20 Nis 2008
Şu Yazıda iki blogdan bahsettim ama, öncesinde kaptırıp gitmiş ve bir kaç paragraf yazmışım. Yazmaya başlarken amacım o sitelerden bahsetmekti ama muhtemelen o kadar cümleyi okuyacak çok kişi yoktur. Hemen o iki blog’u linkleyeyim:
20 Nis 2008
Aslında önce giriş için güzel bir kaç cümle sıralamak lazım ama, böyle bir konuya da nasıl gireceğimi bilemedim. Bu yüzden direkt olarak mevzuya dalacağım. Mesela son bir kaç aydır okuduğum iki kitap var. Birini okumaya başlıyorum, yarım bırakıyorum. Diğerine başlıyorum. Sonra ilk kitaba dönünce unutmuş oluyorum. Yeniden başlayıp bırakıyorum. Bilmiyorum bu iki kitap bitecek mi? İşin garibi ise her iki kitabı da gerçekten beğendim. Yani tamamını okumadığım halde beni saran bir şeyler oldu. Ama nafile.. Kitaplar da şunlar: Olasılıksız, Verona Toprağı..
Resme merak saldım mesela.. Düz çizgi çizmeyi beceremeyen adamım ben. Teknik olarak oldukça hatalı da olsa, çok acayip şeyler çizdim. Beğenmedim ama beğendirdim de hani. Nasıl bir heves ya, öğrenmeliyim bu işi.. Kitap falan da aldım. Okumadım. Bırak onu, çizemiyorum ya hiçbir şey. Yarım yarım bıraktığım bir kaç karalamam oldu anca…
Mızıka aldım bir de kendime. Çok meraklıyım aslında müziğe. Tüm tekniğiyle hani. Popüler kültür hikaye de.. Mızıkayı iki üfledim, bıraktım. Nasıl bi hayvanım ben ya. Hayır, gücendi de resmen alet.. Nasıl bakıyor bilemezsiniz..
En son da işte bu siteyi açtım. Zaten HBS‘de yazamıyordum. O duygusal potansiyelim tükenmiş. Bari daha kişisel bir şeyler yapayım dedim. Tam günlük gibi. Biraz da deli saçması. Hem de not defterim olur dedim. Fakat yazmıyorum işte. Oysa anlatacaklarım da yok değil. Fakat sürekli yeni bloglar tanıtıyorum burada..
Aslında hayırlı bir işe de vesile oldum sanki. Başkalarını da blog yazarlığına özendirdim.
Bakın mesela benim için özel bir dost olan Pingo, SanalCafe’de paylaştığı “yazmak istedim” serisini kendi sitesinde sürdürüyor. Gerçi o özenmediğini savunuyor ama pek de önemi yok. Cillop gibi yazıyor işte adam www.yazmakistedim.com ‘da.
Bir de durmadan beni dinleyen, çok şeyimi paylaştığım süper ablam blog açtı. O işte tamamen özendi:P Her neyse, onun da sitesi şöyle: www.bloglandim.com
Sevgiyle kalın efendim..
16 Nis 2008
Zaman kavramım sorunlu olduğu için net süre veremeyeceğim ama yaklaşık 5-6 yıl süreyle neredeyse hiç televizyon izlemedim. Zaman zaman belgesel kanalları, bir de Okan Bayülgen. Onlara dahi çok da vakit ayırdığım söylenemez. Hal böyle olunca televizyonda olup bitenlerden bir haberdim.
Magazin gündeminden, gündüz kuşağındaki kadın programlarından kaçamadım. Sokakta, internette, gazetelerde… Her yerde gözüme gözüme sokuldu. Ben kaçtıkça onlar peşimden gelip kabusum oldular.. Ne var ki benim bahsediceklerim bunlar değil aslında…
Son zamanlarda akşam vakitleri ailemle zaman geçiriyorum biraz. Tam da dizi saatlerine denk geliyor. Bakıyorum biraz haliyle. Ne kadar özensiziz bu konuda. Geçen gün mesela hangisi olduğunu bilmediğim bir dizide oldu şunlar: Adamın biri, başka “adamın biri”lerden kaçıyor. Hafif ormanlık bir alan. Kaçan adam max. 30 derecelik açıda, 10 metre bi tepede tökezliyor. Aşağı kadar da yuvarlana yuvarlana ilerliyor. Şiddetli bir düşüş değil. Yaralanmaz bile insan. Neyse, sahne değişiyor. Ardından da tekrar bu “adamın biri”ne dönüyor. Yerde boylu boyunca yatıyor, baygın. Normalde düşmesi gereken yerden biraz öteye uçmuş. Üzerine bir sonbahar boyunca dökülen yaprakların tümü yığılmış. Bir kaç da dal parçası. Resmen toprağa gömülmüş.. Nasıl oldu anlamadım..
Beni asıl rahatsız eden şeyse; özel bölümler. Her bölümden önce, bir önceki bölüm için özel bölüm yayınlanıyor. Bölümün tam 30 dakikalık özeti. (Amerika’da dizilerin bir bölümü 40-45 dk arasında değişiyor.) Özel bölüm yetmiyormuş gibi, 5-10 dakika da “özet” veriyorlar. Çıldırıyorum. (yine Amerika’da özetler 2 dakikayı geçmiyor.) Ayrıca tüm bunların aralarında 8-9 dakika da reklam veriyorlar. (6dk rtük’ün izin verdiği reklam süresi + tanıtıcı reklam + dizi trailer’leri)
İşte böyleyken böyle.. Derken toparlayıp yazıya bir final yazamadım. Eğer öncesini okuduysanız, final için de bu cümlelerle idare edin. Öpüyorum sizi..
9 Nis 2008
Bir süredir yazmıyorum. Bilmiyorum kim takip ediyor, kim farkında bunun. Ama bahsetmek istediklerim olmasına rağmen yazmak istemiyordum. Bu yazıda bahsedecğeğim iki blog da yeni bir başlngıça vesile olacak sanıyorum. Hoş, bu duraksama ve başlangıçlar hiç bitmeyecektir ya..
Efenim ilk blogumuz yeni değil aslında. PHP konusunda bana hocalık eden arkadaşım victorious (Muzaffer Akyıl) blogunu 3 hafta kadar kapalı tuttuktan sonra, yeni domaini işe sürprizini yaptı.. Muzafferin yeni adresi de şöyle: http://muzaffer.akyil.net/
İkinci blogumuz ise yeni sayılır. SanalCafe‘nin biricik böcüğü Osman Seven uzun bir aradan sonra yeniden bir blog sitesi açmış.. Osman’ın blogu da şu adreste: http://blog.osmanseven.com/