sandik_cover

Kısa yazmaya çalışacağım…

Önceki iktidar, 3 ay önceki seçim sonucundan memnun kalmadığı için birkaç gün sonra yeniden oy kullanacağız. 3 Ay içinde kimsenin siyasi görüşünde, oy verme kriterinde bir değişim olmadığını düşünüyorum. Benim olmadı. Bu yazı da kimsenin görüşünü değiştirmeyecektir. Aynı sonucu beklediğim bir seçim öncesi yine de söylemek istediğim bir şey var.

Benim bir siyasi görüşüm yok. Sağcı, solcu, liberal, demokrat, muhafazakâr, sosyalist, kominist ve aklınıza gelen hiçbir -ci ve -ist benim görüşlerimle doğrudan örtüşmüyor. Birçoğunun ne demek olduğunu derinlemesine bilmiyorum bile. Partici de değilim. Oy verdiğim, vereceğim ve her zaman değişebilecek parti(ler) var ama hiçbir partili de değilim.

Bu siyasetten anlamadığım, hiç bilmediğim anlamına gelmiyor. Sadece bu kalıpları, bu yüzyılda aklım almıyor. Devletin yapması gereken şeyler vardır. Hükümete kim gelirse gelsin bunu sürdürmek ve iyileştirmek zorundadır.

Asgari sağlıklı yaşam koşullarını sağlamak, suçu azaltmak, her vatandaşa eşit haklar sağlamak, çocuklara iyi bir eğitim vermek için; sanatın, sporun ve bilimin gelişmesi için, dünyayla entegre, çağdal bir medeniyete sahip olmak için sağcı ya da solcu olmaya da gerek yoktur. Bence yoktur. Bu insanlıkla ilgili bir meseledir. Bu yazının temel konusu da bu.

Bununla birlikte; hiçbir arkadaşımın siyasi görüşünü, dinini, meshebini, ırkını, cinsel kimliğini kendisi açık bir şekilde belirtmediği sürece bilmem. Bu bilgiye de ihtiyaç duymam. Her insanı “birey” olarak değerlendirir, o kişinin fikirlerine, tavırlarına, zevklerine, aramızdaki iletişime, onun bana olan yakınlığına, karakterine vs. göre ilişki mesafemi ayarlarım. Kimisi çok yakınım, kimisi “uzak arkadaşım” olur. Ancak bunu belirleyen şey kişinin kendisidir.

Fakat ne yazık ki yakın zamanda kendi doğrularıma bir manada ters düşüp AKP’ye oy vermiş ve AKP’ye oy vermeyi sürdüren arkadaşlarımla olan mesafemi, onları görüş alanımın dışına çıkaracak kadar açmaya çalıştım. Bunu yalnızca Facebook’ta “arkadaşlıktan çıkar” butonuyla değil, internet dışındaki iletişimimle de uyguladım.

Bunun sebebi aslında siyasi değil. Benim siyasi bir görüşüm yok. Apolitik değilim; siyasi bir görüşüm yok. Bunun sebebi insani. Çünkü insan olmaya ve bunun gereklerini yerine getirmeye çalışıyorum.

AKP iktidarda kaldığı 13 yılda bu ülke için iyi ya da kötü birçok şey yaptı. Zaten bazılarının iyi dediğine, bazıları kötü dedi. Sonra bu “bağzıları” “benim yüzde ellim” ve “senin yüzde ellin” diye ikiye ayrıldı. Hiçbiri umrumda değil.

AKP için yolsuzluk söylentileri, çeşitli ses kayıtları çıktı mesela. Hukuksal olarak kanıtlanamadı. Yani bazılarımız inandı, bazılarımız inanmadı. Gerçek mi, değil mi o da umrumda değil şu an.

Sürekli bir şeyler yasaklandı, duble yollar yapıldı, sansürün dibini, birçok hukuksuz yargılamayı, dün siyah diyenlerin bugün beyaz diyebildiğini gördük. Bunları da boşverin. Hepsi bir noktada çözülebilecek, geriye dönüşü olmasa da gelecek için onarılabileceğini biliyorum. Ya da bunların doğru, gerekli olduğunu düşünüyorsan varsın öyle olsun…

Dedim ya; benim kararım siyasi değil. Bana ağır gelen bir şeyler var…

300’ün üzerinde madenci tedbirsizlikten, ihmalden, denetimsizlikten, yasal boşluklardan dolayı yok yere ölürken hükümetin hiçbir sorumluluk almamış olması beni rahatsız ediyor. Yine de bu onların yönetimidir; eyvallah diyelim. Ama bunu görmeyenler ve destekleyenleri hiç anlamıyorum. Oysa oy verin ya da vermeyin, iktidar partisine “o madende yaşam odalarını zorunlu kılacak yasa neden yoktu” (hala yok) diye sormak çok zor değil.

Soma faciası bizim “iş cinayeti” olarak andığımız tek örnek değil. Yakın zamandaki en büyük örnek sadece. Hepsini sıralamayacağım…

Daha dün mesela; genç bir kız, Dilek Doğan öldü. Komada, hayata dönmesini beklerken öldü. Komada olma sebebi vurulmuş olmasıydı. Vuransa bir polisti. Hem de öyle bir suç işlemiş de kaçarken falan değil; sadece evini aramaya gelen polise “galoş giyin” dedi diye. Bunu, bu iktidarın bu cesareti verdiği bir polis memuru yapıyor. Olabilir; bu iktidar ipin ucunu biraz kaçırmış olabilir.

