Simto’nun Şeysi

Şşş!. Çok kişisel…

Archive for the ‘kitap’ Category

Kipitap Çocuk Kitapçısı

kipitap
Kipitap.Com hakkında yazmak için ilk alışverişimi tamamlamayı bekledim. Bunun da iki nedeni vardı. Birincisi; Kipitap.com yeni ve heyecan verici bir site. Bunun heyecanıyla tecrübe edinmeden sadece bir tanıtım yazısı yazmak istemedim. İkincisi ise ilk alışverişimi kardeşime yeni yıl hediyesi almak için gerçekleştirdim. Sürpriz olmasını istiyordum ve pakedi kardeşime verene kadar bekledim. Bundan sonraki alışverişlerimizi kardeşimle birlikte yapacağız.

Kipitap.Com başlıkta da yazdığı gibi bir çocuk kitapçısıdır. Yanlış bilmiyorsam Türkiye’de çocuk kitaplarına odaklanmış başka bir site de yok. Sitenin fikir babası Özgür ve fikir annesi Deniz. Özgür ve Deniz henüz 1,5 yaşında (ya da ben o yaşta olduğunu sanıyorum(: ) tatlı bir kızın, Zeynep’in ebeveynleri. Zaten çocukları için kitap bakarak bir hayli tecrübeli olmuş bu aile Kipi ile birlikte bu siteyi kurmuş. Ekibin tamamını da şu sayfada listelemişler. Umarım bir şeyleri yanlış takip etmemişimdir.

Bunları yazıyorum, çünkü bu bir site tanıtımı, “heyoo ne güzel düşünmüşler”in ötesinde, fikirlerimi anlatabilmek istiyorum. Yoksa “böyle bir site açılmış” der, geçerdim. Kipitap.Com büyük bir şirket değil, arkasında bir holding yok, hatta kimlerin yaptığı belli. Bir sorun çıktı mı ekipten birilerine kolayca ulaşabileceğinizi düşünüyorum. Bugün büyük alışveriş sitelerinin bazılarının telefon numaralarını bulmak bile mümkün değil..

Alışverişim aslında tamamen sorunsuz geçmedi. Önce sanal kredi kartımla alışveriş yapamadım, sonra havale ile yaptım ancak sitede hiçbir şeyi seçemediğimden sipariş numaramı baka baka yazmam gerekti. Bunlar tabii kolayca aşılabilir teknik detaylar. Yeni açılmış bir sitede de görünmesi muhtemel. Kendilerine rastladığım küçük hatalarla ilgili bir mail de atacağım. Mutlaka düzelteceklerdir.

24 Aralık tarihinde verdiğim siparişim ancak 30 Aralık’ta elime ulaştı. (kargoya bir gün önce verildi.)  Gecikmenin sebebi yılsonu nedeniyle dağıtımcı firma ve yayınevlerinde yapılan depo sayımlarıymış. Bu da mazur görülür bir sebep. -Daha önce bir alışveriş (?) sitesinden aldığım cep telefonu kargoya verilmeyince 7-10 günlük bir mücadele sonucu telefonlarına ulaşarak istediğim renk olmadığı için göndermediklerini öğrenmiştim. Bir haber dahi vermediler- 26 Aralık tarihinde ise Kipitap.Com’dan biri mail atarak durum hakkında bilgi verdi. Üstelik anladığım kadarıyla mail elle yazılmıştı. Bir otomatik mesaj değildi. Bu güzel bir şey…

Bugün kargo elime ulaştı. Hediye paketi seçeneğini işaretlememiştim. Fakat şık bir hediye paketine sarılmıştı kitaplar. (Bilseydim kardeşime vermeden önce kargo paketini atardım. (: ) Paketin içinden aldığım 4 kitap, 4 adet Kipi’li kitap ayracı, bir kaç sticker çıktı. Bir de benim siparişimde olmayan bir kitap. Üzerinde bir post-it vardı bu kitabın. Mutlu yıllar diliyordu Kipi ekibi. Bu detayı yazmamın asıl sebebi ise post-it’in üzerine elle yazılmış olmasıydı. Yine samimiyeti gösteren bir detay. Hazır bir kart olsa “Amaan, dolduruyorlar işte pakedi reklamla” derdim ama.. Böylesini görünce seviniyor insan.

Kardeşimse biraz erken aldığı hediyesine çok sevindi. “Hediye” statüsüyle “sürpriz” olarak ona ilk kez kitap aldım. Bu yüzden ne tepki göstericeğine dair tereddütlerim vardı ama, iyi bir hediye almışım. Gerçi sonra “Ben de elektro gitar aldın sandım” dedi ama, neyse.. :D Kitapları onunla seçmediğimiz için okuduğu kitaplardan birini de almış oldum. Gerçi benim aldığım başka bir yayın evinden çıkmış ve daha dolgun gözüküyordu ama burda mesele kardeşimin bir Samet Behrengi arşivine sahip olduğunu bilmememdi..

