logo

Sinemaya yalnız da gidilir.

Az önce ismini vermek istemeyen bir okuyucumla (VaGa) sohbet ederken Benjamin Button‘u izlemesi için biraz baskı yaptım. (a4 ebatında fotoğraf kalitesinde baskı.. Of of.. O değil de, “ismini vermek istemeyen bir okuyucu” falan, pek havalı oldu.) Arkadaşım da listesinde olduğunu, indirip izleyeceğini söyledi. Film yeni vizyona girdi ve sinemada izlenmeyi hak edecek bir film olduğu için de, “olm git izle işte yarın” dedim. Yalnız gitmek istemediği için reddetti beni..
(İtiraf, ben de illegal izledim ama vizyona girmesini bekleyememiştim.)

Tabii ben burada bir arkadaşımdan bahsettim ama bunun örneklerini çok kez yaşadım. İnsanlar yalnız başlarına sinemaya gitmekten çekiniyor. Ben sinemaya gittiğim zaman 1,5 – 2 saat kadar süreyle karşımdaki perdeye bakıyor, yanımdakiyle sohbet etmiyor ya da poker oynamıyorum. Filmi izlememe ise yanımdakinin bir yardımı olmuyor. (Tamam, sinemaya sığınan ergenleri ayrı tutuyorum ama…)  Tek başına sinemaya gidememe, birine ihtiyaç duyma fikrini anlamıyorum.  Üstelik büyük şehirlerde sinemaya gitmek, raftan bir DVD alıp da player’a bağlamaktan uzun zaman almıyor. Benim evden çıkıp en çok 15 dakikada ulaşabileceğim 3-4 sinema salonu var…

Böyle güzel filmleri kaçırmayın. Hatta inadına yalnız gidin. N’olur, n’olmaz; arkadaşınız kulağınıza bir şeyler fısıldar, dikkat dağıtır. Yaa, yaa..

Doğru Türkçe kullanalım.

Aşağıya kopyalayıp, biraz da revize edeceğim yazıyı bundan yaklaşık 2 yıl önce yazmış ve SanalCafe forumlarında paylaşmıştım. Yazıyı hazırlamama en çok cesaret veren şey, birçok insanın uyardığım zaman kibarca kabul edebilmeleri. Tabii buna rağmen bir çok Türkçe Asisi ile hala karşılaşabiliyorum. 

Yazının amacı hatalı kullanılan sözcükleri (herkes / herkez) düzeltmek, yabancı sözcükleri Türkçeleştirmek,  insanlara mükemmel bir Türkçe öğretmek değildir. Sadece okumayı ve anlamayı kolaylaştıran temel imla kurallarını bilgim yettiğince yazmaya çalıştım. Ben yazarken bu kurallara -nadiren hata yapsam da- uyuyorum. İçerik ilgi çekici, faydalı olmadıkça da düzgün bir dille yazılmamış sitelerde çok fazla vakit harcamıyorum. (kullanıcıların içerik ürettiği siteleri ayrı tutuyorum.)

Siz de bu yazıya yorum yaparak listeye eklemeler yapabilirsiniz. Eğer varsa benim hatalarımı düzeltebilirsiniz. Gerektiğinde yazıyı güncelleyip düzeltme ve ekleme yapabilirim.

(daha fazla…)

Sanata bir bakış

Takıntılı olduğum konulardan biri olduğu için, bu yazının içeriğini bir çok yerde sözlü ya da yazılı olarak ifade ettim. Bu yüzden daha önce bir yerde bir başlık altında böyle bir yazı yazıp yazmadığımdan emin değilim. Blogumda yazmadığımı biliyorum ama. (:

Volkan Yılmaz, blogunda “resim değil, fotoğraf” diye haykıran bir yazı yazmış. Ki çok da haklıdıe kendisi. Fotoğrafa resim diyenleri düzeltmek de bende bir refleks olmuştur adeta.  Fakat Volkan bu durumdan yakınırken şu ifadeleri de kullanmış:

 

Resim içtendir, fotoğraf dıştan.
Fotoğraf bakmak, resim görmek içindir.
Resim hayal gücüne dayanır, fotoğraf ise olanla yetinir.

Ben de bu durumu vesile bilip, Sanat’a karşı kendi bakışımı anlatmak istedim.  Konu fotoğraftan açılmışken de fotoğraf ile başlayacağım… Burada belirtmek istiyorum ki Volkan sadece düşündüğüm bir yazıya başlamamda tetikleyici oldu. Bu yazı bir cevap niteliğinde değildir. (: 

Fotoğraf

Fotoğraf uzaktan bakınca ele bir makine alıp, bir delikten (vizör / bakaç) bakmak ve bir düğmeye (deklanşör) basıp o anı dondurmaktan, anısal bir anlam katmaktan ibarettir. Fotoğraf çekmek son derece basittir. Bak ve çek!.. Tabii ki insanlar bir şeyleri “zannettliklerinde” çok ciddi yanılma payları  vardır. Fotoğrafçılığı böyle görenler de yanılıyorlar. Bir fotoğraf çekebilmek için bir çok ayar, terim (iso, white balance, diyafram, enstantane, ışık, renk vs.)  hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. İyi fotoğraf çekebilmek için doğru zamanda doğru ayarları yapabilmek gerekir. Bu anolog makinelerde de böyleydi, daha pratikleşse de dijital (sayısal) makinelerde de böyle.

