18 Mar
Şu blogu kurduğumdan beri işlerimden artakalan vakitleri hep blog siteleriyle oyalanarak geçiriyorum. Fark ettim ki blog olayı kendi başına bir kültür oluşturuyormuş. Bu kültürün içinde fark ettiğim şeylerden biri de mimlemek veya mimlenmek. Kabaca blogların, yazıları içinde başka bloglara link vermesine mimlemek deniyor. Linki verilen blog da mimlenmiş oluyor. Genelde bir yazıya link verilip jest veya gönderme yapılıyor. Bazıları da mim zinciri kuruyor.. Özendim.. Ben de birilerini mimleyeceğim.. Oh, çatlayın:p
ASP’ye tecavüz eden kardeşim Selim,
PC World’ün neyzeni Atalay,
Tek içerik yazıp blog’u bırakan Burçin,
Yazı işleri müdürüm Selçuk,
Bu siteden sonra yorum yazdığım ilk blogun sahibi Emel,
Sizlleri mimliyorum!..
17 Mar
Vücut saati diye bir şey var biliyorsunuz. Çok acayip işler. Eğer kurmayı başarırsanız bu saati, yaşadınız! İstediğiniz saatte uyursunuz. Sabahları da alarmlı bir saat kurmuşçasına dakik uyanırsınız. Mucizevi.. Fakat ne yazık ki benim saatim çalışmıyor…

Gece yatıyorum, uyuyamıyorum. Sabah oluyor kalkamıyorum. Bu sabah 8.30 kalkmam gerekirken 10.30 zorla kalktım. Şu an da saat 18.12 ve ben uykusuzluktan göçmek üzereyim. Oysa uykuya vakit ayırmayı sevmem ve gece geç uyuyabilsem de gereğince uyudum. Neden benim saatim de doğru emri doğru zamanda vermiyor ki?
17 Mar
Soru basit: malum arılarla yapılacak olan uyuşturucu denetimi ters tepip arıların uyuşturucu ticaretinde kullanılmasına sebep olur mu?
16 Mar
“Sevgili günlük” cümlesiyle başlayan tek bir yazım dahi olmadı sanırım bundan evvel. Oysa bu bir blog sitesi. Blog, kabaca “web günlüğü” demek.. Online olarak yazılan günlükler.. Oysa bugün birbirinden farklı amaçlar için onbinlerce blog sitesi varken, hiçbiri “günlük” olarak kullanılmıyor belki. Tıpkı benimki gibi..
Fakat muhtemelen bir çoğunuz ömrünüzün sadece 3-4 akşamını olsun günlük yazmaya ayırmışsınızdır. Ben hiç yazmadım. Ne yazacağımı da bilmiyorum. Yazsam, herhalde şöyle bir şeyler yazardım:
Sevgili günlük;
bugün benim için bambaşka bir gündü. Çünkü tam 3 dakika erken kalktım.
Hemen elimi yüzümü yıkayıp bir şeyler atıştırdım ve işimin başına geçtim.
Bir ara da kitap okudum bir kaç sayfa.. Derken akşam oldu, yatıyorum..
Yarın görüşürüz günlük.
Söz, yarın senin için bir karbon kağıdı alacağım….
Aslına bakarsanı, delice geliyor bana. İnsanın kendi kendine konuşması gibi bir şey bu. Oysa başkalarına anlatmak çok daha keyifli. Hem “günlük okunmaz”. Kimseyle paylaşılmayacaksa neden yazayım ki? Sayfalar da çürüyüp gidecek.. Oysa paylaştığım insanlarla belki bir ömür konuşurum tüm anılarımı.. Bir sayfaya bakmaktan daha güzel bir çift göze bakmak..
Yaa, işte öyle..