Twitter ve başarılı Türk ünlüler

Bir sosyal medya ahkam keseni olarak daha önce Sosyal Medya’da Ünlüler başlıklı yazımda Sertab Erener ve Demir Demirkan’ın sosyal medyaya sert ve başarılı girişini yazmıştım. Twitter, Friendfeed gibi araçları diğerlerinin aksine ajansa bırakmak yerine kendileri yazarak gerçek bir iletişim içindeydiler. Şimdilerde bu tavırdan vazgeçmiş görünüyorlar. Ancak artık birçok şarkıcı, oyuncu, televizyoncu, siyasetçi, gazeteci vs. kendi kimlikleriyle kendi hesaplarını yönetebilir ve bir duyuru makinesi olmak yerine birey olarak Twitter’ı kullanır oldular. (Henüz diğer platformlarda var olduklarını söyleyemeyiz.)

Tabii hala pek çok kişi de hesabını ajanslara bırakıyor. Kimisi konser, oyun vs. duyurusu yapıyor sadece, kimisi de tek bir tweet yazmadan “yumurta”dan 1.5 milyon takipçi topluyor. Ben kendi kimliği ile yazanlardan bahsedeceğim. Daha doğrusu takip ettiğim ve Twitter’ı hayranlarına aşk hayatını anlatmak ya da “ayy bende szi chok seviorum canlarm :))” yazmak için kullanmayan birkaç kişi hakkında yazacağım. Zaten başka türlü örnekler üzerine birkaç yazım var: [1] [2] [3] [4]

Bu yazı bir araştırma konusu değil, tamamen benim kişisel takip, gözlem ve diyaloglarımdan oluşan bir görüş derlemesidir. Sakın ola ciddiye almayınız.  Sıralama da rastgeledir. Haydi, başlayalım… Devamını oku →

Aralık 29 / 2011
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 6 Yorum

Justin Bieber bir internet davasına sebep oldu

UYARI: Bu yazı 18 yaşından küçükler için uygun değildir.
Justin Bieber hepinizin malumu, bacak kadar boyuyla dünyanın en populer şarkıcılarından biri olup “Küçük İbo’nun neyi eksikti” diye düşündürtmekte. Üstelik Küçük İbo’muz başıboş dolaşırken, Justin Bieber tüm yakışıklılığıyla Selena Gomez diye bir ablayı (Abla çünkü kendisinden büyük. Bendense 8 yaş ufak) da götürmektedir. Justin’in atletik vücudu, sivilceli suratı, lego adam saçları fırtınasını canım ülkemde de öyle bir estirdi ki; yüksek teraslarda “I love you Justin Bieber” diyen genç kızlarımız oldu.

Hal böyle olunca da yurdumun yakışıklı delikanlıları çekemez oldu bu oğlanı. Kolay mı, 15 yaş altındaki tüm kızlar ona hayran. Valla benim zamanımda böyle biri olsa intihar etmiştim. Hatırlıyorum, bir defasında kızın biri sahnede Tarkan’a tangasını fırlatmıştı da içim cız etmişti. Oysa benim hiç tangam olmadı sevgili okur. O yıllarda tek eğlencem tangram çözmekti. Neyse, konumuz bu değil…

Geçtiğimiz Perşembe akşamı bir video çıktı ortaya. 12-13 yaşlarında 2 kız çocuğu Omegle‘de. Omegle, dünyanın her tarafından rastgele insanlarla anonim olarak kameralı sohbet edebileceğiniz bir servis. Özünde çok seksi olsa da özellikle erkekler yüzlerini göstermeye utanıp başka uzuvlarını göstermekten çekinmediği için yine çok seksi olsa da o yaşta bir kız için de çok da uygun değil zannediyorum.

