Geçen hafta sosyal medyada gündem olan meselelerden biri Twitter’da #ozurdileaylinaslim hashtag’in Trending Topic (çok konuşulan -kısaca “TT” yazacağım-) olmasıyla herkesin dikkatini çeken Aylin Aslım ve Cihat Akbel atışmasıydı. (Aslında diyalog yaşanmadığı için ne kadar atışma denir bilmiyorum.) Olayı canlı takip ederken oldukça sinirlensem de; üzerine yazmayı düşündüğümde yazmamanın daha iyi olacağına karar vermiştim. Ancak Cihat’ın TRT Haber kanalındaki Sosyal Medya TV programına konuk olması ve süreçte yaşananlar benim gözümden öyle çirkindi ki; “artık yazma zamanı” dedim ve başladım. (fotoğraf: Ozan Eicher)

Mevzunun başlangıcını Aylin Aslım’a yapılan küçük bir şaka olarak değerlendirebiliriz. Belki niyet de buydu ama maksadını aştı. Hem de çok aştı. Cihat’ın televizyona çıkma sürecinde yaşananlar ise tuz biber oldu. Tüm süreci kendi gözümle anlatacağım ama peşinen söylemek istiyorum; bu yazıda Aylin Aslım lehine yazacak olsam da; bir Aylin hayranı değilim. Kendisini sever ama tek bir şarkısını ezbere bilmem. Karşı taraf Cihat Akbel’i ise olay gününe kadar tanımazdım. Yazacaklarımın hepsi naçiz bir internet işçisinin görüşleridir.

Her şey Aylin’in şu tweet‘i atmasıyla başladı.

Abazan trollerin en neşeli saatleri bu saatler. Adamsınız, adamın dibisiniz. Sizin de işiniz zor be…

Cihat Akbel de sözde abazan olarak bu tweet’e alındı. “Biz abazanlara laf edemezsin” ana fikirli tweet’lerle karşı atağa geçti. Buraya kadar sorun yok. “Gururlu abazan” modeli hoş bir şaka olabilir. Ancak bu model, #ozurdileaylinaslim hashtag’i ile desteklenince, işin rengi değişti. Bu hashtag altında Cihat ve arkadaşlarının yine “gururlu abazan” motifli tweet’leriyle şenleniyordu ki; bu hashtag TT oldu. Böyle bir hashtag’in TT olması da; TT olmasıyla yaşanacaklar da öngörülemez değildir. Zaten Cihat, arkadaşları ve olaya taraf olanların çabası da bu hashtag’i TT yapmak üzerineydi. Başka hiçbir sebeple bu kadar sık tekrar edilemezdi.

Bu hareket, niyet ne olursa olsun kasıtlı yapılmıştır. Durduk yere birine saldırır gibi özür diletmek, kitlesel bir hareket başlatmaksa ancak onur kırıcı olabilir. Cihat Akbel’in attığı “kafasına orak fırlatmak lazım” tweet‘i ve benzerleri de özellikle tüm bu süreçte açık bir saldırı olarak nitelendirilebilir. Cihat bunun siyasi bir sembol olduğunu iddia etse de konunun abazanlıktan siyasete nasıl geldiği de, bu sözün o hararette nasıl şaka olarak algılanacağı da tartışmalıdır.

İş bu kadar hareketlenince ise daha başka bir boyuta geçildi. Gerek Aylin’i sevmeyenler, gerek dün varlığı bilinmeyen adam Cihat’ın bir anda fanı olanlar, gerekse “mevzu varmış biz de karışalım” diyenler hashtag’e destek verdi. Tehtitler, hakaretler, aşağılamalar ve küfürler gece boyu havada uçuştu. Hangi niyetle olursa olsun kasıtlı başlatılan bu hareket son derece çirkin, hukuki olarak sorun yaratacak bir meseleye dönüştü.

Cihat, “başkalarının yazdıklarından beni sorumlu tutamazsınız” diyor. Genel olarak haklı. Peki hashtag’i başlatan, onu TT yapmak için uğraşan diğer bir deyişle “saldırın emrini” veren kimdi? Sorumlu değil midir? Bu kadar zeki bir adam bu oyuna düşecek kadar düşüncesiz hareket eder mi? Peki kendisinin yazdığı “yaşama sevincini elinden alacağız” tweet‘i açık bir tehtit değil miydi? Hayır, şakaydı. Değil mi?

