O demişti Her Şeye Rağmen Yalnız Değiller diye. Çünkü yanlarında o vardı. Hiç yalnız bırakmadı kanser hastalarını. Çünkü biliyordu yenilebileceğini. Tam iki defa yenmişti kanseri.  Ondan iyi kim bilebilirdi ki nasıl savaşılacağını, nasıl yenilebileceğini…

Davut Topcan bu yüzden motoruyla ülkeyi dolaştı. Bu yüzden blogunda anlattı tüm yaşadıklarını ve öğrendiği her şeyi. Belki hekimler bile onun kadar bilmiyordu bu hastalığı… Tüm sebebi de buydu belki üçüncü kez kansere yakalanmasının. Onun iki kez iyileşmesine, ulaşabildiği her kanser hastasına ve yakınlarına umut vermesine dayanamadı, son gücüyle yeniden saldırdı. Bu defa Davut’un da son gücüydü, çok direndi ama hayatta kalmayı başaramadı. Davut, ben bunları yazmadan birkaç saat önce aramızdan ayrıldı…

Her şeye rağmen bu bir yenilgi değildir. Bu kanserin galibiyeti de değildir. Davut son savaşı kazanamasa da iki kez gösterdi nasıl kazanalacağını. Tüm bildiklerini anlattı ondan sonra geleceklere. Bu savaş bitmedi. Mücadele sürecek…

Davut’un ölümüne üzülmüyorum. O öyle yaşadı ki; dünya üzerindeki varlığı ondan kat kat fazla olanlar onun kadar dolu dolu, umut verici yaşayamıyor. O ölümün kucağında bile akla gelmez işler yapan, hayatına ara vermeyen bir adamdı. Hani unutuplup, arkasından kötü konuşulup vakti geldiğinde “iyi bilirdik” denenler var ya; Davut için herkes yaşarken “iyi bildiğini” söyledi. Hem arkasından, hem yüzüne…

Üzülmüyorum ama… Acıtıyor be… Daha doğru tabiri ile “koyuyor”. Daha Otuzuna gelmemiş bir adam; akranım. Birbirimizi geç tanısak da yollarımız az kesişmemiş. Yaptığı çok şey vardı ama bitiremediği şeyler de az değil. Yarım bıraktıkları kendi için değil, yine kanser hastalarına umut olsun diye… Şimdi onsuz nasıl olacak bilmiyorum…

Acıtıyor çünkü tam anlamıyla “dağ gibi” denecek bir adam, karşımda gülerek “ben kanseri yendim, n’aaber” diye eğleniyordu. Hani bilmesen, “hade len ordan, sen grip bile olmamışsın” dersin. Üçüncü kere kansere yakalandığında da öyleydi. Dimdik karşımda. Ben ölümün kıyısında bu adamla bir hastane odasında eğlenerek sohbet ettim. O da eğleniyordu zaten. İşte bu acıtıyor…

Son günlerinde öyle değilmiş ama… Burda tarif etmeyeceğim nahoş bir biçimde yatıyormuş aynı hastane odasında, yatağında. Öyle görmeye cesaret edemediğimden de yanında olamadım o günlerde… Görmek bi yana, onu o halde düşlemek bile mümkün değil. Göremedim… Bilmiyorum iyi mi yaptım, kötü mü… Ama ben bu acıyı ilk kez yaşamıyorum. Her şey daha 9 yaşımda, babamın ölümüyle başladı. Yanımda ölen hastalarla aynı odada yattım. Şimdi Davut nasıl onlar gibi görünebilirdi ki?..

Her neyse; Cennet ya da Cehennem’e inanmadığım bilinir. Yine de bazılarının arkasından derim, “eğer gerçekten varlarsa, o şimdi Cennet’de…” Davut için fazlası var; O şimdi aynı umudu Cennet’den uzatıyor ihtiyacı olanlara… Biliyorum, Davut’u göremeseler de hepsi hissedecekler bunu…