Tabii bahseceğim asıl konu fotoğraf çekmenin ciddiyeti, zorluğu değildi. “Bence fotoğraf nasıl çekilmeli?” “Hangi fotoğraf güzeldir (benim için)” sorularına cevap vermekti. Neyin güzel bir fotoğraf olmadığını söyleyerek başlayayım önce. (daha fazla…)

  • 3 Comments
  • Filed under: Benden.., Yorumsal
  • Kipitap Çocuk Kitapçısı

    kipitap
    Kipitap.Com hakkında yazmak için ilk alışverişimi tamamlamayı bekledim. Bunun da iki nedeni vardı. Birincisi; Kipitap.com yeni ve heyecan verici bir site. Bunun heyecanıyla tecrübe edinmeden sadece bir tanıtım yazısı yazmak istemedim. İkincisi ise ilk alışverişimi kardeşime yeni yıl hediyesi almak için gerçekleştirdim. Sürpriz olmasını istiyordum ve pakedi kardeşime verene kadar bekledim. Bundan sonraki alışverişlerimizi kardeşimle birlikte yapacağız.

    Kipitap.Com başlıkta da yazdığı gibi bir çocuk kitapçısıdır. Yanlış bilmiyorsam Türkiye’de çocuk kitaplarına odaklanmış başka bir site de yok. Sitenin fikir babası Özgür ve fikir annesi Deniz. Özgür ve Deniz henüz 1,5 yaşında (ya da ben o yaşta olduğunu sanıyorum(: ) tatlı bir kızın, Zeynep’in ebeveynleri. Zaten çocukları için kitap bakarak bir hayli tecrübeli olmuş bu aile Kipi ile birlikte bu siteyi kurmuş. Ekibin tamamını da şu sayfada listelemişler. Umarım bir şeyleri yanlış takip etmemişimdir.

    Bunları yazıyorum, çünkü bu bir site tanıtımı, “heyoo ne güzel düşünmüşler”in ötesinde, fikirlerimi anlatabilmek istiyorum. Yoksa “böyle bir site açılmış” der, geçerdim. Kipitap.Com büyük bir şirket değil, arkasında bir holding yok, hatta kimlerin yaptığı belli. Bir sorun çıktı mı ekipten birilerine kolayca ulaşabileceğinizi düşünüyorum. Bugün büyük alışveriş sitelerinin bazılarının telefon numaralarını bulmak bile mümkün değil..

    Alışverişim aslında tamamen sorunsuz geçmedi. Önce sanal kredi kartımla alışveriş yapamadım, sonra havale ile yaptım ancak sitede hiçbir şeyi seçemediğimden sipariş numaramı baka baka yazmam gerekti. Bunlar tabii kolayca aşılabilir teknik detaylar. Yeni açılmış bir sitede de görünmesi muhtemel. Kendilerine rastladığım küçük hatalarla ilgili bir mail de atacağım. Mutlaka düzelteceklerdir.

    24 Aralık tarihinde verdiğim siparişim ancak 30 Aralık’ta elime ulaştı. (kargoya bir gün önce verildi.)  Gecikmenin sebebi yılsonu nedeniyle dağıtımcı firma ve yayınevlerinde yapılan depo sayımlarıymış. Bu da mazur görülür bir sebep. -Daha önce bir alışveriş (?) sitesinden aldığım cep telefonu kargoya verilmeyince 7-10 günlük bir mücadele sonucu telefonlarına ulaşarak istediğim renk olmadığı için göndermediklerini öğrenmiştim. Bir haber dahi vermediler- 26 Aralık tarihinde ise Kipitap.Com’dan biri mail atarak durum hakkında bilgi verdi. Üstelik anladığım kadarıyla mail elle yazılmıştı. Bir otomatik mesaj değildi. Bu güzel bir şey…

    Bugün kargo elime ulaştı. Hediye paketi seçeneğini işaretlememiştim. Fakat şık bir hediye paketine sarılmıştı kitaplar. (Bilseydim kardeşime vermeden önce kargo paketini atardım. (: ) Paketin içinden aldığım 4 kitap, 4 adet Kipi’li kitap ayracı, bir kaç sticker çıktı. Bir de benim siparişimde olmayan bir kitap. Üzerinde bir post-it vardı bu kitabın. Mutlu yıllar diliyordu Kipi ekibi. Bu detayı yazmamın asıl sebebi ise post-it’in üzerine elle yazılmış olmasıydı. Yine samimiyeti gösteren bir detay. Hazır bir kart olsa “Amaan, dolduruyorlar işte pakedi reklamla” derdim ama.. Böylesini görünce seviniyor insan.

    Kardeşimse biraz erken aldığı hediyesine çok sevindi. “Hediye” statüsüyle “sürpriz” olarak ona ilk kez kitap aldım. Bu yüzden ne tepki göstericeğine dair tereddütlerim vardı ama, iyi bir hediye almışım. Gerçi sonra “Ben de elektro gitar aldın sandım” dedi ama, neyse.. :D Kitapları onunla seçmediğimiz için okuduğu kitaplardan birini de almış oldum. Gerçi benim aldığım başka bir yayın evinden çıkmış ve daha dolgun gözüküyordu ama burda mesele kardeşimin bir Samet Behrengi arşivine sahip olduğunu bilmememdi..

    Hah, aldığım kitaplar mı? 
    VINNN!!..
     Çocukluk Limanına Sığınan Foklar
     Koca Sevimli Dev
    Küçük Kara Balık

    sunipeyk32
    visitor stats