Yaklaşı 2 güne yayılan bu hengamede Aylin Aslım boş durmadı ve avukatı aracılığıyla dava açıp bunu basın yoluyla duyurdu. Ardından fısıltı halinde konu hala konuşulsa da; işin doğrusu ortalıkta derin bir sessizlik başlamıştı. Ta ki Sosyal Medya TV bunu bozana kadar.

Programa gelmeden önce söylemek istediğim iki şey var:

Birincisi; internetteki hak ve özgürlüklerle ilgili.  Daha önce PuCCa ile ilgili yazımda anonim kalmanın bir hak olduğundan bahsettim. Bırakın İnternet Düşmanlığını yazımda internetteki adamın da sokaktaki adam olduğundan bahsettim. Sokaktaki insan evinde bir ünlüye küfrediyorsa, beğenmiyorsa, eleştiriyorsa; bunu internette de yapabilmeli. Birileri gerçek düşüncelerini paylaşana kadar herkes çok sevildiğini sanıyordu. Ancak öyle olmadığını görmek pek çoğuna ağır geldi. Bununla birlikte, sansüre karşı yürüyüşte de en önde gidenlerden biriydim. Biri, misalse Aylin Aslım’dan hoşlanmıyorsa, bir tweet atıp “seni sevmiyorum” diyebilmeli. Sınır aşılırsa da iş hukuka ya da kişinin takdirine kalır, o ayrı. Ancak bu mevzuda bireysel tavırlar değil, kitlesel bir saldırı vardı.

İkincisi; Sosyal Medya TV programı ve sunucusu Serdar Kuzuloğlu ile ilgili. Programı alanında tek olduğu ve interneti iyi tanıyan biri üstlendiği için her zaman takdir ettim. Bir o kadar da konuk seçimlerinin -bana göre- çok yanlış olmasından, her zaman açık olarak eleştirdim. Yeri geldi Serdar’ı yakın bir dostummuş gibi savundum. Bunu tamamen tarafsız bir gözle, gelen eleştirileri haksız bulduğum için yaptım. Sonucunda, birilerinin “Programa çıkmak için yalakalık yapıyorsun” tepkisini aldım. Bir haftadır Serdar ve programa olan öfkemi paylaşıyorum. Bu yazıda da tavrının -bana göre- ne kadar yanlış olduğunu anlatacağım. Bu iş böyle. Yarın haksız eleştiri görürsem yine savunacağım, öbür gün gerekirse söveceğim. Bu konuda bir yorum yapacaksanız, bu paragraf aklınızda olsun.

Şimdi gelelim Cihat Akbel’in Sosyal Medya TV’ye konuk olmasına…

Cihat Akbel’in daha konuk olacağını öğrendiğim an, tepki göstermeye de başladım [1], [2][3]. Tepki göstermemin sebebi yukarıdaki paragraflarda yazdıklarımla ilgilidir. Bir insana (kimliğini geçtim) sözde şaka diye onur kırıcı, saldırı ve tehtit içerikli bir hareketi kasti olarak başlatıp başkalarının da hakaret ve küfür yağdırmasına sebep olarak sözüm ona “sosyal medya ünlüsü” olan birinin televizyonda alkışlanması kabul edilir şey değildi. Şüphesiz söz hakkı olamalıydı. Ancak Aylin Aslım’ın da sözü olan bir programda “neden yaptığı” sorgusuyla. Bir “internet kahramanı” olarak değil.

Buna rağmen hala mümkün olduğunca sessiz izleyici olmayı kabul ederken, yayına 2 saat kala işlerin rengi iyice değişti. Programa alınacak diğer konuklar, Cihat Akbel de konuk oluyor diye “o çıkarsa biz çıkmayız” dediler. Cihat Akbel’in konuk olacağı günler öncesinden belliyken 2 saat kala vazgeçmeleri ne kadar etik mutlaka tartışılır. Bana göre bu da eleştirilmeli. Ancak bu, tüm süreçte öyle ufak bir detay ki…

Konuklardan biri Yunus Günçe, Aylin Aslım’ın arkadaşı(ymış). İpek Tanrıyar ve Merve Sevi‘nin ise hiçbir tanışıklığı yok(muş). Progamın “Aylin Aslım konuklara baskı kurdu” iddiası üzerine açıklamalı oldu.  Yusuf Günçe, “aramızda baskı yok, arkadaşlık var” dedi. Merve Sevi bunun ortak bir karar olduğunu belirtip, programa hiçbir zaman çıkmayacağını dile getirdi. İpek Tanrıyar, Merve’nin tweet’ini RT etmekle yetindi. Görünene göre bir baskı yok. Belki geç öğrendiler durumu, belki planladılar. Son anda vazgeçmek doğru olmasa da hikayedeki en masum şey bu.

