Daha önce Twitter’da yazmıştım (şimdi bulamadım Tweet’i) kartvizit alışverişini çok anlamsız buluyorum. Belki geçmiş zamanda önemli bir iletişim aracıydı. Biriktirilen kart yığınları fiziksel birer kişi veritabanına dönüşüyordu. Bugünse ancak hamallık olduğunu düşünüyorum. Biliyorum, birçoğunuz da benimle karşıt fikirlere sahipsiniz bu konuda. Ancak bugün hepimizin eriştiği Google’da ulaşmak istediğimiz kişinin adını yazdığımızda, gerekli tüm iletişim bilgilerine ulaşmamız mümkün. Dahası, ceplerimizde artık akıllı diye nitelendirdiğimiz telefon cihazları var.

Bugün cep telefonumda bir ismin altına birden çok numara kaydedip, “bu ev telefonu, bu iş telefonu, bu özel telefonu” şeklinde sınıflandırabiliyorum. Aynı isim altına kişinin adresini, e-posta adresini, hakkında hatırlatıcı bir bilgiyi, çalıştığı şirketi, doğum tarihini yazabiliyorum. Üstelik yazarsam telefonum bana günü geldiğinde hatırlatıyor. Yüzlerce a4 ebatlı kağıdı dolduracak kadar kartvizit tek bir cihazda toplanıyor. Hatta yerine göre kartvizit vermek yerine “Twitter’da @simtoalev” demem yeterli iletişim bilgisini de verecektir. Üstelik o kart yığınında kişiyi bulmak da çok kolay değil.

Yaklaşık 13 yıldır bir şekilde aktif olarak çalışıyorum. Bu sürenin büyük bölümü muvakkat (freelance) olsa da birkaç firmada da görev aldım. Hiçbirinde ne onlar bana bir kartvizit verdi, ne de ben talep etme ihtiyacı hissettim. Bugünse durum biraz değişti. Yukarıdaki fotoğraf, benim 1.5 yıldır çalıştığım C.O.R.E İnteraktif Kolektivite bünyesinde sahip olduğum kartvizite ait. Tasarımını Kağan Batır’ın yaptığı bu harika şeyler, anlaşıldığı üzere benim ilk kartvizitlerim.

Yazının girişinde, kartvizitlerden hoşlanmadığımı sebepleriyle yazdım. Ancak gelen o koca paketi açıp, kartlara dokunduğum anki heyecansa bir başkaydı. Şüphesiz, bu heyecanın sebebi kartvizit sahibi olmanın öncesinde, bir gün dahi şikayet etmeden farklı bir heyecanla çalıştığım C.O.R.E’a ait bir kartvizit sahibi olmam ve kartvizitlerin tüm C.O.R.E ruhunu yansıtan bir tasarım şahanesi olmasıdır. Sonrasında da “bunlar benim yeaa” diye havalanmanın güzelliğidir.

Tabii her şeye rağmen elimde duran 722.843 adet kartı ne yapacağım konusunda hiçbir fikrim yok.