Halt etmiş “sabahlar olmasın” diyen.
Sabahlar olsun ki ben bunları yeniden yaşayabileyim.
Yeniden yazabileyim…
Zaman zaman dönüp dün, önceki gün, geçen yıl, 5 yıl önce ve daha doğmamışken yazdığım yazılara bakıyorum. Değişen pek çok şey var hayaatımda, bazen geç farkediyorum. (bu konuyla ilintili bir yazı yazacağım sanırım)
Farkettiklerimden biri de uyku düzenim. Aslında hiçbir zaman düzenli uykularım olmadı benim. Fakat farklı uyku dönemlerim olmuş. Her biri kendi içerisinde bir düzene sahip. Mesela son 2 yıldır ortalama yatma saatim gece 2.00-3.00 arası. Sabahları 10.00-11.00 arası kalkıyorum. Çok sıkıcı…
Güzel bir sabaha uyumadığım bir gecenin ardındaki yazıma şu cümlelerle başlamışım. (kendime bakıp mişli konuşabiliyorum..)
Yine sabah sabahin 4’u, biraz geciyor hatta. Dikkatimi cekti simdi ilk cumlele, sabahlardan cok bahsediyorum sanki. Belki de sadece dikkatimi cektigi icin oyle geldi. Belki de gercekten oyle.. Fakat, su gercektir ki ben bu saatleri cok seviyorum. Hele keyifliysem daha da bir severim ki huzunlu sabahları yasamayi da seviyorum.
Ben gerçekten sabahın o saatinde başıboş oturmayı, bazen sabahın 5.00’inde hala iş yapıyor olmayı seviyordum. Hemen herkesin uyuduğu, uyumayanın belki sarhoş bardan çıktığı saatlerde ben çok az insan gibi yaşamayı seçiyordum. Yaşadığımı bilmek bana huzur veriyor, bazen bu huzur hüzne dönüşüyor ama ben o sevincin hüznünden dahi mutlu olabiliyordum. Her yer, her şey sessiz. Ben bile. Ve ben sessizken kendi seslerimi daha rahat dinliyordum..
Garip ki; en düzensiz olan o zamanki uyku düzenimde, en geç 10.30’da kimse beni yataktan sürüklemeden uyanırdım. Ya şimdi öyle mi?
Bu yüzden bu geceyi biraz daha fazla yaşamayı deneyeceğim. (Gerçi şimdiden uykum var ama..)