilemez? Bir dahaki güncellemede aynı cümleyi 5’i 7 yaparak üçüncü kez tekrarlayacak mıyım? Bu nasıl sorumsuzluk?..

Güncelleme: 12 gün sonra (30.07.2011)
Ve nihayet, 5. haftanın tamamlanmasına 2 gün kala (yazıyı tekrar duyurduktan sonra), bir daha geri arandım. Dün akşam (29.07.2011) 21.30’da asansörün yeniden çalışır hale geldiği bilgisini verdiler.

Temmuz 18 / 2011
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden.., Engelliyim
Yorumlar 3 Yorum

Meme ve sosyal medya üzerine

Daha şu yazının sadece başlığını görünce diyeceksiniz belki, “yazacak başka şey mi kalmadı Simto?” Kalmaz olur mu? Yazacak çok şey var ama bugün hangi biri bu kadar ilgi görüyor? Bir de şike davamız var ama o bitecek. Sonra yine memelere odaklanacağız. Tabii “meme ilgi görüyor, ben de memeleri yazayım” diye düşünmüş değilim. Öyle ilgi çekmek istesem, açar gösteririm zaten. Gerçi benimkilerin ilgi çekeceğini sanmıyorum ama bir denerdim şansımı. Ben bu ilgi ve buna tezat “aa! ne ayıp şey” tepkisi üzerine yazacağım.

2 farklı mevzu var yakın dönemde bu konu ile ilgili. Biri sadece benim gündemimi kapsayan bir meme krizi; diğeri ise Türkiye’yi sarsan Hilal Cebeci‘nin giderek açılan memeleri.

Kişisel olan konuda, bazı diyaloglar özelde yaşandığı için çok fazla detay veremeyeceğim. Ancak bir yazımda geçen “meme” sözcüğünün, bir kurumun hukuk sorumlularının gözüne takıldığını ve “küfür” olarak etiketlendiğini söyleyebilirim. En sağlıklı iletişim için, ilgili yazımda bir düzenleme yapmam gerekiyordu. Yapamayacağımı söyleyip, aracı kişilere “Bu küfür değil. Sadece bir organdan söz ediyorum. Hepimizin sahip olduğu bir çift organ.” Gerçekten de öyle. Arabuluculuk yapmaya çalışan arkadaşım, “belki yerine göğüs diyebilirsin” dedi. “Aynı şey değil ki; göğüs vücudun üst bölümü. Memeler de göğüs üzerinde” deyince birlikte gülmeye başladık. (Nihayetinde meme orada kaldı.)

Tahmin ediyorum, ayıbını sorgulayanların aklına meme deyince bir erkeğin dümdüz göğsü, yediğimiz yoğurdun, peynirin ham maddesi sütü veren ineğin memesi, yavrusunu emziren bir ana yerine, doğrudan seks partneri olarak seçilecek kadının memeleri gelip, bazı fantezileri gün yüzüne çıkıyor. Akıldan geçenler ayıp olunca da, kimin ne dediğinin önemi kalmıyor.

Konuyu anlatttım ama sadece konu özelinde değil her şey. Benim gözlemim en azından, çoğunluğun bana zıt yönde tavır aldığıdır. Aynı büyüklükte bir kitle de geçen haftayı Hilal Cebeci‘nin  memelerine takılarak geçirdi. Konuyu detaylı anlatmaya lüzum yok zannediyorum. Herkesin malumu. Sadece özetleyecek olursak, Hilal Cebeci, memelerini oldukça gösterir bir fotoğrafı Twitter’da paylaşıp “yatmadan önceki halim” dedi panpişlerine. Devamını oku →

Temmuz 11 / 2011
Yazar Simto ALEV
Yorumlar Yorum Yok

Sony Ericsson Xperia Arc incelemesi

Geçtiğimiz haftanın önemli bir bölümünü  Sony Ericsson’nun Xperia Arc model cep telefonunu inceleyerek geçirdim. Micro Sim (ufak sim kart) sahibi olduğum için telefon fonksiyonu ile çok fazla haşır neşir olamasam da, arta kalan durumlarda muhtemelen iPhone’umdan fazla kullanmışımdır. Bunun en büyük sebebi, Android işletim sisteminin bana ilk kez bu cihazla bu denli davetkar göz kırpmasıdır. Şimdi biraz Xperia Arc’ın teknik özelliklerinden, biraz da kullanım tecrübelerimden bahsedip yorumlarımı yazacağım.

Cihaz ilk ele alındığında şekli, boyutları ve hafifliği ile dikkat çekiyor. “Arc” adını veren kavisli tasarımıyla ele avuca güzel oturan telefonun ağırlığı sadece 117 gram. Bu kadar hafif olmasının dezavantajı ise kolayca uçabilmesi. Masamdayken, hafifçe elimi çarptığımda epey sürüklenen alete biraz hızlı carpsak ne olur bilmiyorum ama yok denecek hafiflikte olması güzel. Kutu içerisinden çıkan korumacı kılıf belki bu probleme de çözüm olur ancak ben telefonun tamamını kapsayan kılıflardan hoşlanmıyorum. Zarif tasarımının ölçüleri ise 125 x 63 x 8.7 mm şeklinde sıralanıyor.

4.2 inç’lik ekranı oldukça büyük. Bu kadar büyük bir ekrana sahip olmasına rağmen, beklentilerimin biraz altında bir ekran çözünürlüğü sunuyor: 480×854 piksel. Ekran, yakın zamanda çıkan pek çok smartphone (akıllı telefon) gibi multitouch (çoklu dokunmatik), özelliğine sahip ve çizilmelere karşı dayanıklı. Ekranın büyük olmasının tek dezavantajı ise, kullandıkça pili büyük önemli tüketiyor olması. Ekran karşıdan bakıldığında son derece güzel renkler verse de, açı farklılıklarından oluşan renk kayıpları yine son derece fazla olmuş. Devamını oku →

Temmuz 06 / 2011
Yazar Simto ALEV
Kategori İnceleme
Yorumlar 4 Yorum