Ancak AKP seçmeni hemen ardından kız için “şöyleymiş, böyleymiş” demeye başladı. Ya neyse ne! Burda bakman gereken şey neden öldüğü. Çünkü bir polis bugün “galoş giyin” diyeni vurma cesaretini buluyorsa, yarın seni de gözgöze geldiğin bir polis sorgusuz vurabilir (İç Güvenlik Yasası buna izin veriyor). Tekrar ediyorum: Dilek’in vurulma sebebi sadece “galoş giyin” demesi… Sizin arkasından konuştuğunuz şeyler değil…

Sonra mesela Gezi’yi yaşadık… Boşver şimdi mesele 3-5 ağaç mıymış, başka bir şey miymiş… Boşver haklı mıymış haksız mıymış… Boşver ilk kaç gün iyiymiş, sonra bozmuş… Boşver arkasında hangi örgütün olduğunu… Ben ne için desteklediğimi, haklı olduğumu, kimseye kötülük etmediğimi, kimsenin desteğini almadığımı biliyorum. Sen de bana inan…

Dedim ya; ne olduğu önemli değil Gezi’nin. Gezi’de gençler, çocuklar öldü. O önemli bence. Gezi’den bu yana kimler kimler öldü ama hepsine girmenin lüzumu yok.

Gezi’de Ethem Sarısülük’ü polis kafasından vurdu; alkışlayanlar oldu. Nefsi müdafaymış. Ethem de elinde kalkanı olan polise taş atmış. Öyle ya; taş kurşundan daha öldürücü bir silah. Bu cesareti verene de, alana da söyleyecek çok sözüm yok ama bunu destekleyenle derdim var.

Ali İsmail Korkmaz bir ara sokakta kıstırıldı. Polisi fırıncısı birlik oldu, çocuğu döve döve öldürdüler. Sonra olayın görüntüleri silindi. Bir takım görüntüler de bulundu. Her şey açıktı ama sonuç yoktu. Aynı şeyi soruyorum: Genç bir çocuğun polis tarafından öldüresiye dövülmesine nasıl mazeret üretebiliyorsunuz?

Saymayacağım Gezi’den bu yana kaybettiğimiz herkesi. En başta söylemek istediğimi, bana en ağır gelenini, tüm kararlarımı etkileyeni de yazıp bitireceğim.

Berkin Elvan…

13 Yaşında bir çocuk. Polisin hatalı kullandığı biber gazı tüfeğinden çıkan biber gazı kapsülüyle kafasından vuruldu Berkin. Bir yıla yakın zaman komada kaldı ve öldü.

13 Yaşında bir çocuk…

Akılları ne kadar kötü işliyorsa, 13 yaşında bir çocuğa terörist dediler. Kendi çocukluklarını, kendi çocuklarını, çocuk olmanın masumiyetini unutacak kadar ruhsuzlaşmışlardı.

Bir fotoğrafına bakıp elindeki sapanı, yüzündeki maskeyi, yaptığı evrensel zafer işaretini; cebindeki varlığı hala meçhul torpili (bakkallarda satılır) mazeret gösterip ölümünü hak gördüler.

AKP seçmeninin, 13 yaşında bir çocuğun ölümüne mazeret üretebildiğini gördüm…

“Ne işi varmış sokakta” dediler. Bir çocuğun neden sokakta olduğunun sorgulanmasını geçtim; olay anında TOMA ve Mobeselerce çekilmiş görüntüler çıktı ortaya. Kriminal Büro (yani bizzat polis) bu görüntüleri inceledi. Bu görüntüler servis edildi. İzledik.

Görüntülerde bir polisin olay, eylem, yürüyüş, toplanma, protesto (adına her ne dersen de) olmadığı halde gaz bombası atan tüfeğini yere parelel tutarak nişan alıp ateş ettiği var. Biber gazının öldürücülüğü hâla tartışılabilir; ancak bir tüfekten çıkıp kafaya isabet eden biber gazı kapsülü kesinlikle öldürücüdür. Hatta daha yakın mesafeden anında öldürebilir. Araştırmasını size bırakıyorum.

13 Yaşında bir çocuk, bir polisin nişan alarak ateşlediği gaz fişeğiyle kafasından vurularak öldü (deneyin, bu cümleyi bir seferde takılmadan yazmak çok zor).

Ve dönemin başbakanı bu çocuğun annesini, çocuk terörist olduğu için(!) meydanlarda yuhalattı.

Benim başbakanla bir derdim yok. O istediği yönetim biçimini, gücü elde etmek için elinden geleni yapıyor. Kendi hedefleri doğrultusunda doğruyu böyle görmüş demek ki…

Ancak benim Berkin Elvan’ın annesini yuhalayan, 13 yaşında bir çocuğa terörist diyen, sanki kendi hç oynamamış gibi elindeki sapanı silah gören (polisin tüfeği ne?), cebindeki varlığı belirsiz torpile “patlayıcı” diyen; 13 yaşında bir çocuğun ölümüne mazeret üreten seçmenle derdim büyük.

Birkaç gün sonra, bir teknik listenin 2. katına tekerlekli sandalyeyle tırmanıp, millet vekili seçiminde hakkımı kullanmak için tekrar oy kullanacağım.

Bu amaçla verdiğim karar siyasi olmayacak.

Sadece insani olduğunu düşündüğüm bir kararla oy kullanacağım.