46 Arama sonuçları "taksim"

Taksim’de Bir Ben

Şuradaki yazımda şartlar itibariyle “yalnız başıma” ilk kez sokağa çıkışımı anlatmıştım. Bugün yeniden kardeşimi Taksim’e götürdüm ve tek başıma koskoca iki saat geçirdim. Tek başına bir kafede oturmanın, tek başına arka sokaklarda kendince kaybolmanın güzelliklerini anlatan edebi bir yazı yazabilirim aslında. Çok sıkıcı olacağına, edebiyatın en sıradan şeyleri bile polisiye roman tadında sürükleyiciliğe kavuştuan gücü bile bu sıkıcılıktan kurtaramayacaktır. Bu yüzden ben de bu gereksiz giriş paragrafının altında, başka anıları, başka tatlarıyla bugünümü, Taksim’deki  beni anlatacağım.

Tüm heyecanına rağmen hemen hemen sıradan bir günde rutinleri tekrarlayarak Taksim’e ulaşıp kardeşimi kursuna bıraktım. Rutinliği bozansa kuzenimi aylar sonra görmem ve yolun minik bir kısmında bize eşlik etmesiydi. (Aslında yollarımız ortaktı) Evet, sözünü etmişken buradan kuzenime el sallamak, selam yollamak istiyorum! Her neyse..

Kardeşimi bıraktıktan sonra İstiklal’den aşağı yol aldım. Bir iki küçük voltadan sonra arkadaşım Fatih’in de tavsiyesiyle İmam Adnan’da bir çay içmeye niyetlendim. Ancak oradaki tipleri görünce ürküp uzaklaştım. Tekrar aşağı inip, Nevizade’nin arkalarından, hiç bilmediğim sokaklarda yukarı doğru çıktım. İşte yolculuğun tam bu kısmında uzun süre bana yol arkadaşlığı yapan, su hammalı (el arabası ile bir kaç koli pet şişe su taşıyordu) sessizliğini bozup, selam verdi. Karşılıksız bırakmadım tabi.. Ufak bir yol sohbetiyle, tekerlekli sandalyemi nasıl kullanacağıma dair öğütler verdi. Eh, onun da yol tecrübesi başka tabii o yükü ile. Yollarımızın ayrıldığı sokakta “kolay gelsin” dileyip ayrıldım.

Kardeşimin çıkış saatine bir 20 dakika kala sokağına varıp, hemen karşıdaki kafeye geçtim. Bir süre kimse ilgilenmeyince turist avlamaya çalışan gençten bir kahve rica ettim. Kardeşimi beklerken tahminden 16’sını geçmemiş gencin servis ettiği sıcak, sütsüz, az şekerli kahvemi içiyordum. Gözüm de kursun kapısında… Derken benden oldukça ileri yaşta bir ayakkabı boyacısı yanıma geldi. “Abbiii bee” dedi. “Ne olacak böyle? İş de yok..” Bir an ne diyeceğimi şaşırdım. Aslında sonra kahkahalarla gülerek andım bu anı. O kadar insan arasından nasıl beni buldu? Üstelik ayakkabılarım dahi yok benim. Ama sanırım bugüne dek hiçbir yabancı bana böyle içten “Abiii” dememişti. “Haklısın” diyebildim. “Herkeste öyle..” Ayak üstü sohbet devam ederken de büyük bir patavatsızlık yapıp “Yarından sonra yağmur yağacakmış” dedim. Oysa düşündüğüm ayakkabıları çamur olan insanların ayakkabılarını boyatacağıydı. Meğer öyle değilmiş, üzdüm orada ayakkabı boyacısını. Oysa daha demin “Bugün 10 ayakkabı boyadım, bi yemek yesem biter o para” demişti. (gerçi kaça boyadığını da bilmiyorum) Böyle, böyle “Hayırlı işler” dileyip yolladım onu da..

Servis yapan genci çağırıp, 5 lira uzattım. “Tamam abi,” dedi. “gerek yok..” Olmaz öyle şey diye verdim parasını. Mesele para değil tabii ama, hemen karşı kafe-kıraathane’de 3 kişilik masada oturduğum için kovulurken (ki bugün 3 masada tek kişi vardı) burada direkt yetkisi bile olmayanların benden para almak istememesi oldukça ironikti..