Karşı tarafta ise yine aynı yaşlarda 2 erkek çocuğu var. Video’yu kaydeden de onlar. Yalnız ufak bir fark var ortada. Kamera yerine Justin Bieber’in evde çekilmiş bir görüntüsünü açmışlar. İngilizce yazıyorlar. Bizim kızlar da 8 dakika boyunca Justin Bieber’le konuştuğunu sanıyor. Çığlık atıyorlar, seviniyorlar, şaşırıyorlar… Hiç düşünmüyorlar “Justin’in benimle ne işi olur” diye. Haklılar da. Neden olmasın? Justin Milyon dolarlık, istediği kız elinin altında bir velet de olsa Omegle’de bir Türk kızına aşık olabilir. Video’nun sonunda ise bizim oğlanlar gerçek yüzlerini gösteriyorlar. İki kızımız da acemi bir orta parmak işareti ile çocukları selamlayıp “biz anladık ki” ayağı yapıyorlar. Devamını oku →

Aralık 25 / 2011
Yazar Simto ALEV
Kategori Acayip, Haber
Yorumlar 40 Yorum

Akıllı Duy almak aptallıkmış

Zaman zaman blogumda marka ve ürün deneyimlerimi paylaşıyorum. Kimi zaman memnuniyetimi, kimi zamansa şikayetimi yazılı olarak da kaydetmiş oluyorum. Marka ve ürünler hakkında yazarken dikkat ettiğim bir husus iyisini de kötüsünü de eksik tutmamaktır. Hatta ürünü çok kötü bulursam yazmamayı dahi tercih edebilirim. Ancak bazı anlarda da yazmak gerekiyor sanırım. Bu yazıda aracıyı güzelleyecek olsam da Sinbo’nun bir uzantısı olan Scarlett marka “akıllı duy” adlı ürün ve firmanın hizmet kalitesi hakkında tek bir satır iyi söz yazamayacağım.

Odamdaki mobilya değişikliğinin ardından masa lambamdan kurtuldum. Tavan lambasını açmak için ise anahtara erişemez oldum. Duvardan masama kablo çekerek bu sorunu geçici olarak halletsek de bu çirkin görüntüden kurtulmak istiyordum. Biraz araştırınca da uzaktan kumandalı duyları keşfettim. İlginç bir ürün. Elektrikçilerde veya yapı marketlerde bulamadım. İnternetten alacağım. (almaz olaydım) Pek çok yerde stok tükenmiş. Gittigidiyor ve Sahibinden’de 15 liralık ürünü 60-90 liraya satanlar var. Koşarak uzaklaştım!

Derken 12 Kasım tarihinde bir e-ticaret sitesinde ürünü 18 lira gibi bir fiyata buldum. Bolu’da bir şirket. Bizim “main stream” sitelerden biri de olmadığı için ilk başta pek güvenemedim. Sonra online destek servislerini gördüm. Yazılı olarak ürünün ellerinde olup olmadığını sordum, “var” dediler. “Peki kumandası içinden çıkıyor mu?” dedim. Cevap olumlu. Cumartesi akşamıydı. “O halde sipariş veriyorum” dedim. Pazartesi günü kargoya vereceklerini söylediler.

Nitekim öyle oldu. Hatta Pazartesi günü telefonla arayıp “Yanlış bilgi vermişiz. Ürünün kendi kumandası yok. Herhangi bir TV kumandasıyla çalışıyor.” bilgisini verdiler. Böylece beni vaktinde ve benden önce arayıp bilgilendiren ilk alışveriş sitesi olarak tarihe geçtiler. Onayımla birlikte ürün kargoya verildi ve 15 Kasım salı günü elime ulaştı. İşte gerginlik yaratan zamanlar da o zaman başladı. Devamını oku →

Aralık 14 / 2011
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden..
Yorumlar 15 Yorum

Blog yazarının kitap yazarından ne farkı var?

