Yeni, Yine “İlkler” yazımda güne dair bahsetmediğim bir detay vardı. Ben sırtımı kaldırıma vermiş, kitabıma gömülmüş okurken 6 yaşında bir kız yanıma geldi. Biraz pasaklı, aşırı bir esmerlikte sevimli bir kızdı. Hafif kıvırcık saçları vardı. hava soğuk değildi ama üşüyor olmalıydı ki üzerine uzun kollu bir şey giymişti. Belki de hiç t-shirt’i yoktu meraklı kızın…

Bacaklarımı ve tekerlekli sandalyemi gösterip “Bu ne böyle”, “Neden böyle” gibi sorular sordu. Pek oralı olmadan geçiştirmeye çalıştım. “Çünkü hastayım” dedim. Her ne kadar geçiştirmeye çalışsam da bir çocuğu cevapladığımın farkında, sevimli olmaya çalıştım. Cevabımdan bir şey anlamadığı belli bir ifadeyle baktı sadece… Kitabıma eğdim başımı ben de. O ısrarcı tavrını sürdürünce ellerine bile sığdıramadığı 3-5 paket mendili fark ettim. O sırada yandaki bakkal da başımıza gelmiş, çocuğu uzaklaştırmaya çalışıyordu “bıraksana abiyi” diye. “Yok, sorun değil” dedim. Alacağım artık bir paket…

Aslında hiç böyle sokak satıcılarından bir şey almam. Bana bulaşmasınldar diye de başımı çeviririm yanlarından geçerken. Ama bu defa alacaktım o küçük kızın hatrına. “1 milyon” dedi. Bakkal güler yüzüyle itiraz etti: “Bende bile beş yüz. bi milyon çok, beş yüz versin..” Kız “ı-ıgh” yaptı utangaç tavrıyla. Sadece bir kaç madeni para vardı yanımda. Yine de “olsun” dedim. 1 lirayı verdim, kız da mendili verip koşaradım (ya da kaçaradım) uzaklaştı.

Küçük, sevimli bir hikayenin özeti bu aslında. Sevimli bir kız çocuğu, güler yüzlü bakkal, iyi gününe denk gelinmiş ben. Herkes mutlu… Mutlu sonla biten masallarda düşen üç elmayı pay etmek isterdim aslında bu noktada ama, masal burda bitmiyor. Tam burada başlıyor… Benim değil, o kızın masalı…

6 Yaşındaydı dedim kız için. Tam olarak bir çocuğun okula başlama yaşı ya da bir yıl öncesi. Bence hayatın da başladığı nokta bu. Çünkü insanı geliştiren, özfikir sahibi olmasına sebep olan, bir mesleğe kavuşturan, gerçek bir sosyal hayata atan şeylerden en önemlisidir okul. Bu kızsa okula gitmesi gereken yaşta sokaklarda mendil satıyor. Üzülüyorum. Kız için değil, ailesi için üzülüyorum hem de. Kendi cahillikleriyle (belki de ufacık çocukları üzerinden kolay parayı hedefleyen zekalarıyla) çocuklarının geleceğine engel oldukları için.

Kardeşimden biliyorum, devlet okulunda bile okumak yasal şartlarda olmasa da parayla. Ancak NŞA okumak gerçekten bedava. Zaten onların durumunda birilerine okul eminim yardımcı olacaktır. Eğer iki yetişkin insan çalışıp(?) da evlerine getirecek parayı bulamayıp ve ufacık çocuklarına muhtaç(?) oldukları için, onların acizliklerine üzülüyorum…

İşte hepsi bu kadardı…
Şimdi son elmanın gerçekten o kızın mutluluğuna düşmesini bekliyorum. Yanında kağıt ve kalemlerle!.. Kim bilir, belki bir  10 yıl sonra o da yazmayı seven biri olur. Bakarsınız 10 yıl sonra hatırlar da beni bile yazar. Neden olmasın?