Kardeşimin kurstan çıkma vakti geldiğinde kapı önüne gittim. Ama tam 1 saat daha bekletildim!.. Orada beklerken de bir başka ilginç dialogun daha başkahramanı oldum. Sol karşı çaprazımdaki Telekom Bayii olduğunu sandığım yerden bir amca yanıma geldi. T.Sandalyem açık, “stand by” konumundaydı. Işıkları da yanıyordu. Önce “kapatmıyor musun bunu?”, “şarjı bitmesin?” gibi cümlelerle sorguladı. Ardından korna vazifesi gören tuşa bastı. Bu tuş her ne kadar korna olsa da, “diit” diye kısık sesle ötüyor. Yarım metre ötedeki de duyamaz. Sonrasını da dialog halinde yazayım da, edebi atraksyonlarımda şekillenme vuku bulsun.
– Korna mı bu?
– Evet..
– Alala.. Bizim Hüseyin’inki* nah bu kadar. Bastın mı böyle ötüyo.. (nah bu kadar derken iki eliyle 20cm bir aralık gösteriyor.)
– Hüseyin kim abi? (niye ssoruyorsam..)
– Var ya burda Hüseyin. Fotoğraf şeapıyo..
– Haa, evet abi. Hatırlıyorum.. (yalana gel..)
Dialogun devamı gelmeden adam kayboldu..

İşte 2 saatlik bir Taksim yolculuğu böyle macera dolu geçti. Biraz sıkıldım, biraz eğlendim. Tanımadığım insanlarla aslında pek haz etmediğim türde sohbetlere girdim. Ama çok da güzel bir samimiyet gördüm. Yaşadığımı hissettim. Sevgili okur..

Kısa Kısa
– Tanımadığım adamlar bana selam verdi. Belki de deliler, bilmiyorum..
– Birkaç velet T.sandalyeme merak saldı. Biraz joystick’e dokununca tatmin oldular. Gariptir, ..tir çekmedim.
– Beyaz çizgileri olan kırmızı kazaklı biri yanımdan geçti. Aynı kazaktan arkadaşım Berk’te var. Konumum itibariyle önce kazağı görebildim. Başımı yüzüne kaldırdığımdaysa korktum.
– Bir de şöyle deneyin: “Beyaz çizgileri olan, kırmızı kazaklı biri..” Çok ilginç di mi? Zebra gibi..
– Geçen hafta da benzeri şekilde, kırmızı kazak değil ama bir çift hoş meme gördüm. Aynı memeler bir arkadaşımda da var.. O mu acaba diye başımı kaldırdım: Sakallı bıyıklı bir travestiymiş. Çok daha fazla korktum..

*Adı Hüseyin olmayabilir. Öyle hatırlıyorum ama.. Taksim’e her gittiğime akülü t.sandalye ile bişi satan bir genç var. Ondan söz ediyordu belki..

Eylül 21 / 2008
Yazar Simto ALEV
Yorumlar 13 Yorum

Sarı Öfke Taksiler ve Uber Savaşları

Uber ve Taksi fotoğrafı içerek "uber vs taksi" yazan bir resim.

Uber’in varlığı bütün dünyada taksicilerin canını sıkıyor. Bunun Türkiye’deki yansıması ise can sıkıntısının ötesine geçip bir taksici öfkesine dönüştü: Sarı Öfke! Son günlerde bu öfke kendini şiddet olaylarıyla gösterir oldu. Gündeme art arda düşen Uber şoförlerine saldıran taksici haberleri de yoğun tartışmalara neden oluyor. Kimisi Uber’i suçlayıp taksicileri desteklerken kimisi de Uber’den vazgeçemiyor. Peki bu mücadelede haklı olan kim?

Haklı olan tabii ki müşteri. “Müşteri her zaman haklıdır” gibi bir şey demiyorum. Müşteri neyi seçiyorsa, orada müşteriye bir fayda vardır.  Uber, temelde taksicilerle aynı hizmeti veren bir alternatif olarak piyasaya girdi. Taksicilerin öfkelenmesine, Uber’den şikayet etmesine neden olacak kadar çok sayıda müşteri de Uber’i, sarı taksilere tercih etti. O halde taksiciler kendilrine şu soruyu sormalı: Biz neyi yanlış yaptık? Ya da herkesin bildiği cevapları bir de ben yazıya dökeyim en iyisi. Devamını oku →

Mart 13 / 2018
Yazar Simto ALEV
Kategori Yorumsal
Yorumlar 5 Yorum

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi Ardından

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi Ardından

15 Temmuz kardeşimin doğum günü. 18 yaşını bitirdi. Bu yaşa geldin mi resmi olarak bir bağımsızlık elde edersin. Önemlidir 18 yaş. Biz de bu önemli günü akşamö yemeğinden sonra bir pasta keserek kutladık Cuma akşamı. “Cumartesi de dışarıda bir şeyler yaparız” diye düşündük. Ardından odama geçip dizi izlemeye başladık kardeşimle.

Dizi 60 dakika. Kanalın web sitesinde 3 eşit parça olarak yayınlanıyor. O sırada Twitter’dan bir DM aldım. Dizinin ilk parçası bittiğinde okudum. Arkadaşım benimle birlikte 2 kişiye daha yazmış: “Yarın İstanbul’a geliyorum, görüşelim.” Diye. Dizi bitince cevaplamaya karar verdim. Yani 40 dakika sonra.

