One Dergisi ile söyleşi

Genel Yayın Yönetmenliğini Ömer Üner’in yaptığı  One Dergisi, bu hafta benimle bir söyleşi yapıp blogumdan bahsetmeyi teklif etti. Mutluluk, heyecan ve şaşkınlık duygularını bir arada yaşayarak kabul ettim. One Dergisi hayatına online platformda devam eden kökü bir girişimcilik ve kariyer odaklı dergi. Bu güne kadar yerli-yabancı pek çok isimle yapılan sayısız röpörtajın da altında imzaları var.

Teklif geldiğinde bilmediğim şey, -kendi cümleleri ile- “Türkiye’nin belli başlı bloggerlarını konuk etmeye karar vermeleri” ve ilk olarak beni seçmeleri. bu kararda beni ilk konuk olarak seçtileri ve blogumu hakkında sözetmeye değer buldukları için kendilerine çok teşekkür ediyorum.

Söyleşiyi şuradan okuyabilirsiniz: Blog Blog Dedikleri

Mart 10 / 2010
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden..
Yorumlar 2 Yorum

Güle güle Bloxoo

Blogumu açtığım daha ilk gün Blograzzi’ye üye oldum. Hem ziyaretçi olarak yeni bloglar keşfetmemi sağlayan muazzam bir blog diziniydi, hem diğer blog yazarlarıyla iletişimde olmamı sağlıyordu. Aynı zamanda güzel bir “gerçek  hit” kaynağıydı.

Daha sonra Blograzzi el değiştirip Bloxoo oldu. Tasarımı yenilendi dense de öncekine modifiyeler yapıldı. Daha sonra blog yazılarım adeta Bloxoo’nun parçasıymış gibi gösterildi ve ancak “yazının devamı” linki ile orijinal azım “frame içinde” görünür oldu. Oysa ben Bloxoo için yazmıyordum. Başka kullanıcıların da daha pasif konuma geçtiğini farkettim. Artık ne gerçekten yeni bloglar kazandım ne de bahsettiğim etkileşim vardı.

En azından blogum için hit kaynağı gördüğüm, hitten ziyade yazılarımı okuttuğum Bloxoo’dan ayda yalnızca 2 ya da 3 ziyaretçi gelir oldu. Bunlar da “okur” değil. Zaten değişen puanlama sistemi de beni kategori içinde 800 sıra kadar gerilere itip iyice ulaşılmaz yaptı.

Sonucunda, çok değerli bir blog dizini olan Bloxoo ne bireysel olarak bana ne de bloguma bir şey katmaz oldu ve blogumdan Bloxoo tracker kodlarını kaldırdım. Güle güle Bloxo…

Mart 03 / 2010
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden..
Yorumlar 2 Yorum

“Üzülüyorum”

Dün gece uyku öncesi düşünme ritüelimde farkettim ki son zamanlarda çok fazla şeye “üzülüyorum”, “canımı sıkıyor” tepkisi vermişim. Bazen bir sohbette dile getirdim, bazen bir yerlerde yazdım. Bazen de kimse duymadı, iç seslerimde kaldı. “ne oluyor, ne bu şikâyet” diye sorgulamaya başladım sonra. Yakın zamanda nelere bu tepkiyi verdiğimi hatırladım ve sonuca vardım.

Ne zaman özensiz bir iş ve bunun sonucundaki hataları görsem, bu konuda bir iki laf etsem, sonuna üzüldüğümü eklemişim. Yapılan işe, emek eksikliğine, özensizliğe, kayıplara… Oluşan bütün, vahim bir sonuca denk geliyor sanki. Sanki?..

Şubat 07 / 2010
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden..
Yorumlar 3 Yorum

Sosyal medya kampanyaları

Devir sosyal medya devri, malum. Herkes de sosyal medya uzmanı (SMU). Çok tartışıyoruz, konuşuyoruz bunları. Bir yanda SMU nedir, kimdir ve ne yapar tartışması var. Diğer yanda da sosyal medya kampanyası. Hepimiz de iyi mi, kötü mü değerlendiriyoruz bunları. Hani hepimiz SMU’yuz ya…

Kampanyalar sosyal medya sitelerinde tease (Türkçesi ne bunun?) ediliyor. Dijital lansmanlar yapılıyor. Facebook aplikasyonları, en çok like edene ödüller (oy vermekten like etmeye devrim nitelikli bir geçiş yaşadık), türlü çeşit atraksyonu var bu işin. Bunlardan biri de hediyeler, bedava ürünler.

Seçilmiş bazı sosyal medya kullanıcılarına, blog yazarlarına markalar dönem dönem ürün pakedi hediye ediyor. İş beleşçilikse, her şey muazzam. Blogumu yazarım, beleşimi kaparım. Daha ne olsun?..

Peki ya markaların amacı bu mu? “50 tane blog yazarını eğlendirelim, tamamdır bu iş” mi diyorlar, yoksa iyi konuşulmak, doğru yazarları hedeflemek ve onlara doğru şekilde ulaşmak mı istiyorlar? Muhakkak olumlu reputasyon almak istiyorlardır. Blog yazarı güvenilirdir. Ben “bu ürün güzelmiş” dersem, TV reklamına inananlardan çok daha fazlası bana inanır. (izleyici/okur – inanma oranı) Ortalama bir Facebook kullanıcısı statüsüne sağlıklı bir şey yazarsa, aldığı like ve yorumlarla, share’lerle binlerce kişiye ulaşabilir. Buraya kadar sorun yok.