Hah, aldığım kitaplar mı? 
VINNN!!..
 Çocukluk Limanına Sığınan Foklar
 Koca Sevimli Dev
Küçük Kara Balık

Murathan Mungan - Paranın Cinleri

Arkadaşım Yunus‘un tavsiyesi ile, ondan ödünç alarak okudum bu kitabı. Aslında anı, günlük gibi kişiye özel yazıları okumaktan çok da hoşlanmam. Ancak her zaman bir merak duygusu beni okumaya itebiliyor. Tek taraflı yazılmış, geçmişi ve geleceği gizli kalmış anı parçacıkları, hiç tanınmayan isimler oldukça sıkıcılaşabiliyor.

Murathan Mungan’ın bu kitabı (paranın cinleri) ise bir anı kitabından çok bir edebiyat eseri belki de. Hayatının farklı bölümlerinden aldığı bir kaç yaşam parçasını güzelce yoğurup, kendini okutan bir şekilde okuyucuya sunuyor. Benim de kitabı beğenme sebebim budur aslında. Murathan Mungan’ın (yazdıklarıyla) hayatı neredeyse hiç ilgimi çekmedi doğrusu. Ama okudum, okutturdu. Gördüm ki tamamen kişisel anılarla bile edebiyat yapılabiliyormuş. Heyecanlandım. Yazma arayışlarına geçtim. Hatta belki de başladım…

Taksim’de Bir Ben başlıklı yazımda, ilginç geçen bir günümü paylaştım. Çok keyif alarak olmasa da daha önce yazınsal olarak bazı anılarımı farklı yerlerde “aktarmıştım” aslında. Fakat bu defa bir anımı daha edebi bir forma sokma çabasıyla yazdım. Ne kadar başarılı bilmiyorum aslında objektif bakınca. Ancak içime sinmedi değil. İlginç bir deneyim oldu benim için.

Yazmayı çok seviyorum. Bazen sırf okunur olmak için kısa kesmeye çalışıyorum yazılarımı. Bu da toparlamamı güçleştiriyor. Fakat yazmayı, Türkçe’yle oynamayı, cümlelere taklalar attırmayı, bilgim yettiğince edebiyatla oynamayı ne kadar sevsem de, kurmaca hikayelerde pek başarılı değilim. İşte bu noktada Paranın Cinleri benim için yeni bir heves güzergahı oldu belki. Bu yolda devam etmeyi deneyeceğim. Kendim için bir şeyler yazmak benim için yetmez oldu. Onlarca, yüzlerce kişi yazılarımı okusun istiyorum. Beğenmelerini beklemiyorum, sadece okusunlar ve ben bunu bileyim. O zaman yazmaya dair heyecanım daha çok anlam kazanacak işte. Ve ben arsızca en olmadık şeyleri bile kendi dilimde, edebiyattan yoksun bırakmadan hoş süslemelerle ama abartmadan yazacağım.

Murathan Mungan’ın babası (Mungan henüz çocukken) hapisten çıktığında büyük bir konvoy yolunu kesip karşılıyormuş. Eve geldiklerinde ise bir grup gazeteci fotoğrafını çekmek için herkesi oradan uzaklaştırıyor. Mungan’ı da. O ise babasıyla aynı karede yer almak, fark edilir olmak istiyor. Ama gururlu da! Salondaki diğer kapıdan arka odaya geçiyor. Odanın kapısı, babasının hemen sağında. Ama gururlu ya, orada kendini göstermeyecek! Defterinden bir beyaz sayfa koparıp, kapının camına yapıştırıyor. İşte o fotoğrafta Mungan’ın babası ve bir beyaz sayfa var. O sayfadaysa Murathan Mungan’ın kendisi, gururu, fark edilme çabası var…

Hikayenin sonundan bir grup cümleyiyse aynen aktarmak istiyorum:
Bütün fotoğraflarda babamın yanındaki kapının camında o boş, beyaz kağıt görülüyor: Gizli Ben
Oradaydım. Babamın yanı başında.
Kâğıdı öne sürüp, kendimi geri çekmemin işaretinde, sonraki hayatıma ait bir metafor bulmak mümkün elbet.
Görülmek uğruna, yıllardır o boş beyaz kâğıda yazıyorumdur belki de…”

Bense bugün; bu yazımda kendi boş kağıdımı doldurup ortaya koyuyorum.

Okuyor musun beni?