logo

Yandex.com.tr açıldı!

Yandex, geçtiğimiz hafta Esma Sultan Yalısı‘nda düzenlenen özel bir davetle kendini internet kullanıcılarına tanıtıp, Türkiye pazarına girdiğini duyurdu. Lansmanda Rusya’nın lider arama motoru Yandex’in geçmişinden, Türkiye’ye girişinden, farklarından detaylıca bahsedildi. Ben de davetliler arasında yer alarak, gördüklerimi, dinlediklerimi bu yazıda paylaşmak istiyorum.

Davet bana ilk ulaştığında, çok önemli bir gece olmasına rağmen kararsızca reddettim. Ortada Google gibi bir dev var. Lansmana günler kala Yandex’in sitesi hala Türkçeleşmemiş haldeydi ve benim Yandex’in geleceğine dair önyargılı bir umutsuzluğum vardı. Fakat devam eden ısrar ve artan merakımla katılmaya karar verdim.

Yandex.com.tr Esma Sultan, benim yaşam sınırlarım için fazla lüks bir mekan. Ancak bu kadar şık ve pahalı bir mekan seçimi hem davetlilere verdikleri değeri, hem de özgüvenlerini simgeleyen önemli bir detay olarak görünüyor. Nitekim gece neredeyse kusursuzdu. Her şey için özenle çalışıldığı açık. Ancak daha önemlisi, sunum ve yemek öncesi koktelyde Yandex Türkiye çalışanlarının davetlilerin yanına gelip tanışmasıdır. Bana kendini tanıtan tüm Yandex ekibi, benim hakkımda az çok fikir sahibiydi. Kim olduğumu, ne yaptığımı kafi miktarda biliyorlardı. Daha önce hiçbir bağlantımızın olmadığını düşünürsek, davetliler için de özenli bir çalışma içerisine girdiklerini söyleyebiliriz.
Bu yazının devamını oku »

Dün öğle saatlerinde Facebook’umda ilginç bir arkadaşlık teklifi gördüm. İlginç, çünkü teklifi yapan Yılmaz Morgül’dü. On sekiz de ortak arkadaşımız var. Herhalde sahte hesaptır, biri eğleniyordur diye ilgilenmeden diğer 60 teklif arasında beklemeye bıraktım. Zaten ilgilenecek vaktim de yoktu. Ancak akşam saatlerinde bakmaya fırsat bulduğumda hesabın gerçekten Yılmaz Morgül olduğunu anladım. Aynı hesap bilgisini Twitter hesabına da yazmış zira.

O an tek düşündüğüm şey bu işin ne kadar saçma olduğuydu. Birbirimizi internette takip etmiyoruz, hiçbir diyalogumuz olmamış. Dolaylı yoldan dahi bir bağımız, ortak bir tanıdığımız yok. Çok saçma! Eh, madem bu kadar saçma, Twitter’da kendisine de “mention” ederek “ne iş” diye sordum. Sormaz olaydım!

Kendisini afişe etmekle suçlandığım gibi, bir sosyal medya başarısızlığına da tanık oldum. Şimdi tüm süreci, ekran görüntüleri ile aktarıp hem yorumlarımı yazacağım hem de “ifşa etme” suçlamasının pek de haksız kalmamasına sebep olacağım. Lütfen ekran görüntülerini aradaki yorumlarımla takip ediniz. (Resimlere tıklayarak tam boy görebilirsiniz)
Bu yazının devamını oku »

Okan Bayülgen’le “Doğada Bir Gün”

Geçen hafta Okan Bayülgen’in Doğa Koleji için çektiği 1 saatlik filmin fragmanını Twitter’da paylaşıp, “1 saatlik reklam filmi” diye eleştirmiştim. Ben böyle düşünürken, bir süredir Okan’la tanışmak (engelliler ve medya ilişkili bazı projeler için) istediğimi bilen Berna‘nın da desteği ile filmin geçtiğimiz Perşembe günkü galasına gitmek için davetiye sahibi oldum. Bu sebeple Berna  ve Krombera‘ya da teşekkür etmek istiyorum. (görsel şurdan)

Tabii davetiye sahibi olunca, filmi umursamayıp “Okan’la tanışma fırsatı” diye sinemanın yolunu tuttum. Bu fırsat bana önyargılarımın ötesinde bir belgesel sinema izleme şansını da vermiş oldu. Bu, “reklam” konusundaki görüşümü elbette değiştirmiyor. Bu yazıda hem Okan’la tanışmamızdan, hem de filmden ve Doğa Koleji’nden bahsedeceğim. Enteresandır, bir yandan da beğenimle, bu reklamın parçası olacağım.

Okan’la Galadan evvel Starbucks’da karşılaştık. Yanına gidip sessizce kahvesini hazırlamasını bekliyordum ama o beklemeden eğilerek beni selamladı, hatrımı sordu. Karşılık verip, hemen “biraz vaktini alabilir miyim?” diye sordum. “Bir film çektik de, şimdi oraya yetişmem lazım” derken, sözünü kesip davetli olduğumu belirttim ve yukarıda (sinema katında) buluşmak üzere sözleştik.
Bu yazının devamını oku »

Başlıkta deyimi İngilizce (freelance) kullandım zira çok da iyi bir Türkçe karşılığı olduğuna inanmıyorum bu sözcüğün. Kabaca bağımsız ve geçici anlamlarında olduğunu söyleyebiliriz. Eski Türkçe’deki muvakkat sözcüğünün ise en güzel Türkçe karşılık olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen yazının devamında kullanmam gerektikçe İngilizcesini kullanacağım.

10 yılı aşan iş geçmişimde, uzun dönemler yalnızca freelance çalışarak para kazandım. Bir şirkete bağlı olarak çalıştığım dönemlerde de zaman ve şirketin sınırları uygun oldukça freelance işler yaptım, yapıyorum ve yapacağım. İnternette farklı alanlarda para kazanmaya çalışsam da asıl olarak yaptığım iş arayüz geliştirmedir. Yani web tasarımlarının tarayıcılarda (browser) görüntülenebilir ve kullanılabilir olmasını sağlıyorum.

Benden, kendileri için çalışmamı isteyenlerin bazıları “şunun gibi bir siteyi kaça yaparsın”, “bizim bir proje var, kaç paraya yapıyorsun sen” gibi sorular soruyor. Bazen de “sayfası x lira”dan bu işi üstlenen insanların ilanlarını görüyorum. Ancak her işte olduğu gibi, arayüz geliştirmede de bir takım bütçelendirme kriterleri vardır ve olmalıdır da. Aşağıda, benim için önemli olan kriterleri yorumlarımla listeleyeceğim. Hepsinden önce söylemem gereken, tasarımı görmeden hiçbir şekilde bütçe belirliyemiyor olmam.
Bu yazının devamını oku »

Bi' Büyük Blog