Ancak yalnızca bedava ürün göndermek, doğru geridönüşü sağlar mı? Evet, soru bu. Yazıya vesile olansa Mey İçki’nin yeni dönem kampanyaları. Devamını oku →

Şubat 03 / 2010
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 12 Yorum

Nokia 5800 yeni firmware v40

Nokia 5800 XM için geçen yıl Ekim ayından beri söylentisi olan yeni yazılımı takip ediyorum. v40 olan yeni 5800 yazılımı beklendiği gibi Kinetic Scrolling ve yeni Home Screen ile geliyor. Fakat Kinetic Scrolling malesef her yerde yok.

Yeni firmware çıktıktan en çok 1 saat içinde yükledim. Hala FOTA ile ve bazı product code’la NSU ile dahi güncellemek mümkün değil. 1-2 Hafta içinde tamamen yayılacaktır sanıyorum. FriendFeed’de açtığım feed‘den alıntılarla gözlemlediğim Nokia 5800 v40 (4.0) yeniliklerini bir de blogumda maddeleyeceğim. Farkettiğim ya da öğrendiğim yeni özellikler için de girdiyi güncellerim.

– List Menü şeklinde olan her yerde (ayarlar, sms’ler, mail’ler vs.) kinetic scrolling var. Grid View olanlarda (ana menü, programlar vs.) kinetic scrolling yok. (umuyorum bir v41 çıkar bunun için)

– Home Screen (ana ekran) güncelleme sonrası normal geliyor. Home Screen teması Contact Bar olarak değiştirilince yeni Home Screen  görünür oluyor.

– Yeni Home Screen’de yukarıda “carousel” olarak gelen contact bar, aşağısında e-mail hesapları, aşağısında -açıksa- müzik player ve en altta kısayollar var. Corousel’de Kinetic Scroll var fakat takılabiliyor.

– Contact Bar‘da bir kişiye tıklayınca son SMS’ler, -varsa- kişinin RSS feed’i, arama süreleri gözüküyor. Bu ekrandan tabii ki arama yapılıyor, RSS ekleniyor, SMS atılıyor.

– Güncelleme bittiğinde Nokia’ya otomatik bir SMS attım. Sent Items’de duruyor ama açamıyorum.

– “app update” adını “SW update” olarak güncellemiş. Kullanılabilirliği de artmış görünüyor.

– Telefon yatayken Alphanumeric alfanumerik tuş takımı açılamıyor. Aynı şekilde telefon dikken full qwerty klavye açılmıyor.

– Tuş kilidi varken çağrı geldiğinde yeni bir ekran var. Bu ekranda Answer (cevap ver) ve Unlock (kilidi aç) butonları var. Tasarımı değil fakat kullanımı iPhone’daki “slide to unlock” butonuna benziyor.

– Real Player 12 Ekim 2009’da çıkan versiona güncellendi.

– Tuş Kilidi varken alarm çalarsa, çağrılarda olduğu gibi “slide to unlock” benzeri iki buton halinde “stop” ve “snooze” çakıyor. Bu butonlara dokunmak yeterli değil. Kaydırmak gerekli.

– Dokunmatik Ekran tepkileri iyileştirildi.

Ocak 13 / 2010
Yazar Simto ALEV
Kategori Haber, Teknoloji
Yorumlar Yorum Yok

Starbucks’da engel yok

Bundan birkaç ay evvel Özgür Alaz Starbucks‘ın LikeMind‘a sponsor olduğunu ve elde edilen gelirin tamamının yıl sonunda Tohum Otizm Vakfı’na bağışlanacağını duyurmuştu. (Sadece Ekim’de 263 içecek satılmıştı) Starbucks‘un elini böyle bir taşın altına iyi niyetle koyduğunu görünce aklıma gelen ilk şey “engelliler için de bir şey yaparlar mı?” oldu…

Özgür’ün de yardımıyla hemen (aynı tarihlerde) Starbucks ile iletişim kurduk. Onlar da erişim probleminin farkında olduklarını, mimari yapının hali hazırda uyumsuz olmasından da sıkıntı çektiklerini belirttiler. Ve hemen ilk müjdeyi de verdiler. Bir şubelerine engelli müşterilerin erişimi için bir zil takmışlar. Hedeflerinde bu projeyi büyütmek de varmış.

Bu konuda kısa bir iki e-posta trafiği yaşadık. Ben naçizhane görüşlerimi ve deneyimleri, onlar ise yaptıklarını paylaştı. Ve ardından derin bir sessizlik çöktü. Ta ki birkaç gün öncesine kadar.

Starbucks bu konudaki çalışmalarını sürdürmüş. Şu an itibariyle 10 adet mağazasına bu zillerden yerleştirmiş. İhtiyaç halinde bu zilleri kullanarak yardımcı olacak birilerini çağırmak mümkün. (bu uygulama yokken dahi ne kadar yardımsever olduklarını bizzat deneyimlemiştim.) İlk hedefleri Ocak ayı sonuna kadar İstanbul’da cadde üzerindeki tüm mağazalara bu zillerden takmak.  Projenin bir sonraki aşamasında ise belirli mağazalara erişimi kolaylaştıracak rampaların yerleştirilmesi var..
(Şu an zil takılan mağazalar: Suadiye, Caddebostan, Bahariye, Plajyolu, Çiftehavuzlar, Beyoğlu, Tünel, Galatasaray, Elmadağ ve Bebek.)

Böylece ilk kez zincir mağazalardan biri engelli erişimi konusunda gereken hassasiyeti gösterip çalışmış oldu. Umarım bir gün başkaları da bu yolda küçük de olsa bir adım atacak. Ben de o zamana kadar tek başıma gidebildiğim bir Starbucks mağazasında keyifle mocha’mı içeceğim…

Ocak 12 / 2010
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 11 Yorum