logo

Cumhuriyetimizin 85. yılı mı?

Bu akşam haberlerlerde cumhuriyetimizin 85. yılına dair oldukça ilginç ve ülkem için bir o kadar da sıradan bir habere denk geldim. Cumhuriyetin 85. yılına gelmemize rağmen, hala bir çok resmi kurumda 75. 80. yıl bayrak ve tabelaları asılı duruyor. Haberin temel konusu buydu ancak ben bu durumu es geçeceğim. Her ne kadar hoşgörülür, affedilir mazeretler olmasa da kurumlar bu ihmalkarlık için parasızlığı, dalgınlığı vesaire bahane edebilir. Haberin içeriğinde ise sokak röpötajlarına yer verilmiş. Şüphesiz ki içerik bütünlüğünü sağlamak için röpörtajlar seçilip montajlanmış. Yine de korkunç bir şey! “Bu yıl cumhuriyetimizin kaçıncı yılı?” sorusuna 85 diyemeyen insanlar var. Hesaplayarak dahi söyleyemiyorlar üstelik. Her ne kadar bloguma bu içeriği yazarken “yorumsal” kategorisini seçmiş olsam da, konunun kendisini yorum olarak bırakıp susuyorum..

Cumhuriyetimizin 85. yılı kutlu olsun. “daha nice 85 yıllara” demeyeceğim zira böyle dileklere lüzum olmadan bu cumhuriyetin bazı karşıtlarına rağmen yıkılmayacağını biliyorum…

Not: İçerik görselini Müge Cerman’ın FriendFeed mesajından izinsiz olarak aldım…

Bedava Digitürk izle, bedava film indir

Dikkat! Bu Meriç Kara’ya bir mimdir: Tıkla, Digitürk’ü bedava izle.

Sinema’da Saw gerginliği..

Bugün SanalCafe‘nin 23. sinema organizasyonunu gerçekleştirdik. Kaç kişinin gelmediğinden listenin son halini görmediğimden emin değilim ama 89 kişilik bir katılımcı listesiyle gittik. İzlediğimiz film de SAW 5‘di. Mesele de burada başlıyor işte.

Saw serisi hepinizin de bildiği gibi, biraz kanlı ve şiddet içerikli bir filmdir. Kabul diyorum, kan tutanı var, midesi bulananı var vs. Ancak bir insan kandan, bir miktar sanal şiddetten ne kadar korkabilir ki? Üstelik bu bir korku filmi değil. Hemen sol yanımda oturan dişi bir arkadaşım filmin daha ilk dakikalarında yüzünü bana çevirdi, elime ani bir hamle yapıp sıkıca tuttu ve sahne sonuna kadar “bitti mi?” deyip durdu. Netekim film boyunca da bu tavrını sürdürdü… Avucumda hala tırnak izleri duruyor. (yok, şaka yapıyorum. o kadar da değil.) Şimdi yine bazı şiddet sahneleri için tavrını kabul edilir varsayacağım.. Yoksa zaten diğer bazı kızlar da bana şiddet dolu gözlerle bakmazlardı. Ancak bu arkadaşım filmin en sakin sahnelerinde bile elimi tutarken, bas sesleriyle senkronize bir şekilde sıkma şiddetini arttırıp azalttı. Nasıl bir reflekstir o yahu?

Gerçekten ilginç buluyorum bu durumu, o yüzden yazıyorum. Yoksa canım arkadaşımı çok severim, keyifle de tutarım elini. Tırnaklasa da canı sağolsun. ((: Ama bir filmde, tamamen sanal olarak bir insanın orasının-burasının kesilip biracık kan akması ne kadar korkutucu olabilir ki? (iğrenç demedim, korkutucu dedim)

Neyse, bu kez girişi yaptım ama araya toparlayıcı nitelikte bir kaç cümle serpiştiremeden film hakkında da bir şeyler yazayım.

Her şeyden önce, yorumum diğer izleyicilerle ortak bir fikir içeriyor. “İlk 4 filmi izlemeyen, izlememeli.” Çünkü tam bir devam filmi. Zaman zaman geçmişten ve önceki filmlerden görüntüler görüyoruz. Bir çok şey de bilinmeyince anlamsız kalıyor.

Film için “beğendin mi?” diye sorarsanız, “evet, güzeldi” derim. İyi vakit geçirdim. Bir miktar gerildim. Ama buna rağmen tatmin olmadım. Film cinayetler, şiddet, kan içeriyor. Ama ilk 2 filmle kesinlikle Jigsaw‘ı katil de olsa savunurdum. Çünkü o cinayet işlemiyor, insanlara ölümle yaşam arası bir seçim şansı veriyor. Yaşamayı seçenlerle yaşamak için bir amaç veriyordu. Jigsaw kurbanlarını masumlardan seçmiyordu. Ve onları öldürmüyor, onlarla bir oyun oynuyordu. Ve bu filmde artık bu amaçtan çok çok uzaklaşıldığını fark ettim.

Flashback nitelikli zaman kaymalarındaki kamera hamleli geçişlerse (ki bu 4. filmde de vardı) anlık da olsa filmden kopup algı bozukluğu yaşamama sebep oldu. Böyle kurgular bazen oldukça can sıkıcı olabiliyor. Zaten böyle bir filmde ihtiyaç da yok ki böyle kurgulara?..

Yaa.. Yaa.. 6. film de yoldaymış..

Ben doğmuşum..

Bundan tam 24 yıl önce hem de.. Bu kadar.. Yazmayacam bir şeyler. Doğum günümde bile çalışıyorum çokça.. :S

Bi' Büyük Blog