Dizi bittiğinde Twitter’a girdim, açılmıyor. Modemi yeniden başlattım, yok. İçimden “yine bir yerde bomba patladı ve yayın yasağı geldi” dedim. Alıştım böyle şeylere. Alışmamalıydım ama alıştım… Hemen VPN açtım, ne olduğunu anlamak için Twitter’a girebildiğimde “darbe olmuş” mesajlarıyla karşılaştım. Ben de salona seslendim: Oha, darbe olmuş! Devamını oku →

Temmuz 19 / 2016
Yazar Simto ALEV
Kategori Yorumsal
Yorumlar Yorum Yok

Müziği değil terörü susturun

Müziği değil terörü susturun

Bir süredir yazsam mı, yazmasam mı diye düşündüğüm bir konu bu. Ülkenin gündemi yine gün içinde 24 kez değişecek kadar yoğun, oldukça gergin ve bu aralar maalesef çok acılı. Birileri de müzik üretmeyi, sahnede icra etmeyi acılarımıza; kaybettiğimiz asker, polis ve sivillerimize saygısızlık olarak görüp tüm organizasyonları iptal ettirmeye çalışıyor; hatta başarıyor, müzisyenlere adeta savaş açıyor.

Ben müzisyen değilim. Ancak müzik piyasasını mümkün olduğunca içeriden takip etmeye çalışan bir dinleyici olarak, ülkedeki her sıkıntıdan nasibini fazlasıyla alan bir vatandaş olarak ve düşen her ateşten yanmasa da  kavrulan bir insan olarak bir iki laf etmeyi de kendimde hak gördüm. Bu ülkede herkes olmadığı şeyin uzmanı olup her konuda gazetelere demeç verirken, benim kendi alanımda yazacağım birkaç yorum fazla olmaz herhalde. Devamını oku →

Ağustos 24 / 2015
Yazar Simto ALEV
Kategori Müzik, Yorumsal
Yorumlar Yorum Yok

Engelli asansörü bu kepengin ardında

Engelli asansörü bu kepengin ardında

Engelli bir hayat yaşayınca kapının önüne çıktığın andan itibaren sayısız engelle karşılaşmak kaçınılmazdır. Ya kaldırımlar bozuktur, ya mağazalara giriş çıkışlar uygun değildir ya da ulaşım araçları sorunludur. Bazıları hiçbir zaman uygun değilken, bazıları ise sabah çalışırken akşam çalışmaz olabiliyor.

Ben bu sorunlarla karşılaştıkça ilgili kişilere şikayette bulunuyorum. Bazen Twitter gibi araçlarla daha çok kişiyle de paylaşıyorum. Bir yandan mevzuyu duyururken, bir yandan da mümkün olduğunca sessiz kalmaya çalışıyorum. Ancak tahammül sınırımın zorlandığı noktada konuyu bloguma da taşıyorum. Böylece hem uzun uzun anlatabiliyorum, hem de kalıcı bir referans oluyor. Dün yine tahammül sınırımı aşan bir olay yaşadım. Şimdi onu anlatıp, bazı eleştirilere cevap yazağım.

Yer Gayrettepe Metro İstasyonu. İstasyonu Metrobüs ve Zorlu Center’a bağlayan, yaklaşık 600 metre uzunluğunda bir tünel var. Tünel Zorlu Gayrimenkul tarafından 40 milyon TL ile yapılmış ve içerisinde 7 farklı asansör barındırıyor. Yine de kullanamıyorum! Devamını oku →

Temmuz 15 / 2015
Yazar Simto ALEV
Kategori Benden.., Engelliyim
Yorumlar 5 Yorum

Change.org işe yarıyor mu? Kampanyalar nasıl başarılı olur?

changeCover

Son zamanlarda Change.org hakkında sıkça “işe yarıyor mu” sorusunu ve işe yaramadığını düşünenleri görüyorum. Belki de benim dikkatimi yeni çekti. Ben de başarılı bir kampanya tamamlamış biri olarak hem ne kadar işe yarar olduğunu anlatmaya hem de başarıyla sonuçlanacak bir kampanya yürütmenin ipuçlarını vermeye çalışacağım.

Change.org aslında istediğiniz her konuda, dijital imza kampanyası oluşturmanıza olanak sağlayan hazır bir platform. Temel olarak sihirli güçleri yok. Nasıl ki blog açmak istediğinizde Blogspot veya WordPress‘ten 30 saniyede hazır bir blog açabiliyorsunuz, Change.org da size imza toplama konusunda bu hizmeti sunuyor. Devamını oku →

Mart 25 / 2015
Yazar Simto ALEV
Kategori İşe Yarar
Yorumlar 35 Yorum