Gazeteciler ve blog yazarları arasında sanal bir polemik yaratıldığı dönem Gazeteci vs Blog Yazarı başlıklı bir yazı yazıp fikirlerimi paylaşmıştım. Şimdi böyle bir gündem yok zannediyorum. Dün gece blog yazarlığından kitap yazarlığına geçen PuCCa [1] [2], Muhabbet Kralı’na konuktu. Okan Bayülgen sordu: “blog yazarı ve yazar arasında ne fark vardır?” Tonlaması bana “fark yoktur” cevabını da veriyor gibi hissettirdi bana. Ancak soru “fark var mı?” olursa, “vardır” veya “yoktur demek de çeşitli şartlara göre değişmekte ya da zorlaşmaktadır. (görsel burdan)

Kitaplar edebi eserlerin yanında eğitim, biyografi, kişisel gelişim vb. kategorilere ayrıldığı gibi bloglar da daha spesifik kategorilere ayrılabiliyor. Örneğin teknoloji, fotoğraf, moda gibi. Kitaplarda da bu kategorizasyon olabilse de, bir fotoğraf kitabı ekseriyetle ya bir sergidir ya da bir eğitim kitabı. Ancak bir fotoğraf blogunda farklı içeriklerin biraradalığı sık görülür. Niş yayın yapan bloglar daha çok her bir içeriğini hazır olduğunda -yani yeni sayıyı beklemeden- gördüğümüz aylık dergiler gibidir. Bu yazımda, bu tanımlamalardaki kitap ve bloglardan bahsetmeyeceğim.

Yaşam blogları (kişisel bloglar) ise bu yazının temel ögesidir. Kitap ve blog yazarı kıyaslamasında ana unsurun edebiyat gücü ve içerik niteliği olduğunu gözlemliyorum. Ben bir kıyaslama yapılması gerektiğini zaten düşünmüyorum. İşin esası basit: Düşünen, düşündüğünü aktaran ve en önemlisi yazan her insan değerlidir. Yazmak, konuşmaktan ve bazen susmaktan daha güçlü olan iletişim biçimidir. Üstelik yazarken, konuşurken gözardı ettiğimiz ifade eksikliklerini öyle dikkat etmeliyiz ki; yazarak konuşmadaki ifade biçimimizi de kuvvetlendiririz. Devamını oku →

Aralık 08 / 2011
Yazar Simto ALEV
Kategori Yorumsal
Yorumlar Yorum Yok
Etiketler , , ,

Dünya rakı ve engelliler haftasını kutladık

Gerçek manasıyla olmasa da şiddeti her gün artan bunalımlı bir ay geçirdim. Sıkıcı bir bayram tatilinin ardından 3 haftalık haftasonlarını da kapsayan bir çalışma maratonuyla havaların pek güzel olmaması bir araya gelince, bir aylık bir süreyi evden dışarı adım atmadan geçirdim. Çalışma tempom yoğun yaşanmış olsa da işim oturup kod yazmak olunca yorgunluğum da ağırlı olarak mental oluyor. Artık fiziken yorulmam, zihnen boşalmam ve ardından güzel de bir dinlenmem gerekiyordu. Haftasonu tam olarak bunlar oldu.

3-10 Aralık Dünya Rakı Haftası ve aynı zamanda Engelliler haftası. Yani benim için çifte bir kutlama bahanesi vardı. Rakı haftası Türkiye ile birlikte 7 ülkede hafta boyunca kutlanıyor. Yeni Rakı’nın düzenlediği kutlamaların ilki Cumartesi gecesi Kumkapı’daydı. Ben ne gitmeyi planlamış ne de blog yazarı etkinliklerine katılmıştım. Ancak Cuma akşamı Zarakol Dijital’den gelen davete itiraz edemedim. Cumartesi rakı tadında bir akşam yaşadım. (elimde geceden fotoğraflar yok fakat sağdaki fotoğraf tüm rezilliğimin özetidir)

Hem bir süredir görmediğim insanlarla karşılaştım, hem bazılarından güzel haberler aldım hem de yeni yüzler gördüm, tanıştım o akşam. Vurulan kadehlerin eşlik ettiği davullu klarnetli bir müzikal çoşkudan, Yeni Rakı Orkestra’sının sokaktan geçişine; gece ilerledikçe artan çoşkuyla herkesin ayrı telden söylediği geceyi ben kısa bir uyku ile kapattım.  Aşırmayı planladığım tef de orada kaldı. (: Devamını oku →

