logo

FaceBook’tan sürpriz yumurta

facebookFaceBook’ta ne zamandır olduğunu bilmediğim, yeni öğrendiğim eğlenceli bir sürpriz yumurta (easter egg) varmış. Eğer FaceBook hesabınızda, soldaki resimdekine benzer şekiller görüp, 10 saniye için olsa da eğlenmek, belki bir an hayrete düşmek istiyorsanız yapmanız gerekenler hiç de zor değil.

Klavyenizden, şu tuşlara sırası ile basın:
Yukarı Ok, Yukarı Ok, Aşağı Ok, Aşağı Ok, Sol Ok, Sağ Ok, Sol Ok, Sağ Ok, B, A, Enter

Şimdi sayfayı kaydırın, ya da sağa sola tıklayın. Hepsi bu..

Not: Spoil ettiği için Kıvanç’a teşekkürler.

Sosyal Medya’da siyaset

Son zamanlarda Sosyal Medya denilen şeyle pek haşır neşir olduğum bir gerçek. FriendFeed’den Facebook’a, Twitter’dan LastFM’e geniş bir alana yayılan siteler zinciri. Tüm içeriği insanlar üretiyor ve her ortamda direkt etkileşim içindeler. Bu nedenle de Sosyal Medya reklam yapmak için de iyi bir araç.

Bu sitelerde (ve hatta bloglarda) yapılan ya da yayılan reklamlar direkt kullanıcıya ulaşır, anında geri dönüş alınabilir, tepkiler ölçülebir. Kullanıcılar da markaları takip edebilir. Nitekim Pegasus Twitter’da başarılı da bir kampanya yürttü.

Sosyal Medya’daki bu potansiyeli gören bazı markalar ve bunun önünde siyasiler de bunu kullanmaktan geri durmadı. Önce bir kişi “Aa, Mustafa Sarıgül beni Twitter’da takibe aldı” dedi. Sonra bir başkası. Ve biri daha. Gün içinde onlarca kişi “beni de!, beni de takip ediyor” dedi. O hafta hepimiz bir sürü sitede takibe alındık. Burda yapılan en büyük hata, onların beni takibe almasıydı. Zira burada önemli olan, kullanıcının seni takip etmesidir. Spam halinde gelen takip haberleriyle, hepimiz bu insanları bloklar olduk. Sonuç mu? Yok… (daha fazla…)

Evde çalışmak zordur

Eğer çalışan biriyseniz muhtemelen siz de her gün işe gidip gelmekten, günlerinizin ölmesinden, dinlenememekten ve daha bir çok şeyen şikayet ediyorsunuzdur. Pazartesi sendromuna tutulup hafta sonunu iple çekiyor ve daha şu saatten (14.03) eve gitmenin hayalini kuruyorsunuzdur. Biliyorum, işten kaçtığınızdan değil; evinizde olmak için…

Fakat engelim nedeniyle evinde çalışması gereken biri olarak asıl zor olanın evde çalışmak olduğunu savunuyorum. Geçerli sebeplerim de var. (:

Yatağım ve çalışma masam arasında 2 metre mesafe yok. Yataktan kalkıp masama, masamdan kalkıp yatağıma geçebiliyorum. Yatağım karşımdayken kendimi bir çalışma odasında, iş ortamında değil; yatak odasında hissediyorum. Nitekim burası bir yatak odası! Yatağım da sürekli beni çağırıyor.

Sadece oda değil, bütün gün evde olduğumun farkındayım. Çünkü ev haklı sürekli ev içinde dolaşıyor, konuşuyor, tartışıyor, misafir ağırlıyor, televizyon izliyor. Bitmiyor… “Ben evdeyim” düşüncesi çalışma şevkini kırdığı gibi, eve ait öğeler iş yapmaya engel olabiliyor.

Geçenlerde Özgür‘le yeni projeleri (hayhuy.com -şifre için FaceBook grubuna üye olun.) hakkında konuşurken, bu meseleden de söz edildi. Özgür, “Mesela Ender şimdi …’ları düzenliyor” dedi. Cevapladım; “Senin karşında Ender …’ları düzenliyor, benim karşımda annem temizlik yapıyor.”  (Ender’in o an yaptığını spoiler olmasın diye yazmadım.)

Tabii bu engeller karşılıklı sayılır. Annem yaptığı işle, kardeşim ödev sorusuyla, dedem huysuzluklarıyla işimi bölerken, bir de evde yaşama koşulları vardır. Sabah kahvaltı ederken, bir lokma yiyip annemi yalnız bırakarak odama kaçamıyorum. Öğle yemekleri kardeşim de okuldan gelip katıldığı için daha geniş bir ritüel oluyor. Tüm aile yenen akşam yemeklerinden, çay keyfinden, tatlısından söz etmiorum bile!

Ben tüm bunları yazarken bile  benzer olaylar sürüp gitti. Yazımın ilk sözcüğünü yazdığım anda annem mutfak robotunu çalıştırdı. Aynı sırada gelen TV sesinde Ece Erken ve Kolbastı vardı. Az önce de annem yaptığı pırasa köftesi’nden getirip, “bak bakayım nasıl olmuş?” dedi. (yazım bitince tadacağım. (: )

Meselenin ev boyutunun yanında bir de iş boyutu var. Bazen mail’leşirken yaşanan ufak bir yanlış anlaşılmadan küçük bir iş 1-2 gün sürünebiliyor. (Daha yeni yaşadım, “ana sayfaya” ibaresi olmadığı için, değişikliği daha ilgili bir sayfada yaptım dün. Bugün gelen mail’de “Ana sayfaya şunu yapacaktın, neden yapmadın” yazıyordu. Bakın, gitti 2 gün boş yere) Tamam, bu sık olmuyor ama oluyor. İletişim bir çok defa kısıtlanıyor iş yaptığım kişilerle, üstlerimle…

(Dayanamadım, yedim köfteyi. Çok lezzetli be.)

Bir de benim her gün yapmam gereken rutin işlerim yok. Ama her an ufak bir iş, bir problem, ya da proje çıkabilir. Her an tetikte olmaya çalışıyorum. Evde olup da sürekli mail kontrolü yapmak, uyanır uyanmaz bilgisayarımı açıp “acaba bugün işim var mı?” demek zor geliyor. Ortalama bir iş yerinde her zaman yapacak bir iş vardır oysa. Ortalama bir yoğunlukta da ofisten ayrıldınız mı işiniz biter. “Bu zaman dilimi iş için, bu zaman dilimi ev için, bu da kendim için” diye ayrışır. Benimse mail geldiği her an işim vardır. Mail gelene kadar işim yoktur ama -özellikle mesai saatlerinde- mail gelene kadar geçen sürede işim olmasa dahi o süre çok da benim değildir…

Bu nedenlerle emin olun ki evde çalışmak sanıldığı gibi keyifli değildir ve iş verimini düşürür…
Evde çalışmak zordur…

  • 6 Comments
  • Filed under: Benden..
  • Bi' Büyük Blog