Şimdi gelelim hem Sosyal Medya TV programının resmi Twitter hesabından hem de Serdar Kuzuloğlu’nun kendi Twitter hesabından yapılan açıklamalara. Birebir kopyalıyorum.

Birkaç konuya açıklık getirme zamanı: @aylinaslim bu geceki konuklarımızı arayıp çıkmamaları için baskı kurmuş ve konuklarımız gelmiyor.

Oysa bu geceki konumuz @aylinaslim olayı değildi. Sadece @cihatakbel ‘e şahsen olayı sorup netleştirmekti. Bu konularda duruşumuz bellidir.

Diğer konuklar @ipek_tanriyar, @mrvsevi ve @yunusgunce dedi ki ” @cihatakbel çıkmazsa çıkarız”.

Biz de bu gece programı Aylin Aslım Sendromu özel gecesi yapıyor ve sadece @cihatakbel ‘i konuk ediyoruz. Hodri meydan!

Hafta boyu aralıksız her kanaldan bu konuya devam edeceğiz ama şimdilik son sözümüz: #aylinaslimozurdilesin ve #cihatakbelteksizhepiniz !

TRT’de yayınlanan bir televizyon programı, bir internet troll‘ü için (programda troll olarak tanıtıldı) bir sanatçıya “hodri meydan” diyerek, meydan okudu. Dahası yine Aylin Aslım’a özür diletme çabasına girerek aynı fitili yeniden ateşledi. Televizyonun gelebileceği en saldırgan ve ucube hallerden birine ulaşmıştı. Bir televizyon programı, ülkesinin sanatçısını halka açık hedef olarak gösterip, bir şekilde “saldırın” diyor. Gerçekten özür dilenecek bir şey olsa amenna. Fakat bir sözde abazanın alınganlığı üzerine, yediği onca küfre karşın suçlu duruma düşürmek büyük haksızlıktır.

Program başladığında ise Cihat Akbel ile birlikte, programın konuk koordinasyonundan da sorumlu kişi Yalçın Arı konuktu. Dürüst olacağım, 1 saat 45 dakika kadar süren programın yalnızca ilk 45 ve son 10 dakikasını izledim. İzlediğim tüm anlarda Yalçın Arı sadece Cihat Akbel’i savunuyordu. Cihat ise yaptığı -bana göre- eşekliğin farkındaydı. “Sonradan edilen küfürler konusunda Aylin Aslım haklıdır” dedi. Ancak bütüne baktığımızda kendini gururla savunmayı sürdürdü.

Bu arada Serdar Kuzuloğlu programda ne Twitter hesabında olduğu gibi meydan okuyabildi, ne de #aylinaslimozurdilesin hashtag’ini telafuz edebildi. Ancak #cihatakbelteksizhepiniz hashtag’ini vurgulayarak Cihat Akbel üzerindeki desteğini esirgemeyi ihmal etmedi. Ben Serdar’ın büyük bir risk aldığı inancındayım. Programda ağızdan kaçacak en ufak bir söz, başlatılan savaşın yol açacağı en ufak bir tahribat ve dahi “saldırın” emrinin kendisi Serdar’ı programdan çekmeye yetecek güce erişebilirdi. Neyse ki öyle bir şey olmadı. Programa kendi deyimi ile “yağmur gibi yağan” tweet’ler gözlerini parlatacak kadar ilgi ve destek doluydu.

Sonuca geldiğimizde bir hukuki süreç yaşanacak gibi duruyor. İşin hukuki boyutu bir tarafa, Cihat Akbel’in namı da, yarattığı etki de (yarın bir kitap teklifi almazsa) 1-2 hafta içinde unutulacak. Sosyal Medya TV aynen devam edecek. Aylin Aslım’ın yaşadığı kırgınlık ise hep hatrında kalacak.

Haydi şimdi hepinize bol saldırgan, nefret dolu günler. Yiyin birbirinizi canlarım. En çok yumruğu vurana en çok ödülü verin. Çünkü en çok mağdur olan odur.