Bugün bir grup arkadaşımla Salvador Dali sergisine gittik. Ki sergiyi ayrı bir yazı ile yazacağım. Bu yazıda ise yaşadığım bir rezaleti yazacağım. Sergiden sonra hepimiz açlıkla cebelleşir olduğumuzdan, kendimizi ilk bulduğumuz McDonalds’a atıp, Genç Türkcell’in şefkatli kollarında yemek yedik. Menülerimizi söylerken bir afiş dikkatimi çekti. “Kahve ve böğürtlenli tatlı. 3.5 ytl

a) Kahve severim.
b) Kahveli tatlıları (bkz missbon) severim.
c) Böğürtlen severim.
d) Böğürtlenli tatlıları severim.
Eh; kahve, böğürtlen ve tatlı! Üçü bir arada iken sevmemem için sebep olmaz değil mi?

Bir arkadaş hepimizin tatlısını (hepimizin tatlı birer kopyası var) almak üzere McDonalds’ın gişelerine gitti. Tatlılarımızla geldi. Üstünde “Gerçek kahve lezzeti” yazan bardağı aldım. Bu noktadan sonraki kısa anı dialog halinde yazayım. (B: ben,Xx: yanımdaki 4 arkadaşımdan herhangi biri)

B: Aha, sıcak bu!?
X: Tabi sıcak olacak
(Bu ilk şaşkınlığımı atlatmaya çalışırken,)
X: Şeker atmayacak mısın
B: Eöö ne şekeri yahu?
X: Şekersiz mi içeceksin?
B: Iı ıgh.. Ne bileyim. Tatlı olunca şeker atacağımı düşünmemiştim.. (hala şaşkınım)
X:Ne tatlısı olm, (pakedi göstererek) tatlı bu..
B: Abi o senin sandım ya..

Evet, müthişim ben.. Ama her şey bir anlık düşün sonucunda oldu. “Kahve ve böğürtlenli tatlı” cümlesini görünce, kahve ve yanında böğürtlenli bir tatlı olacağına hiç ihtimal vermeden o düşsel tatın (nevertaste :p) büyüsüne kapılıp peşinden koştum. Ah, ahh..

Asıl dumuru ise tatlıyı ısırdığımda yaşadım. Oldukça kızarmış görünüp çıtır çıtır olsa da, resmen çiğ hamur tatındaydı. Neyse ki yanımda damak zevki olmayan bir arkadaşım vardı da, ona yedirdim.

Kahveyse oldukça güzeldi..

Ulan adam gibi tanımlasanıza ürününüzü, ey McDonalds!