Aralık 05 / 2011
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden.., Engelliyim
Yorumlar Yorum Yok

Ve PuCCa yüzünü gösterdi

Geçen yıl çıktığı gibi yazmıştım Küçük Aptalın Büyük Dünyası hakkında. Hem kitaptan sözettim, hem blog yazarlığından yazarlığa geçişten, hem de anonim kalma hakkından. Dizüstü Edebiyat serisinde yazan her yazar eleştirilmişti. İlk olduğu içindir belki, en çoğu PuCCa’ya geldi. Bu eleştiriler çoğunlukla edebiyata değildi. Yani “edebi olarak, olmamış bu kitap” demek yerine, kitabı okumayan insanlar “twitter ünlüsü”nün kitap yazmasından, anonim kalmasına kadar her şeyi eleştirdi.

Sıradan bir blog yazarlığından, popüler bir blog yazarlığına doğal bir süreçte geçti PuCCa. Twitter çıkınca, orada da tanınır oldu. Kitap fikri ortaya çıktığında zaten kimsenin ona eliyle vermediği bir popülerliği vardı. O popüler olduğu için de eleştirildi. Kitap, köşe yazarlığı, dergi vs. işlere rağmen anonimliğini korudu. Herhalde ulusal bir gazete ekinde gerçek adını kullanmadan yazan bir tek o vardır. (adı hala gizli)

Öyle ya da böyle kendi  haklı sebepleri vardı kimliğini gizlemek için. Ancak kitapla birlikte fotoğrafını bulup yayınlamak için yarıştı insanlar. Yayınlayanlar da oldu. O kendini korumaya devam etti. Geçen yılki kitap fuarında imza günü düzenleyip, bir paravanın arkasından imzalamıştı kitapları. Bazıları öyle düşünse de bu gizlenme ticari bir strateji değildi.

PuCCa şimdi 2. kitabı Pucca Günlük ve Geri Kalan Şey‘i çıkarttı. Pazar günü de yine fuarda, imza günü vardı. Bu defa bir farkla, yüzünü gizlemedi. Açıkça kendini gösterdi. Geleneksel medyanın da yeterince ilgi odağı olmuşken, televizyonlarda boy göstermek gibi bir şansı vardı. O ise sadece imza gününde, gelenlere görünür oldu. Yani sadece kitabını imzalamak, seveniyle buluşmak, paravan zahmetine girmemek için oradaydı. Pek tabii herkes fotoğrafını çekti, paylaştı. Paylaşacaktı da zaten. Bunda bir şey yok. (ben yine de bloguma koymayacağım)

Olay bundan sonra başlıyor. Fotoğrafın ardından sözlükler, Twitter, Facebook ve sairde yapılan yorum sayısı abartısız, binlere yakındır. Çoğunluğun ortak söylemi ise bir çirkinlik söylemi olarak “g.tüme benziyor.” (bu aynı zamanda “benim popom çirkin” demek) İyi ama kızcağız kimseye güzel olmayı vaat etmedi ki. Güzel olmasını gerektirecek bir işi de yok. Oyuncu, manken, şarkıcı vs. değil. Sadece yazıyor.

Okuduğumuz yazarların, şairlerin kaçına bakıyoruz güzel mi, çirkin mi diye? Bir müzisyenin ensturmanından çıkan sesler midir esas olan yoksa kendi güzelliği midir?  Peki siz güzel misiniz? Çirkin insan kötü müdür?

PuCCa bahane aslında…
İnsanları tipine, dinine, yaşına, sesine, tuttuğu takıma, siyasi görünüşüne, giydiği renge, yediği yemeğe, eğitimine, sevdiği kıza/herife, yaşadığı yere göre değerlendirmekten hiç vazgeçilecek mi?

Kasım 22 / 2011
Yazar Simto ALEV
Kategori Yorumsal
Yorumlar 9 Yorum
Etiketler