Ve gün itibariyle etkisini hayli azaltan gribin verdiği neşe ile önce bu uzun ve manasız cümleyi kuruyor, ardından hiçbir bağlayıcı cümle kullanmadan bodoslama konuya dalıyorum. Ne yazacağımı tam olarak ben de bilmiyorum aslında ama… Başlayalım haydi!

Önceki Cumartesi akşamı SanalCafe‘de organize ettiğimiz iftar yemeği vardı. İftardan sonra vaktin de erken olmasıyla, 20-25 kişi kadar Cafe’msi adında, berbat bir cafe’ye gittik. Berbat çünkü hepimiz birer çay söyleyince bardaklar yetişmedi ve 2 grup halinde sırayla içtik çaylarımızı. Ben ve 2 arkadaşım da cafe’den erken ayrıldık. İyi ki de ayrılmışız…

Taksim’de tam engelli metro girişi için karşıya geçecekken önüme gencin biri atladı. Resmen yolumu kesti. Yüzümde de bir “n’oluyo lan” ifadesi oluştu. “Simto sen misin?” dedi. “E, evet?..” dedim. “Ben Samim” dedi. Ben de direkt yüzüne karşı “oha!” dedim… Nasıl demeyeyim?

Samim’le tanıştığımda (buna tanışmak denirse) 1 yaşımda değildim. Aynı apartmanda, bahçeleri arasında alçak bir duvar olan karşılıklı dairelerde oturuyorduk. 11-12 yaşımıza kadar da birlikteydik. Sonra görüşmedik. Tabii bir kaç ay önce Facebook’ta karşılaştık. Beni de fotoğrafımdan tanımış sanıyorum. Normalde Sinop’ta yaşadığı ve karşılaştığımız gün askerden izinli geldiği için ancak yarım saat görüşebildik. Yine de çok güzeldi. Çok değerliydi, özeldi…

Ben neredeyse reşit olana kadar yalnız büyüdüm. Bir 12 yaşıma kadar Samim ve Sinem vardı. Şartlar öyle gerektirmişti tabii. Bir de ilkokul 1. sınıftan sonra ayrılmak zorunda kaldığım okul arkadaşlarım vardı. Bir kaçına yıllar sonra telefonla ulaşabildim. Ya tanımazdan geldiler, ya da konuşmak istemediler. Bir öğretmenim bile!.. Çocuktuk ama. Olur böyle şeyler, çocukluk… Ve büyüdük…

Büyünce internetin mucizelerinden nasibimi aldım, bir kaç ilkokul arkadaşımı buldum. Biriyle 7-8 sene önce, ben daha interneti chat için kullanırken IRC platformunda tanıştım. Hala zaman zaman görüşürüz. Ama çok istememe, davet etmeme rağmen bir defa olsun yüzyüze gelemedik. Facebook gelince, bir kaçına daha rastladım. Hepsini listeme ekleyip kendimi tanıttım. Biri ile bile düzgün bir iletişim kuramadım. Oysa her defasında nasıl heyecanlandım? Ve hep nasıl söndü…

Bir kaç ay önce de tesadüfe bakın ki, bizim yakınlarda annem yine bir ilkokul arkadaşımla karşılaşmış. Tanımışlar birbirlerini. Tuttu eve getirdi. Vakti yoktu. 10 dakika durdu ve oturmadı bile. Çoktan üniversite mezunu olmuş, çalışıyormuş. MSN’sini de istemiştim. İstemesem belki adreslerimizi almayacaktık. Yine müthiş heyecanmış, hakkında bir şeyler yazmış hatta MSN iletilerime taşımıştım. Şimdi o yurtdışında ve ancak ben mesaj atarsam MSN’de konuşma ihtimalimiz var..

Yaa.. Yaa..
Neden eski arkadaşlar beni olduğu kadar onları da heyecanlandırmıyor anlamıyorum. Oysa öyle özlediğim anılarımın başkahramanları olmuşlardı hepsi…